All posts by Moda Hukuku Enstitüsü

67 Posts
  • Slayt1
  • Slayt2
  • Slayt3
  • Slayt4
  • Slayt5
  • Slayt6
  • Slayt7

Moda Hukuku 101 ve 201 Eğitimleri 23 Eylül’de Conrad Hotel’de Başlıyor.

Moda sektörünün dinamiklerini ve hukukun farklı disiplinlerinin modayla ilişkisini anlamak isteyen geleceğin moda hukukçuları için özel hazırlanan Türkiye’nin ilk ve tek Moda Hukuku Eğitim Programı, 23 Eylül’de Conrad Otel’de başlıyor. Alanında uzman avukatlar ve moda yöneticileri tarafından oluşturulan konu başlıkları kapsamında moda hukuku hem teorik olarak ele alınacak hem de vaka çalışmaları ile uygulamaları olarak incelenecektir.

Counterfeıt Culture, South Korea

Özellikle sokak modasıyla ilgili yaptığı haberlerle bilinen Highsnobiety bu kez Güney Kore’deki taklit giyim ürünleri pazarının belgeselini çekti. Counterfeit Culture isimli belgeselde paylaşılan bilgilere göre Güney Kore dünyanın en zengin 14. ülkesi ve Seoul dünyanın en zengin 5. şehri. Güney Kore’nin genç jenerasyonu ise sokak kültürüne ve global trendlere oldukça düşkün, bu da özellikle Off White, Champions gibi streetwear markalarının Güney Kore’de sıkça taklit edilmesine yol açıyor. Uluslararası Ticari Markalar Derneği ve Uluslararası Ticaret Odası raporuna göre, sahte ürünlerin en büyük üreticileri arasında yer alan Çin ve Güney Kore’nin ürettiği ürünler sebebiyle korsanlığın küresel ekonomik değeri 2022 yılına kadar 2.3 trilyon dolara ulaşabilir. 

  • Kaft Egitim
  • kaft tesekkur
  • Mhe Egitim 3
  • Unilever Egitim

IRMAK YILMAZ (BRANDCARED KURUCU ORTAĞI) RÖPORTAJI

Deterjan, Bilgisayar ve Moda Nasıl Bir Araya Geldi?

Irmak Yılmaz ile Türkiye’nin İlk ve Tek Moda Yönetim Şirketi BRANDCARED’e Dair

Bize kendinizden bahseder misiniz?

Marmara Üniversitesi ve Strasbourg Üniversitesi’nde Çeviribilim & İletişim bölümlerini bitirdikten sonra 3 yıl boyunca TÜBİTAK bursiyeri olarak Galatasaray Üniversitesi’nde Sociolinguistique alanında master eğitimi aldım ve dereceyle tamamladım. 286 moda markasını inceleyerek kullanılan dil, moda merkezleri, günümüz trendleri ve moda markalarının yönetim stratejilerinin birleşimi üzerine Fransızca olarak yazdığım tez, konusu itibariyle moda sektöründe dünyada yapılan ilk çalışma oldu. Ardından Paris’te Institut Supérieur Européen de la Mode’ta Moda Yönetimi ve Marketing eğitimleri ile Harrods, Selfridges, Farfetch, Victoria Beckham gibi markalarda Marka ve Strateji Direktörü olarak çalışan Susanne Tide-Frater’dan Buying & Merchindasing eğitimi aldım.

Vakko Esmod, Özlem Süer gibi hem eğitim odaklı hem de niş lüks tasarım markalarının yönetim departmanlarında çalıştım, aynı zamanda Türkiye’de ilk ve tek dünyada ise Amerika’dan sonra ikinci kurum olan Moda Hukuku Enstitüsü’nde Eğitim Koordinatörlüğü görevini üstlendim. Kısa süre önce yurt içindeki ve yurt dışındaki iş ortaklarımızla Türkiye’deki ilk ve tek moda yönetim şirketi Brandcared’i kurduk. Tüm bunların dışında Harvard Business Review Tr için moda yönetimi ve stratejileri üzerine analizler gerçekleştirmekte ve makaleler yazmaktayım.

Moda ve tekstil sektörünün yurt dışı tarafını da bilen biri olarak Türkiye’deki moda algısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle Türkiye’deki moda algısıyla dünya genelindeki algı ve dinamikler çok farklı. Ülkemizde moda genellikle popüler kültürün bir parçası olarak görülüp belirli bir kalıbın içine sokulurken; dünyada tarihin, kültürün, insanların yaşayış biçimlerinin bir yansıması olarak kabul ediliyor. Zira moda ve tekstil sektörünün birçok atılımın kaynağı olduğu biliniyor. Örneğin Sanayii Devrimi’ni aslında tekstil sektörüne borçluyuz.

Bununla birlikte söz konusu sektör ülkelerin ekonomisinde de oldukça önemli bir rol oynuyor. Dünyanın en zengin kişileri listesinin en üst sıralarında moda, tekstil, kozmetik şirketleri sahipleri bulunuyor. Türkiye’de modanın renkli dünyası ardındaki bu ekonominin, stratejilerin ve yönetim inceliklerinin yeteri kadar algılanmadığı kanaatindeyim. Aslında bir noktada bu durum Türkiye’de moda yönetimi konusunda Türkçe kaynak ya da üniversitelerde herhangi bir ders veya bölüm bulunmamasından da kaynaklanıyor. Türkiye’de Brandcared’ten önce, bir moda yönetimi kurumu hatta moda yönetimine dair analizleri ve case study’leri okuyabileceğimiz bir kaynak dahi yoktu.  

Türkiye’nin ilk ve tek moda yönetim şirketi Brandcared’in kurucu ortaklarındansınız. Neden böyle bir girişimi hayata geçirmek istediniz?

Türkiye bildiğiniz üzere bir tekstil ülkesi, dünya markalarının birçoğu Türkiye’de üretim yapıyor. Tüm bu know-how’a rağmen dünyaya açılan bir marka geliştiremiyor olmamızın altında birçok sebebi var elbette ama en önemlisi markalaşma, yurt dışına açılma süreçlerinde moda markalarının ya da girişimcilerinin başvurabilecekleri, onlara danışmanlık sağlayabilecek herhangi bir kurum bulunmaması. Brandcared ilk olarak bu ihtiyaçtan doğdu. Yurt içi ve yurt dışındaki iş ortaklarımızla moda yönetimine dair tüm konularda danışmanlık sağlamaktayız. Bununla birlikte her sektöre yönelik olarak konsept eğitimlerimiz ve projelerimiz mevcut.

Brandcared’in faaliyetlerinden biraz daha detaylı bahsedebilir misiniz?

Brandcared’in ana olarak 3 faaliyeti bulunuyor.

İlki moda yönetimine dair analiz, strateji, konsept ve pazarlama aktiviteleri için tüm ölçekteki moda markalarına ve tasarımcılarına sağladığımız moda yönetimi danışmanlığı paketleri. İkincisi tüm sektörlere yönelik olarak bespoke yöntemiyle hazırladığımız modaya dair konsept eğitimler.

Üçüncüsü tüm sektörler ile moda tasarımcılarını ve markalarını bir araya getiren kazan-kazan prensibinde hazırladığımız projeler.

Farklı sektörlerle modayı nasıl bir araya getirdiğinizden bahsettiniz, örnek verebilir misiniz?

Örneğin, Unilever’in çalışanlarına yönelik olarak genel trend semineri ile motivasyon eğitimi düzenledik. Rinso, Yumoş, Omo markaları çalışanlarına ve yöneticilerine yönelik olarak deterjan sektörü ve moda sektörünün kesiştiği noktaları anlatan vaka çalışmaları, atölyeler ile eğitimler serisi düzenledik. Eğitim sonunda Rinso, Yumoş, Omo’nun ambalaj renklerinden pazarlama stratejilerine, hedef müşterileriyle kurduğu iletişimden değişen moda ürünleri için nasıl deterjan üretmesi gerektiğine kadar birçok konu görüşüldü.

Bir başka sektör olarak, Microsoft’taki eğitim serimizden bahsedebiliriz. Microsoft’un tüm çalışanlarına yönelik olarak sezon trendleri ve kurumsal giyim kodlarını ele alarak şirket çalışanlarının motivasyonunu arttırdık. Ardından yükselen moda ve teknoloji konusunu ele alarak, Microsoft’un bu pazarda nasıl pay alabileceğini, teknoloji markalarının moda sektöründeki etkinliklerini görüştük.

Projeler konusunda teknoloji, inşaat, mobilya, elektronik, beyaz eşya, seramik, telekomünikasyon, gıda, sağlık, hizmet, temizlik, bankacılık, otomobil vs. sektörlerindeki markalarla moda markalarını ya da moda şirketlerini bir araya getirerek her iki tarafın da yararlanabileceği kazan-kazan prensibinde projelerimiz bulunuyor. Yakın tarihte önemli bir moda markası ve teknoloji şirketini daha önce hiç yapılmamış bir projeyle bir araya getireceğiz. Detaylarını sosyal medya adreslerimizden takip edebilirsiniz.

Brandcared neden bu kadar farklı sektörü bir araya getiriyor?

Özellikle içinde bulunduğumuz yüzyılda hızlı ve çok yönlü olmak gerektiğine inanıyoruz. Yeni müşteri kitlesi bildiğiniz gibi Y kuşağı. Onların da en belirgin özellikleri aynı şekilde hız, çok yönlülük ve noktaları birleştirme gücü. Şu an herhangi bir markanın güçlü bir şekilde var olabilmesi için sadece ürün satması yetmiyor. Yeni müşteri kitlesine hitap edebilmek için tüm markaların sosyal sorumluluk, teknoloji ve geri dönüşüm yönü güçlü olan projelere imza atması ve markasını eğitimlerle desteklemesi gerekiyor.

Moda sektörü de artık eski bildiğimiz dinamiklere sahip değil, modanın tüm ezberlerini bozan Vetements, Supreme gibi aktivist sayabileceğimiz markalar şu an sektörde çok önemli rol oynuyor. Hatta, sektöre yön veren LVMH’in en önemli markalarından Louis Vuitton Y kuşağını yakalayabilmek için bu tür markalarla işbirliği yapıyor. Brandcared olarak resmin bütününü görebilen markaların bu yüzyılda kazanan taraf olacağına inanıyoruz. Bu yüzden büyük resmi görmekle kalmayıp onu inşa eden tarafta bulunmak için çok farklı sektörlerle çalışıyoruz.

Yazılar Link:

https://hbrturkiye.com/yazar/irmak-yilmaz

http://www.brandcared.com/blog

Brandcared Sosyal Medya Adresleri:

https://www.facebook.com/brandcared/

https://www.instagram.com/brandcared/

https://twitter.com/brandcared

https://www.linkedin.com/company/brandcared

www.brandcared.com

 

  • Tolga Turan 3
  • Tolga Turan1
  • Tolga Turan2.png

TOLGA TURAN RÖPORTAJI

Bize Tolga Turan’dan ve Chivit markasından bahsedebilir misiniz?

Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Tasarım Bölümü Giyim Ana Sanat dalından 2002 senesinde dereceyle mezun oldum. Hemen ardından sektörde çalışmaya başladıktan sonra eğitimimi pekiştirip ufkumu genişletmek adına 2004 senesinde Londra Central Saint Martins College’da hem eğitim görüp hem de part-time olarak bir markanın tasarımlarını hazırladım. Türkiye’ye döndükten sonra askerlik görevimi yerine getirirken beraber çalıştığım Arzu Kaprol’den gelen haber üzerine son 1 aylık sürede Türk Silahlı Kuvvetleri askeri eğitim kıyafetini Coco Chanel’den sonra tasarlama şerefine ortak oldum. Arzu Kaprol’ün mentorluğunda Studio Kaprol platformunun hem danışmanlığını hem de erkek koleksiyonlarını 6 sezon boyunca üstlendim. İstanbul MBFW ve en son Berlin MBFW’de bu koleksiyonlarımızı defilelerimizle sergileme şansı bulduk. 2012 senesinde Elle Style Awards’da yılın genç tasarımcısı ödülüne layık görüldüm ve ödülümü aldıktan sonra hayatımın en anlamlı cevabı olan “Evet!”i sevgilim Özgül Özgüle’den aldım. 11 seneden beri Mudo ‘nun Fts 64 markasının  erkek koleksiyonlarının yöneticiliğini yapmaktayım. Bu görevime son 2 senedir danışmanlık vererek devam etmekteyim. Tüketim toplumunun yetişilemez hızından biraz olsun uzaklaşarak gerçekten sevdiğimiz işi yaparken kısa süre sonra İstanbul’dan uzaklaşabilmek adına Eşim Özgül ile beraber CHİVİT markamızı 2014 yılında hayata geçirdik. Kaybolan zanaatların ve ustaların arayışında kurduğumuz bu platform ismini doğal indigo boyamacılığına olan tutkumuzdan ve sezgilerimizin rengi mavinin doğadaki  bir numaralı pigment kaynağı çivit otundan aldı. Şu an yeterli tasarım anlayışıyla yorumladığımız tamamı doğal materyallerden ve derilerden bizzat elde kesip saraç işçiliği ile diktiğimiz zamansız ve sezonsuz aksesuarlar üretmekteyiz ve dediğim gibi en önemsediğimiz nokta bunları severek yapmak ve bizim gibi bu değerlere kayıtsız kalamayanlarla hikayelerimiz ve ürünlerimizi paylaşmak.

Sürdürülebilirlik moda sektörünün son trendlerinden ve sizin de oldukça önem verdiğiniz bir konu. Moda sektörü açısından sürdürülebilirliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sürdürebilirlik aslında artık bir trend olmaktan çıktı, evet bir trend olarak lanse edilmesi gerekiyordu ki tüketmeye alışmış toplum tarafından kabul edilebilsin. Ne yazık ki bu tam da bu yüzden artık bir zorunluluk. Çünkü kaynaklarımızı çok hızlı ve hesapsızca tüketmeye devam ettiğimiz noktada ne moda sektörünün ne de diğer sektörlerin varlıklarını sürdürebilmesi dolayısıyla yaşamın sürdürülebilmesinin imkanı yok. Biz de bu yüzden sadece besin endüstrisinin çıktısı olan derileri dönüştürüp değerlendirmek adına deri kullanmaktayız kesinlikle egzotik tabir edilen sadece derisi için yetiştirilen hayvanların derilerini kullanmıyoruz. Zaman zaman bize ama deri kullanarak bu tüketimi desteklemişiz oluyorsunuz diyorlar fakat hangisi daha sürdürülebilir? Sentetik elyaflar petrolden imal ediliyor, doğal elyafların talebini karşılamak için temiz su tüketimi artıyor insanlar içecek suyu bile bulamazken… Biz bu derileri kullanmasak bile besin endüstrisi işlemeye devam edecek ve bu sefer bu deriler atık haline gelerek yok edilmek için yine doğal kaynaklar kullanılıyor olacak. Yani aslında sürdürülebilirlik tam olarak bu dengeyi kurmaktan geçiyor.  Sadece Hong Kong’da  saniyede 1400 adet t-shirt çöpe atılıyor! Bunu bir saniye düşünün lütfen.

Chivit markasının kurucusu ve tasarımcısı olmakla birlikte, aynı zamanda Mudo’nun erkek koleksiyonunun baş tasarımcısı olarak çalışmaktasınız. İkisini nasıl dengeliyorsunuz?

Bahsettiğiniz gibi Mudo’nun Fts 64 markasının erkek  koleksiyonunun danışmanlığını yapıyorum. Mudo Collection markasının danışmanı çok sevgili dostum Giray Sepin ile beraber çok büyük ve birbiriyle  yakın bir tasarım ekibiyle çalışmaktayız, o nedenle aramızdaki sinerji işimizi zevkle yapmamızı sağlıyor. Diğer yandan Chivit markamızı eşim Özgül ile birlikte ev-atölyemizde üretip yönettiğimiz için aslında tam olarak hayatımızın ayrılmaz bir parçası oldu. Oradaki dengeyi sağlamaya çalışırken kendimizi sürekli çizgi üzerine çektiğimiz mottomuz “Biz bu işi severek yapmaya devam edebildiğimiz sürece bir anlamı ve değeri var” bu nedenle dengesiz ve hazırlıksız büyüme rüzgarlarına karşı birbirimize sürekli bunu hatırlatmaktayız.

Sizce moda sektöründe hukuka ihtiyaç var mı?

Sektörel bakmayı geçtim hayatın her anında hukuka ihtiyacımız olduğunu her an hissettiğimiz bir zamanı  hep birlikte yaşamıyor muyuz sizce de? 

Mesleğiniz gereği hiç hukuki bir meseleyle uğraşmak zorunda kaldınız mı?

Tabii ki, gerek markamızın tescil sürecinde gerek internet satış kanalımızı oluşturma sürecinde gerekse danışmanlık yaptığım markanın bizim dışımızdaki tüm artworklerini denetlemeye çalışmak sürecinde hukuki meseleler hep önümüzde oldu. 

Moda Hukuku Enstitüsü size şimdiye kadar hangi alanlarda, nasıl destek oldu?

En son e-ticaret sitemizin bilgilendirme formu ve satış sözleşmelerini hazırlayarak destek oldu ama aslında her anlamda aklıma takılan tüm soruları sorabileceğim bir dost kapı olarak yanımızda olduğunu bilmek gerçekten çok kıymetli benim için.

 

  • Dapper Dan Style
  • Dapper Dan araba
  • Dapper Dan Müşteriler
  • Dapper Dan Store
  • Dapper Dan Style 2
  • Dapperdan foto
  • dapperdangucci

Gucci’nin Yeni Ceketinin Hikâyesini Biliyor Musunuz?

Gucci Resort 2018 koleksiyonunda yine oldukça çarpıcı tasarımlara imza attı. Ancak bir tasarımı diğerlerinden ayıran özel bir yan vardı: Dapper Dan.
Harlem’de terzilik yapan Dapper Dan (Daniel Day) 80’ler ve 90’lara damgasını vuran tasarımlar gerçekleştiriyordu. Müşterilerinin arasında dolandırıcılar, hiphop sanatçıları ve Dapper Dan’in tanımıyla “etnik ghetto giyim tarzının maço hali”ni sevenler bulunuyordu. Dapper Dan’i diğer terzilerden ayıran şey ise tasarım vizyonunun yanında aslında belki de tarihteki ilk bilinen “taklitçi” olmasıydı. Zira Dapper Dan, Louis Vuitton, Gucci, Fendi gibi markaların logolu kumaşlarını izinsiz kullanarak onlardan yeni modeller tasarlıyordu. Dapper Dan’in tasarımları arasında yalnızca pantolonlar, ceketler bulunmuyordu, aynı zamanda söz konusu markaların kumaşlarıyla araba koltuğu bile kaplayabiliyordu.
Logolu kumaşlarının izinsiz kullanıldığını fark eden moda markaları, Dapper Dan’in tescilli markalarını taklit ettiğini belirterek, ünlü terzinin dükkânına baskın yaparak dükkânını kapattırdı.
Dapper Dan’in dükkânının kapanmasından yıllar sonra bugün, Gucci’nin Kreatif Direktörü Alessandro Michele, Dapper Dan’in 80’lerde Gucci’nin kumaşını izinsiz kullanarak tasarladığı bir ceketi Dapper Dan’den izin almadan yeniden tasarladı. Defileden sonra New York Times’a açıklama yapan Michele, 80’lerin moda ve hiphop dünyasına damgasını vuran Dapper Dan’e saygılarını sunmak adına kendisiyle bir işbirliğine imza atmak istediğini belirtti.

  • IMG-20170522-WA0006

TANJU BABACAN Röportajı

 

Kariyerinize nasıl başladığınızı anlatabilir misiniz?

Tasarımcılık içinizde hissettiğiniz bir cevher ise bazen aheste olsa da yürüdüğünüz yoldan hiç ayrılmadan edinmek istediğiniz mesleğe doğru dümdüz yürümek bu yolculukta karşılaştığınız her ustaya çırak edebiyle yaklaşmak zaman içerisinde bu edep cevherinizin tıraşladıkça tıraşlar. Ve siz de içinizdeki ışığı yansıtmaya başlarsınız. Günümüze baktığımızda yapılan birkaç defileyle markanızı hızla oluşturabilirken benim yolculuğumda bir elbise yapmak, o bir elbiseyi halkın takdiriyle bir diğer elbiseye geçerek devam etti. Ancak tasarımcı Tanju Babacan’ı böyle oluştururken 2013 yılında kurmuş olduğumuz hazır giyim markamız Red Beard tamamen bir çalışma ve stratejinin ürünüdür.

Diğer Türk tasarımcılar arasında tasarımlarınızı bu kadar öne çıkaran ve sizi bu kadar başarılı yapan en önemli farkın ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Ülkemizde tabii ki çok önemli tasarımcılar var. Benden önceki jenerasyon, benim jenerasyonum ve bize yeni katılan jenerasyon. Bu kalabalık içerisindeki fark edilirliğiniz tabii ki çok önemli. Salt trendlerden faydalanan tasarımcılar ve dünya markalarının tasarımlarından esinlenen tasarımcılar ile tamamen kendi özgün tasarımlarını yapan meslektaşlarımın arasında mutlaka farklılıklar olacaktır. Bu siyah ve beyaz kadar fark edilir bir ayrılıktır. Bu farklılığın üzerine artı olarak bir de bir kısmımızın tanınırlığı kesindir. Ben kendimde hiçbir zaman başka sağlardan faydalanan bir yapıya sahip olmadım. Belirlenen konu doğrultusunda tüm koleksiyonumu tamamen özgür tasarımlarım ve arzu ettiğim renklerden yaptım. Dolayısıyla da farklarım takdir gördü.

Tanju Babacan ve Red Beard markasını oluştururken ve şirketinizi kurarken en dikkat ettiğiniz husus ne oldu? İlk olarak nereden başladınız?

 Red Beard markasını oluştururken en önemli motivasyonumuz Couture modeli yerine hazır giyime odaklanmak isteyişimizdi. Anahtar olarak “doğaya ve canlılara saygı, akademik bilginin yüceltilmesi ve zamansız moda  yaratma” dinamiklerini belirledik. Akademik bilgiye özendirmek için koleksiyonlarımızı hazırlarken akademik kaynaklar ya da akademisyenlerden yardım alıp, kreatif süreçleri o bilgi donanımıyla başlatıyoruz. Pazarlama aşamalarında da akademik bilgiyi paylaşma ve özendirme amacı güdüyoruz. Koleksiyonlarımızı trendlerden bağımsız, konseptler odaklı hazırladığımız için de herhangi bir zaman dilimine ait olmasının önüne geçmiş oluyoruz. Bu bize zamansız moda yapma imkanı tanıyor. Sezon dışı kavramı bizde yok yani. Malzeme kullanımında ise örme kumaşları tercih ediyoruz. Kumaş ve aksesuarları seçerken en dikkat ettiğimiz husus nasıl elde edildiği oluyor. Olabildiğince gezegene ve üzerinde yaşayanlara saygılı olmaya çalışıyoruz. 

Kariyeriniz boyuncu hukuki tavsiyeye ihtiyacınız oldu mu? Bu durumlarda nasıl yol aldınız?

Hukuki tavsiyeye her zaman ihtiyaç duyabiliyorsunuz. Yakın avukat arkadaşlarımdan destek aldım çoğunlukla. 

Yurtdışındaki tasarımcı ve modacıların sizce haksızlığa uğradıkları durumlarda, ürünleri taklit edildiğinde nasıl hareket ediyorlardır?

Markalar tasarımları çalındığında nasıl davranacaklarını yönetim kurulları nezdinde kararlaştırıyor olmalı diye düşünüyorum. Hukuk departmanları var ise oradan tavsiye alıyor olabilirler. Ticari olarak önem arz etmeyen durumlarda tepki vermedikleri de oluyordur. Öte yandan markalar arasında milyon dolarlarla ölçülen tazminat davaları olduğunu da biliyoruz, okuyoruz. Tepkiler muhtelif. Her biri kendine has dinamiklere sahip olmalı. Dışarıdan bakıp genel bir fikir yürütmek mümkün değil gibi. 

Moda hukukunu daha önce duymuş muydunuz? 

Evet, son zamanlarda çokça duymuş olduğumuz bir terim.

Moda Hukuku Enstitüsü Kurumsal İlişkiler Yöneticisi Tunaseli Kamburoğlu’nun Röportajı

  • antonella kaan
  • antonella kaan2

FASHION LAW INSTITUTE SPAIN KURUCUSU ANTONELLA DI CAMPO RÖPORTAJI

Moda Hukuku Enstitüsü Bilkent Üniversitesi Öğrenci Temsilcisi Ahmet Kaan Özdamar’ın Röportajı

İspanya Moda Hukuku Enstitüsü ne zaman ve nasıl kuruldu?

Enstitü olarak 2016 yılı Haziran ayında Ulusal Kayıt Kurumu’na yaptığımız başvuru ile kurulmuş olup, kar gütme amacı olmayan bir enstitü olarak işe başladık.

Nasıl Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku, özellikle de Moda Hukuku, alanında çalışmaya karar verdiniz?

Aslında modaya olan ilgim o kadar büyük ki benim için çok kolay oldu. Fakat moda hukukunun duayenlerinden olan Susan Scafidi’i keşfettiğimde ben de uluslararası alanda tıpkı Susan gibi Moda Hukukuna katkıda bulunmak istediğimi fark ettim. Genel olarak Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku alanında çalışan bir avukat olsam da, İşletme Hukuku ve Moda Hukuku kombinasyonuna daha çok ilgi duyuyorum.

Moda Hukukuna ve enstitünüze yönelik İspanya’da hukuk fakültesi öğrencilerinin, avukatların ve moda tasarımcıların ilgisi hakkında ne söylemek istersiniz?

Aslında birçok kişi yüksek lisans programımıza ilgi duyduğunu belirtiyor. Fakat bu konuda henüz pek fazla tanıtım yapmıyoruz çünkü kendimizi geliştirmemiz gereken alanlar olduğunu biliyoruz ve öncelikle Moda Hukuku alanında eğitimciler yetiştirmeye çalışıyoruz. Kendinizi tam olarak ulusal ve uluslararası alanda tanıtmamış olmamıza rağmen, hukuk öğrencileri ve avukatlar şimdiden oldukça ilgililer. Ayrıca tasarımcılar da ücretsiz olarak gerçekleştirdiğimiz markanın korunması ve sözleşmeler alanındaki seminerlerden oldukça mutlular.

Enstitü olarak gazete veya dergi vs. gibi yayınlarınız var mı? Yok ise, geleceğe yönelik böyle bir planınız var mı?

Aslında bir blog sahibiyiz fakat zaman kısıtlılığımızdan ötürü pek paylaşımda bulunamıyoruz. Şu an enstitü olarak daha öncelikli ihtiyaçlarımıza yönelik çalışmaktayız. Özellikle de Moda ve Hukuk Yüksek Lisans Programına odaklanmış bulunmaktayız. Gazete çıkarma konusunda gelecek yıllar için aklımızda fikirler var fakat şu an dışa dönük projeler ve eğitim programları üzerinde çalışıyoruz.

Genel olarak enstitü ile gerçekleştirdiğiniz etkinlikler hakkında bilgi verir misiniz?

Daha önce de bahsettiğim gibi şu anki odak noktamız Moda Hukuku Yüksek Lisans Programı. Buna ek olarak moda hukuku toplantıları düzenliyoruz ve moda dünyasının ünlü isimleriyle haklarının korunması açısından ihtiyaç duyulan kanuni düzenlemeler hakkında konuşuyoruz. Ayrıca kurulduğumuz günden beri moda sektöründeki girişimcilere hukuki danışmanlık veriyoruz. Yani adım adım bu alanda çalışan ve bize ihtiyacı olan herkese ulaşmaya çalışıyoruz.

Peki, güncel Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukukunun bu alanda çalışan insanların haklarını gerçekten koruduğuna inanıyor musunuz?

Aslında hayır çünkü gelişen teknoloji, internet ve 3D yazıcı ve sosyal medya bilgi aktarımında yaratıcının haklarını göz önünde bulundurmadan hakların ihlalinde çok büyük bir rol oynuyor. Bu konuda yapılabilecek en güzel şeyin tüketicilerin ve toplumun genel olarak eğitilmesi olduğunu düşünüyorum.

Peki, enstitü olarak size danışan insanlara nasıl bir yardımda bulunuyorsunuz?

Şu an müvekkillerimize marka tescilinin yapılmasında, genel olarak fikri ve sınai mülkiyet uygulamalarından ve nasıl bir strateji izlemeleri gerektiği hakkında bilgilendirme yapıyoruz.

Genel olarak 2017 yılında Moda Hukuku Enstitüsü İspanya hakkındaki planlarınız nelerdir?

Şu anki en büyük amacımız enstitünün tanıtımını ve reklamını yapmak, etkinlikler düzenlemek ve diğer moda sektöründeki organizasyonlarla anlaşmalar yapmak. Tabi ki de bunlara ek olarak moda hukuku açısından toplumun bilgilendirilmesi için yapılan işleri de çok unutmamak lazım.

Son olarak Moda Hukuku Enstitüsü İstanbul’a iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Gerçekten Moda Hukuku Enstitüsü İstanbul’u moda alanında gerçekleştirdikleri etkinlikler ve bu alanda öncü oldukları için tebrik etmek istiyorum. Ayrıca Kaan, yeni kurulan enstitümüze ilgi duyup bizimle bu tatlı sohbeti gerçekleştirdiğin için sana çok teşekkür ediyorum. Umuyorum ki en kısa zamanda seninle ve Enstitünüzle daha sıkı ilişki içinde oluruz. Ve tekrar umuyorum ki en kısa zamanda Moda Hukuku Enstitüsü İstanbul’u ziyaret etme şansına sahip oluruz.

 

  • 0026-coachella-street-style-2016
  • coachella

Coachella Festivali Davalık Oldu.

Her yıl Nisan ayında Kaliforniya’da gerçekleştirilen Coachella festivali kuşkusuz son dönemin en çok konuşulan etkinliklerinden. Festivale katılan herkesin 90’lardan ilham alan, bohem ve hippi stilindeki kombineleri ise moda markalarının ürünlerini pazarlamaları için yeni bir fırsat haline geldi. Hatta Coachella’nın isim hakkına sahip olan şirket Goldenvoice, bu yıl H&M ile bir anlaşma yaparak söz konusu festivale özel “H&M Loves Coachella” koleksiyonu çıkardı. Bu işbirliğinden ilham alan Urban Outfitters da alt markası Free People ile çıkardığı ürünlerde “Coachella Vadisi Tünik”, “Coachella Mini Elbise” gibi terimler kullandı. Ancak unuttukları bir nokta vardı: Marka Hakları. 
Goldenvoice bunun üzerine geçtiğimiz günlerde Urban Outfitters’a marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet davaları açtı ve Urban Outfitters’ın ürünlerinde Coachella ismini kullanmaktan men edilmesini ve zararın karşılanmasını talep etti. 
  • MH101 2017 AFİŞ

Gün geçtikçe büyüyen moda sektöründe bir marka kurmak üzere yola çıkan ya da mevcut markasını uluslararası platforma taşımak isteyen moda sektörünün aktörlerinin gün geçtikçe büyüyen ve küreselleşen moda endüstrisinde doğru atılımlar atabilmeleri için oyunun kurallarını iyi bilen hukukçulardan destek almaları gerekmektedir. Bu noktada sektörün aktörleri, moda değer zincirinin birçok aşamasında moda hukukundan ve moda sektörünün dinamiklerini bilen hukukçulardan hizmet almaktadır. Moda Hukuku 101 Eğitimi kapsamında, moda sektöründe avukatlık yapmak isteyen hukukçulara moda hukuku alanında temel bir eğitim verilmesi amaçlanmaktadır.

Bu doğrultuda katılımcı hukukçulara, moda endüstrisinin değer zincirinin hukuki alt yapısı, başta fikri ve sınaî mülkiyet hukuku olmak üzere, sözleşmeler, e-ticaret, rekabet, reklam ve tüketici hukuku alt başlıkları altında hem teorik hem de pratik moda hukuku temel eğitimi verilecektir. Böylelikle katılımcılara, moda endüstrisinin gelişmekte olan en önemli disiplinlerinden biri olan moda hukukunun ne olduğu, dünyadaki ve ülkemizdeki konumu ve uygulama alanları, bu süreçlerde bilinmesi gereken temel moda hukuku kavramları ve alt başlıkları anlatılmış ve bu alanda farkındalık sağlanmış olacaktır. Alanında uzman avukatlar ve akademisyenlerin rehberliğinde gerçekleşecek eğitim programının içeriği, moda hukuku üzerinde uzmanlaşmak isteyen stajyer avukatların ve hukuk öğrencilerinin de katılımına uygun olarak tasarlanmıştır.

BURS BAŞVURUONLINE BAŞVURUTAKSİTLİ ÖDEMETANITIM DOSYASI

  • vanessa-bouchara

VANESSA BOUCHARA ile PARİS MODA SEKTÖRÜNÜN HUKUKİ YÖNÜ

“Moda endüstrisinde diğer tasarımcılardan sıyrılarak öne çıkmak oldukça zordur; hukuki koruma ise markaların ve tasarımcıların tasarladıkları ürünün orijinalliğini göstermelerini sağlayarak onların özgün olduğunu kanıtlar ve taklit edilmelerine engel olur.”

Bize kendinizden ve kariyer yolculuğunuzdan bahsedebilir misiniz?

l’Université Panthéon Assas’da hukuk lisansını ve l’Université Dauphine’de Şirketler Hukuku yüksek lisansını tamamladım. Fikri mülkiyet alanında uzmanlaşmak istediğim için, Londra Queen Mary Üniversitesi’ne giderek 1 yıl bu alanda eğitim aldım.

Ailem moda sektöründe çalıştığı için yaratıcılık içeren bir alanla mesleki bilgimi birleştirmem kolay oldu. Hukukun fikri mülkiyet alanıyla ailemin çalıştığı ve yaratıcılık odaklı bir sektörü içgüdüsel olarak bir araya getirdim. Eğitimimin ardından fikri mülkiyet alanında uzmanlaşmış bir hukuk firmasında 7 yıl boyunca çalıştım. Sonrasında kendi hukuk büromu kurdum. 12 yıldır kendi bürom Cabinet Bouchara’da avukatlık yapıyorum.

Paris’te avukat olmanın avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Avukatlık oldukça tutkulu bir meslek. Özellikle fikri ve sınaî mülkiyet alanında çalışmak ise  müvekkillerinizi yakından tanıyarak onlarla samimi olmanızı gerektiriyor. Müvekkillerimizin şirketlerini kurmalarında yardımcı oluyoruz, sonrasında da karşılaştıkları hukuki problemlere çözüm getiriyoruz. Dolayısıyla fikri mülkiyet avukatlığı kendinizi tamamen bu işe odaklamanızı ve kendinize sürekli yatırım yapmanızı gerektiren bir meslek. Bu mesleğe özel bir dezavantaj ise aklıma gelmiyor

Moda sektöründe sıkça davalarla karşılaşıyor musunuz ?

Tekstil, aksesuar, ayakkabı gibi ürünlerin dava konusu olduğu vakalarla sıklıkla karşılaşıyoruz. Bu durum, moda endüstrisinin ekonomik boyutu ve « fast fashion » kavramının ortaya çıkmasıyla da oldukça alakalı. « Fast fashion » markaları, tüketicileri moda ürünlerini satın almaya teşvik etmek ve müşterilerinin dolaplarını sıklıkla yenileyebilmeleri sağlamak için ürünlerini uygun fiyata satıyorlar. Söz konusu bu markalar zaman zaman üçüncü şahısların tasarımlarını taklit ediyorlar, bu durum da moda sektöründe anlaşmazlıklara yol açıyor.« Fast fashion » markaları dışında da moda sektöründe sıklıkla taklitçilik örnekleriyle karşılaşmaktayız. Zira günümüzde sosyal medyanın öneminin artması, taklitçiği de etkiliyor. Sosyal medya, herhangi bir bilgiye kolay ve hızlı bir şekilde ulaşılmasını sağlıyor; bu durum ise hem avantaj hem dezavantaj olarak görülüyor. Özellikle lüks sektöründeki markalar için sosyal medya, kısıtlı bir kitlenin görebildiklerini aslında herkese gösterebilmeyi sağlıyor. Örneğin son yıllarda özellikle Instagram’da fenomen haline gelen moda blogger’ları herkes tarafından takip edilen markalar ile lüks markaları karıştırarak kombinler oluşturuyorlar. Lüks segmentinde ulaşılabilir kıyafetler ve aksesuarlarla hazırladıkları post’ları sosyal medya üzerinden paylaşıyorlar. Böylece lüksün erişilmezliği bozularak, herkesin lüks parçalara ulaşabilmeleri sağlanıyor. Aynı zamanda lüks markalar da çanta, aksesuar gibi daha uygun fiyatlı ürünlerini pazarlama ve satma imkânı buluyorlar.

Bununla birlikte, lükse böylesine kolay ulaşmanın markalar için hukuki açıdan zararlı sonuçları da olabiliyor. Lüks ürünlerin görünürlüğünün artarak reklamının yapılması taklitçiliği de beraberinde getirebiliyor. Taklit ürün imal edenler, sosyal medya üzerinden gördükleri modelleri birebir üretebiliyorlar. Bu durumdan kaynaklanan vakalarla Fransa moda sektöründe oldukça fazla karşılaşıyoruz.

Fransız yasalarının moda hukuku açısından yeterli olduğunu düşünüyor musunuz ?

Fransız yasalarında moda hukuku özelinde ayrı bir düzenleme bulunmuyor ancak tüm yaratıcı disiplinlerle ilgilenen fikri mülkiyet kanunu moda hukukunu da kapsıyor. Fransız yasalarının, diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda tasarımları oldukça koruyan bir yapısı var. Ancak ortaya çıkan ve orijinal olduğu iddia edilen eserlerin özgünlüğüne bakılıp koruma konusunda karar veriliyor. Bir tasarımcı söz konusu tasarımın, kendisi tarafından ortaya çıkarıldığını kanıtladığı takdirde o tasarım üzerinde hak sahibi olabiliyor.

Sizce moda ve tekstil markaları, fikri ve sınai haklarını koruma konusunda bilinçliler mi ?

Ne yazık ki her zaman değil… Ya da fikri mülkiyete bağlı varlıklarını sadece Fransa’da koruyorlar ancak bu yeterli değil.

Moda endüstrisinde yer alan markalar aşağıdaki başlıkları dikkate almalılar.

Marka hakları:

Marka kamuoyu nezdinde tanımlanma anlamına gelmektedir. Marka, ekonomik bir değer anlamına gelebilir, özellikle moda ve tekstil sektöründeki şirketlerin değerleri marka isimleriyle ölçülebilir. Marka adının, markanın çıktığı ülkede korunması önemlidir; ancak markanın dağıtım yapıldığı her ülkede de korunması gerekmektedir.

Tasarımlar ve modeller:

Tasarım ve modeller estetik değer taşıyan yaratımları korurlar. Bu hak, farklı kıyafet modellerinin, aksesuarlarının, ayakkabıların yenilik ve özgünlük taşıması şartıyla ortaya çıkan ürünlerin koruma altına alınmasını sağlar.  Avrupa Birliği’nde tasarımcıların resmi olarak tescil işlemi gerçekleştirmelerine gerek kalmadan, topluluk tasarım ve modellerini kamuoyuna sunmalarını takip eden 3 yıl boyunca koruma altına almalarını sağlayan özel bir hak bulunmaktadır. Bu koruma türü özellikle tekstil sektöründe sıklıkla kullanılmaktadır, zira bu haktan yararlanabilmek için tasarım sahiplerinin basın ya da reklam yoluyla ürünlerini kamuoyuna sunmaları yeterli olmaktadır. Moda markalarının çıkardıkları koleksiyonlar ise döngüsel olarak değiştiğinden, defilede gösterilen modeller sunumlarının ya da pazarlamalarının yapıldığı belirli bir zamana kadar korunurlar.

Telif hakkı:

Moda endüstrisinin temel aktivitesini kıyafet ve aksesuar tasarımı oluşturmaktadır. Söz konusu bu endüstride diğer tasarımcılardan sıyrılarak öne çıkmak oldukça zordur; hukuki koruma ise markaların ve tasarımcıların tasarladıkları ürünün orijinalliğini göstermelerini sağlayarak onların özgün olduğunu kanıtlar ve taklit edilmelerine engel olur.

Lüks marka sektöründe ise, marka ihtiyaçlarını belirlemek ve doğru hukuki adımlar atabilmek için fikri mülkiyet alanında uzmanlaşan kişilerle bir an önce çalışılması çok önemlidir. Eğer markalar daha en başında özgün tasarımlarını ve ayırt edici işaretlerinin taklit edilmemesi için bir takip sistemi kurgulamazlarsa, özellikle taklit ürün yapan ve Instagram, Facebook gibi sosyal medya üzerinden satışını gerçekleştiren küçük atölyeleri kontrol edemeyebilirler.

Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku’nun gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fikri mülkiyete konu olan hukuki meseleler oldukça yeni, aynı şekilde dijital ve teknolojik gelişmeler de öyle. Özellikle moda sektöründe ya da şirketlerin ekonomilerinin fikri ve sınaî mülkiyet varlıklarına dayandığı sektörlerde, firmaların ayakta kalabilmeleri için fikri haklardan elde ettikleri varlıkları korumaları gerektiği konusu gittikçe önemli hale geliyor.

Telif hakkı, marka hakkı gibi konular göz ardı edilerek taklitçilik olağan hale gelmekte, dolayısıyla şirketlerin bu konuda aksiyon alarak en kısa sürede şirketlerini ve tasarımlarını koruma altına almaları gerekmektedir. Bu noktada moda sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin ve tasarımcıların uzman hukuk bürolarıyla çalışmaları önerilmektedir.

Pourriez-vous vous présenter et parler de votre parcours professionnel?

Je suis devenue avocate à la suite de mes études de droit à l’Université Panthéon Assas et  d’un Master 2 en droit de l’entreprise à l’Université Dauphine. J’ai ensuite choisi de me spécialiser en droit de la propriété intellectuelle en effectuant une année d’études à la Queen Mary University of London. Mes deux parents étaient dans le milieu de la mode ce qui m’a permis de me sensibiliser très tôt au milieu créatif. C’est donc très naturellement que j’ai choisi de me spécialiser en droit de la propriété intellectuelle, car cela me permettait de combiner les deux domaines qui m’intéressaient le plus : la création et le droit. J’ai tout d’abord travaillé dans un cabinet d’avocat français spécialisé en droit de la propriété intellectuelle pendant sept ans, avant de monter mon propre cabinet d’avocat il y a douze ans.

Quels sont les avantages et les inconvénients d’être avocate à Paris ?

Le métier d’avocat est passionnant et notamment le droit de la propriété intellectuelle et industrielle, car il nous permet d’être extrêmement proches de nos clients. On les accompagne depuis la création de leur entreprise, et on les aide à résoudre tous les problèmes qu’ils peuvent rencontrer par la suite. De ce fait, c’est aussi un métier très prenant qui occupe à 100% et dans lequel il faut réellement s’investir. Je ne trouve pas d’inconvénients particuliers à ce métier.

Les procès en matière de mode sont-ils fréquents ?

Les procès en matière de textile, accessoires, chaussures, etc.. sont très fréquents. Cela est lié à l’ampleur économique de l’industrie de la mode et à l’avènement de la « fast fashion ». Les marques de fast fashion proposent à la vente des produits à un prix accessible afin d’inciter le consommateur à acheter et à renouveler sa garde-robe très régulièrement. Parfois, ces marques se contentent de copier le travail créatif de tiers, ce qui génère un contentieux fourni. Indépendamment de ces marques de fast fashion, les cas de copie plus ou moins serviles sont fréquents. L’importance des réseaux sociaux dans le monde d’aujourd’hui a accru ce phénomène. En effet les réseaux sociaux ont l’avantage et l’inconvénient de donner un accès facile et rapide à n’importe quelle information. Ils permettent ainsi aux marques d’avoir une plus grande visibilité auprès d’un public moins aguerri au monde du luxe. Par exemple, le phénomène des bloggeuses de mode s’est beaucoup développé ces dernières années (surtout sur Instagram), avec la complicité des marques, qui  n’hésitent pas à fournir des pièces de luxe à celles qui sont le plus suivies. Ces pièces sont ensuite accordées avec des vêtements ou accessoires plus abordables, et postées sur les réseaux sociaux. L’accès aux pièces de luxe est ainsi facilité au grand public car désacralisé. Cela fait l’affaire des marques de luxe car il permet d’augmenter leurs ventes de certaines pièces plus accessibles telles que des sacs ou des accessoires. Cependant, cette accessibilité comporte un revers juridique très dommageable pour les marques. En effet, la visibilité  permet aux contrefacteurs de réaliser des copies serviles des produits, en s’inspirant directement de ce qu’ils ont vu sur les réseaux sociaux. Ceci crée donc un contentieux abondant en matière de mode en France.

Pensez-vous que la législation française soit suffisante en matière de droit de la mode?

Le droit de la mode et du luxe n’est qu’une partie de la matière et il n’y a pas de lois spécifiques à ce sujet en droit français mais un droit plus général de la propriété intellectuelle qui bénéficie à toutes les créations, quel qu’en soit le mérite. La loi française est assez protectrice des créateurs de mode comparée à d’autres pays. Toutefois, ce qui compte en matière de droits d’auteur sera l’originalité de l’œuvre originale revendiquée. Ce n’est que si un créateur est en mesure de justifier de l’empreinte de sa personnalité sur son œuvre, qu’il pourra être titulaire de droits.

Les marques de l’industrie de la mode et du textile sont-elles assez vigilantes sur la protection de leurs actifs de propriété intellectuelle ?

Malheureusement pas toujours… Ou elles se contentent de protéger leurs actifs de propriété intellectuelle en France, ce qui n’est pas suffisant. Les marques spécialisées dans l’industrie de la mode doivent protéger :

Leurs marques :

La marque est celle qui l’identifie à l’égard du public. Une marque est susceptible de revêtir une valeur économique significative notamment pour les entreprises dans l’industrie de la mode et du textile qui basent une grande partie de leur renommée dessus. Il est essentiel pour les marques de se protéger dans leur pays d’origine mais également partout où elles sont distribuées.

Leurs dessins et modèles :

Les dessins et modèles protège les créations esthétiques. Ce droit permet aux différents modèles de vêtements, accessoires, chaussures ou autres, de bénéficier d’une protection spécifique sous condition de nouveauté et de caractère propre ou individuel. Il existe dans l’Union Européenne un droit des dessins et modèles communautaires non enregistrés qui permet d’octroyer des droits à son titulaire une pendant trois ans à compter du jour de la divulgation du dessin ou modèle, sans qu’il n’ait formellement déposé sa création. Cette protection est très utilisée par l’industrie du textile car il suffit juste de prouver la divulgation (publication médiatique, publicité, etc..)  pour qu’elle soit effective. Les collections en matière de mode sont cycliques, et ces protections permettent donc de préserver les modèles d’une reproduction pendant un certain temps et notamment le moment de leur présentation et de leur commercialisation.

Leurs droits d’auteur :

L’industrie de la mode a pour activité principale la création de vêtements, ou d’accessoires. En matière de mode il est très difficile de se démarquer des autres créateurs surtout dans le prêt à porter ou les collections sont très souvent redondantes. C’est pourquoi la protection offerte par le droit d’auteur est très importante car elle permet aux marques qui démontrent l’originalité de leurs produits, d’en interdire la reproduction. Une marque dans le secteur de la mode et du luxe est très visible. Il faut très tôt qu’elle s’entoure des conseils d’un avocat en propriété intellectuelle afin de cibler ses besoins et de faire les bons choix juridiques. Si les marques peuvent mettre en place des surveillances pour veiller à ce que d’autres marques ne copient pas leurs signes distinctifs et droits d’auteur, il est très difficile de traquer les plus petits contrefacteurs qui sont souvent des particuliers et vendent leurs produits sur les réseaux sociaux tels qu’Instagram ou Facebook.

Que pensez-vous de l’évolution du droit de la propriété intellectuelle ?

Les problématiques posées en droit de la propriété intellectuelle sont très actuelles et d’autant plus avec l’évolution du numérique. La nécessité de protéger les actifs d’une entreprise est grandissante pour assurer sa survie économique, notamment en matière de mode ou l’essentiel de l’économie de la société est basée sur les actifs de propriété intellectuelle et industrielle. La contrefaçon se banalise, notamment en matière de droit d’auteur et droit des marques, et les entreprises doivent anticiper en optimisant leur protection le plus en amont possible. Il est très important pour cela que les créateurs fassent appel à un cabinet spécialisé pour se prémunir des différentes atteintes.

Vanessa Bouchara

www.cabinetbouchara.com

  • unnamed

eBay Taklitçilik Karşıtı Hizmetini Duyurdu

eBay, e-ticaret platformlarında pazarlanan taklit ürünlerin çoğalmasıyla birlikte, aldıkları ürünün orijinalliğini sorgulamaya başlayan müşterilerin güvenini kazanmak için, bu sene lüks çanta, ayakkabı ve diğer benzer moda parçalarının orijinalliğini tasdiklemeye başlayacağını duyurdu.

eBay, kendi internet sitesi üzerinden satılan Chanel ve Louis Vuitton gibi lüks çantaların orijinalliğini sorgulamak için, marka uzmanları ile bir iletişim ağı kullanacaklarını açıkladı. Satıcılar, müşterilerinin güvenini kazanmak için bu doğrulama hizmetine ücret ödeyerek faydalanabilecekleri gibi, ayrıca müşteriler de bu hizmete ödeme yaparak, eBay’den alınan ürünün sahte çıkması halinde satışı iptal etmekle yükümlü hale gelebilecekleri dile getirildi.
eBay’in satıştan sorumlu müdürü Laura Chambers, ‘Müşterilerin taklitçilik olasılığı hakkında oldukça endişe ettiklerini, bu konudaki şüphelerini gidermek için böyle bir sistem kurduklarını…” ifade etti. 

Taklit ürün satıcıları, e-ticaret platformlarında hizmet sağlayıcı olarak bilinen Alibaba Group, Amazon.com ve eBay gibi platformları taklit ürünlerin ticaretinin yapılması adına en ideal ortamlar olarak görüyor. Zira OECD, 2013 Nisan raporuna göre, taklit ürün satıcıları e-ticaret platformlarında küresel ithalatın % 2,5’na denk gelen yaklaşık 500 milyar dolarlık satış yaptı.

Tüm bu verilerle birlikte e-ticaret platformlarda ticaret yapan şirketler taklitçilikle olan mücadelelerinin daha görülür hale gelmesine çabalıyor. Örneğin, bu ay Alibaba, kendisine ait Taobao sitesinde sahte Swarovski saat satmakla suçladığı iki satıcısını dava açtı. Amazon’da, kendi internet sitesinde sahte ürünler sattığını tespit ettiği satıcılarına karşı, geçtiğimiz Kasım ayında benzer bir dava açmıştı.

Dünyanın en büyük e-ticaret platformları olan söz konusu bu sitelerin taklitçilikle olan mücadelesinde sunduğu bahsedilen hizmetleri, ülkemizde faaliyet gösteren e-ticaret sitelerinin de sunup sunmayacağını merakla bekliyoruz.

 

Begüm Yamaner
Başkent Üniversitesi Öğrenci Temsilcisi
  • asena2

ASENA SARIBATUR RÖPORTAJI

Bize kısaca kariyer hikayenizden bahsedebilir misiniz?

Üniversitede İktisat eğitimi aldım. Ardından Sinema-TV yüksek lisansı yaptım. TV ile ilgili bazı işler yaptıktan sonra, çocukluğumdan beri kendimi bulacağıma inandığım moda sektörüne giriş yapmaya karar verdim. İstanbul Moda Akademisi’nde Fashion Styling eğitimi aldım ve hemen ardından Marie Claire dergisinde staj yapmaya başladım. 3 ayın sonunda dergide bir sayfam vardı. Bu süreçte dijitalin ne kadar önemli olduğunu deneyimledim. Ne yazık ki dergi alıp okumaktansa, onların web sitelerini takip etmeye başlanan bir dönemdeydik, dönemdeyiz. Ben de o süreçte amatör olarak var olan blogumu daha profesyonel hale getirmeye karar verdim. Fakat aynı anda birçok dergi, marka, reklam için freelance styling yapmaya devam ettim. Dizi stylingi deneyimim de oldu. Tüm bu süreçler devam ederken, Vakko Esmod’ta Stil Danışmanlığı eğitimi ve Istituto Marangoni’nin Milano kampüsünde yine Fashion Styling eğitimi aldım. Ardından “runthisway” isimli bir oluşum kurdum. Yeni tasarımcılara birçok konuda danışmanlık vermek ve bu yolda onlarla birlikte koşmak hedefiyle… Bu hedef doğrultusunda bir showroom kurdum fakat Türkiye’deki showroom anlayışı benim kafamdaki sistemle çok farklıydı. Ben de bu noktada yurt dışı odaklı markalara İtalya ve Orta Doğu pazarında danışmanlık vermek şeklinde bir sınırlandırmaya gittim. Şu anda da markalarla olan dijital projelerimi yönetiyor ve de yaklaşık 2 yıldır devam eden Milliyet Gazetesi’nin Cadde ekindeki moda yazılarımı yazmaya devam ediyorum. 

Moda blogger’ı olmanın keyifli ve zor yanları nelerdir?

Birçok insan paylaştığımız fotoğrafları görünce işin tamamen keyiften ibaret olduğunu düşünüyor. Aslında ciddi zorlukları ve sorumlulukları var. İşin her aşamasını düşünüp planlamanız gerek. Ardından proje kapsamındaki görselleri her türlü zorluğa rağmen ortaya çıkarmanız gerek. Takip etmeniz gereken birçok hesap var. Sosyal medyada çokça vakit geçirmeniz gerek. Bir yere gittiğinizde telefonu bir kenara atıp o anın tadını çıkarmak değil, bunu takipçilerinizle paylaşmak başlıca göreviniz. Yazı, fotoğraf, video… Tüm bu içerikleri hakkını vererek hazırlamanız gerek. Var ettiğiniz markanın yönetimini de dikkatli şekilde yapmanız gerek. Ama ortaya bir marka çıkarıyorsunuz, kendi markanızı yaratıyorsunuz ve üretiyorsunuz. Bu çok keyifli. Tek patron sizsiniz. Siz karar veriyor ve yönetiyorsunuz. Hep bir araştırma içerisindesiniz ve sürekli kendinizi geliştiriyorsunuz. Asla hayal edemeyeceğiniz gelişmelerle karşılaşabiliyorsunuz. Asla tahmin edemeyeceğiniz kitlelere ulaşıyor birçok insanın hayatına dokunup ilham veriyorsunuz. Tüm bunlar gerçekten çok keyifli ve gurur verici…

Sizce moda blogger’lığının geleceği nedir?

Yazının yerini fotoğraflar, videolar almaya başladı. Son dönemde birçoğumuz okumaktan çok görmeyi ve izlemeyi tercih ediyoruz. Dolayısıyla son dönemde videolar gerçekten yükselen bir trende sahip. Bence uzunca bir süre de öyle olacak. Canlı yayınlar, videolar daha da yükselişe geçecek. Fakat yine de yazıdan vazgeçmemeliyiz. Yazının varlığını korumalıyız. Çünkü yine gün sonunda yazıya, bloglara geri dönüş olacak diye düşünüyorum. 

Bir moda blogger’ı olarak moda sektöründeki haklarınızı biliyor musunuz?

Hak ve sorumluluklarımın bilincindeyim. Kendi şahıs şirketim üzerinden gerekli işlemleri yaparak vergimi de ödüyorum. Bu zamana kadar çalıştığım markalar da bu anlamda bilinçli ve profesyonel olduğu için biliyor olduğumu her aşamada profesyonelce lanse ettiğim haklarımı sömüren veya sömürmek isteyen bir marka ile karşılaşmadım. 

Bir moda blogger’ı olarak hiç hukuki bir meseleyle uğraşmak durumunda kaldınız mı?

Sektörün birçok farklı tarafında deneyimler edinmiş biri olarak, aktif olarak kendi şahsım dahilinde moda bloggerı olarak yer aldığım bir noktada değil fakat farklı bir pozisyonda bir marka ile hukuki bir meselemiz oldu, evet. Ve onun yansımaları moda bloggerı olmama kadar uzandı. Hatta süreç hala devam ettiğinden çok detay vermek istemiyorum. 

Moda Hukuku Enstitüsü’nü daha önce duymuş muydunuz?

Duymuştum ama açıkçası çok kapsamlı olarak neler yaptığınızı bilmiyordum. Tanışmış olmaktan ve böyle bir kurumun varlığından ötürü çok mutluyum. 

 

  • project071

2016 Yılının Moda Hukuku Haberleri

Ocak 2016

CDFA & IMG vs. Fashion Law Week, Inc.

New York’ta Fashion Law Week isminde, moda haftası etkinliklerinin satışını yapan bir şirkete karşı Amerika Moda Tasarımcıları Derneği (CDFA) ve IMG dava açtı.

Nike vs. Skechers

Nike, Skechers markasının “Burst, Women’s Flex Appeal, Men’s Flex Advantage, Girl’s Skech Appeal ve Boy’s Flex Advantage” isimli modellerinin kendilerinin tasarladığı en az 8 modelin taklidi olduğunu iddia etti ve Portland’taki mahkemeye başvurdu.

Diesel’in Zaferi

Diesel, ürünlerinin taklidini satan 80’den fazla web sitesini kapattırarak 2 milyon dolar kazandı.

Şubat 2016

Adidas vs. Marc Jacobs & Forever 21

Adidas’ın Marc Jacobs ve Forever 21’a açtığı davalar sonuçlandı. Adidas’ın avukatları, Marc Jacobs ve Forever 21’la uzlaşmaya karar verdiklerini açıkladı.

Mart 2016

Hillair Cosmetics vs. Kardashian Beauty

Hillair Sermaye Yönetimi, Kardashian Beauty’nin kendileriyle yaptıkları anlaşmanın şartlarını yerine getirmedikleri için 180 milyon dolarlık tazminat davası açtı.

Nisan 2016

Beyoncé vs. Feyoncé

Beyoncé, üzerinde Feyoncé yazılı ürünlerin satışını yapan ve Feyoncé adında şirket kuran Andre Maurice, Leana Lopez ve Lee Lee’ye dava açtı.

Christine Kendall vs. Alexander McQueen

Kate Midddleton’ın meşhur gelinliğinin kendisi tarafından tasarlandığını iddia eden Christine Kendall, Alexander McQueen’e dava açtı.

Mayıs 2016

L’Oréal vs. European Court

L’Oréal’in Portekizli markanın “Idealia” ismi tesciline yaptığı itiraz, Avrupa Mahkemesi tarafından reddedildi.

Haziran 2016

Aquazzura vs. Ivanka Trump

Aquazurra, ikonikleşmiş ayakkabısını taklit ettiği gerekçesiyle Ivanka Trump’a dava açtı.

Temmuz 2016

Burberry vs. Burberry Perry

Burberry, ismini taklit ettiği gerekçesiyle rapçi  Burberry Perry’e dava açtı.

Ağustos 2016

Alexander Wang vs. 45 Taklitçi

Alexander Wang, taklitçilik davasından 90 milyon $ tazminat kazandı.

Topman vs. Faig Ahmed

Azeri sanatçı Faig Ahmed, İngiliz hazır giyim markası Topman’in, yaratıcısı olduğu bir tasarımını izinsiz olarak t-shirtler üzerinde kullandığını iddiasıyla mahkemeye başvurdu.

Eylül 2016

Zara vs. Devin Rose

Ünlü fast fashion markası Zara’ya Amerika’da mallarını gerçek dışı düşük fiyatlarla lanse edip tüketiciyi yanılttığı iddiasıyla Devin Rose tarafından 5 milyon dolarlık dava açıldı.

Ekim 2016

Ugg vs. Target & J.C. Penney

Target ve J.c. Penney’e karşı Ugg Australia 100 milyon dolarlık dava açtı.

Gucci  İkonografi Tescili

Gucci, yeni ikonografilerini korumak için marka tescil başvurusunda bulundu.

Yves Saint Laurent vs. Zadig & Voltaire

YSL’in iddiasına göre, Zadig & Voltaire markası, Champs-Elysées’deki iki mağazasında YSL’in Avenue Montaigne’deki konseptinin aynısını kullandı. Mahkeme, YSL’ni haksız bularak söz konusu markanın Zadig & Voltaire’e 300,000€ ödemesini ve bununla birlikte yaklaşık 100,000 € tutan mahkeme masraflarının da YSL tarafından karşılanmasına karar verdi.

Kasım 2016

Isabel Marant vs. Mango

Isabel Marant, 2013 Sonbahar/Kış koleksiyonundaki Scarlet adlı botun tasarımını birebir taklit ettiğini iddia ederek İspanyol fast fashion devi Mango’ya Fransa’da açtığı dava Marant lehine sonuçlandı.

Puma Tasarım Tescili

Puma Rihanna’yla gerçekleştirdiği  işbirliği sonucunda tasarladığı FentyxPuma ayakkabısı için aldığı tasarım tescili 24 Kasım’da Türk Patent Enstitüsü’nün Endüstriyel Tasarımlar Bülteni’nde yayımlandı.

Aralık 2016

Chanel vs. Fransız Hükümeti

Chanel, Fransız Hükümeti’nden yeni hızlı tren yolu projesinin iptalini talep etti. Chanel’in iddiasına göre, yeni tren yapılacak tren yolu ikonik ve tescilli parfümü olan No.5’in üretildiği çiçek tarlalarına zarar verecek.

Avrupa’da 8.5 Milyon Euro’luk Taklitçilik Operasyonu

İspanyol polisi, ülkede birçok markanın fikri ve sınai mülkiyet haklarını ihlal edenlere karşı düzenlenen tarihinin en büyük operasyonunda sahte ürün sattıkları iddiasıyla 71 kişiyi tutukladı. Bakanlığın yaptığı açıklamada, İspanyol yetkililerin, mağazalar, iskele gemileri ve antrepolara baskın düzenleyerek, çanta, saat, güneş gözlüğü ve mücevher de dahil olmak üzere 8 milyon euro (8.45 milyon dolar) değerinde sahte ürün ele geçirdiği bildirildi.

Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı

Türkiye’de Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı kabul edildi. Tasarıya göre, marka hakkına tecavüz edene 1 ila 3 yıl hapis cezası ve 20 bin güne kadar adli para cezası verilebilecek.

 

  • ebdd1d89-ab9d-4eef-a049-fdf765d11065

Avrupa’da 8.5 Milyon Euro’luk Taklitçilik Operasyonu

İspanyol polisi, ülkede birçok markanın fikri ve sınai mülkiyet haklarını ihlal edenlere karşı düzenlenen tarihinin en büyük operasyonunda sahte ürün sattıkları iddiasıyla 71 kişiyi tutukladı. Bakanlığın yaptığı açıklamada, İspanyol yetkililerin, mağazalar, iskele gemileri ve antrepolara baskın düzenleyerek, çanta, saat, güneş gözlüğü ve mücevher de dahil olmak üzerBağlantıe 8 milyon euro (8.45 milyon dolar) değerinde sahte ürün ele geçirdiği bildirildi. Bakanlığa göre, malların bir kısmı Çin, Türkiye ve Portekiz’den ithal edilmiş geri kalanları ise İspanya’da üretilmiş. Üç yıllık bir operasyonun doruk noktası olan baskında 9 milyon avroluk kara paranın da aklandığı yetkililerce tespit edildi Soruşturma, İspanyol-Fransız sınırındaki La Junquera ve Le Perthus kasabalarında devam etmekte.

Moda Hukuku Enstitüsü Öğrenci Temsilcisi
Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ece Terziahmetoğlu

  • 15409458_10153975438496954_1728450106_o
  • Ekran-resmi-2011-09-10-9.38.32-AM

Tuvana Büyükçınar Röportajı

Kariyerinize başlama noktanızı anlatabilir misiniz?

Modaya karşı eğilimim ve hassasiyetim neredeyse çocukluk yıllarıma dayanıyor,  annemle birlikte tüm Vizon dergisi ekibi aracılığıyla da o dünyanın hep içinde oldum. Ama moda sektörüne aktif olarak girmem 1991 yılında çeşitli dergilerde moda editörlüğü yapmaya başlamamla gerçekleşti. Mimar Sinan Üniversitesi’nde Endüstri Ürünleri Tasarımı okurken ya dekorasyon ya da moda tasarımı alanında ilerlemek konusunda kararımı vermiştim. İlk markam olan “A46”yı, 1999 yılında Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi’nde o zamanki kapı numarası 46 (şimdi 42 oldu) olan Kaşıkçıoğlu Apartmanı’nda, uluslararası tasarım markalarını ithal eden konsept butiğimiz için kurduk.  2003 yılında ise eşim Selim’le “A46 Organization”u hayata geçirdik.  Yine 2005 yılında, öncesinde A46 mağazamızda zaman içerisinde ithal markalar yerine kendi tasarımlarıma yer vermeye ve tasarımlarımı dünya moda takvimine uygun olarak koleksiyon mantığı ve bütünlüğünde üretmeye başlamış olduğum için, aynı zamanda ihracatını da yapacağım “Tuvanam” markamızı ve hemen ardından eveningwear yerine daily-chic koleksiyonlarımızı içeren “Tutti”yi kurduk. Son olarak sevgili ortaklarım Emine Kütük ve Alara Koçibey’le 3 Moms ve 3 Homes markalarıyla çocuk odaları ve ev dekorasyonuna yönelmiş olduk.

Sizi diğer tasarımcılardan ayıran en önemli fark sizce nedir?

Aslında bu soruya cevap vermek için sizin dışarıdan görüşünüz ve mukayesenizi daha gerekli buluyorum, çünkü ben şahsıma münhasır ayrıştırıcı özelliklerimi düşündüğüm zaman, tüm diğer tasarımcıları yakinen tanımam gerektiği duygusuna kapılıyorum.  O açıdan belki de çok net ayrımlara değinemeyebilirim, zaten hepsi de öyle yapıyor diye düşünüyorum, dolayısıyla ben kendimi anlattıktan sonra bu konudaki fikir ayrılığı ya da görüş ayrılıklarının yorumlamasını size bırakayım. Ben son derece disiplinli bir şekilde işime sarılan, her şeyden önce heyecanla hareket eden, maneviyata çok önem verip, manevi duygularını da çok derin yaşayan, çok candan biriyim. Hiçbir zaman işim gereği profesyonelleşip, duygularımı bir kenara koyup, salt maddiyata ya da sonuca dayalı işbirliği ya da servis sağlayamıyorum. Ve de bir kadın olarak duygusal açıdan da koleksiyonlarımla özdeşleşmem sonucu kendim giyemeyeceğim, tercih etmeyeceğim tasarımları hayata geçirmiyorum, çünkü 16 yaşından 70 yaşına kadar beni anlatabilecek skalada bir koleksiyon ruhuna ve markaya sahibim. 16 yaşındayken giydiklerimde ne kadar şıksam 70 yaşında giydiğimde de âşık olacağım koleksiyonlar yapıp benim gibi, bana yakın zihniyet ve ruhta olanlara servis vermek istiyorum. Sorumluluk böyle olunca tamamıyla duyguların yönettiği koleksiyonlar ortaya çıkarıyorum. Öte yandan diğer tasarımcılardan farklı olarak kendimde gördüğümü söyleyebileceğim, şu anda faal olduğum sektörlere baktığımızda içi içine sığmayan, hayal ettiği her türlü projeyi gerçekleştiren, imkânsız nedir bilmeyen bir tasarımcı olmam. Örneğin biri gelip de “Yarına kadar bu mümkün müdür?” dediği zaman, insanlar haklı olarak, muhtemelen ekibine olan saygısından ya da zamana olan saygı ve bağımlılığından, “İmkânsız, maalesef yapamam” diyebilir ama ben “Hayır”ın değil, “Tabii ki yaparız”ın tarafında oldum her zaman. Ekibimi de bu şekilde geliştirdim diyebilirim. Çünkü bugün servis sektörü hakikaten çok nankör ama benim amacım o anda o servisi verdiğimde “kasama ne kadar meblağ giriyor” değil, “bir kişinin kalbini daha ne boyutta fethettim” açısıyla yaklaşmam. Bir de yanılmıyorsam yıllardır çok farklı koleksiyon ve temaları işlememe rağmen, bakıldığında “bu Tuvana Büyükçınar” dedirtmeyi başardım. Tabii ki birçok tasarımcıda da bu durum geçerli ama Türkiye’de benim gözlemlediğim şey,  tasarımcıların iki sezon arayla çok farklı şeyler yapabiliyor olması. Ama benim başladığım günden geldiğim güne kadar çizgim, ışıltılarım, kullandığım dokular, çok karakter değiştirdi diyemem. Şimdi bu sene böyle bir trend var, bunu yapayım gibi bir yaklaşımdan ziyade iç güdülerimle ve kendime kattıklarımla hareket ettim. Bu doğrultuda koleksiyonlarım daha çabuk benimsendi, benimsendiği için de markalaşma sürecim çok hızlandı. Demin de bahsettiğim, beni diğer tasarımcılardan ayırabilecek sanıyorum en belirgin özellik tasarım faaliyetlerimin ya da hayal gücümün sadece modaya yönelik değil, yıllardır savunduğum “moda her yerdedir, tasarım her yerdedir, vizyon her yerdedir, insanın yaşamına yansır, bu lifestyle bir özelliktir” bakış açımı geliştirerek sürdürmem. Çoğu kişi daha sınırlı bakıp, zaten modayı ancak bu şekilde yapabiliriz, işimizi halihazırda yönetiyoruz mantalitesine sahipken, benim önce organizasyonla adım attığım farklı sektörlere yönelik bakış açısını, Tuvanam Baby Couture’le devam ettirip, ondan sonrasında yepyeni bir vizyon olarak 3 Moms’ı hayata geçirip, 3 Moms’tan sonra da bugün 3 Homes’u lanse ettiğim, günün sonunda 4 markaya tasarımcılık hizmeti verdiğim ve kreatif direktörlüğünü yaptığım bir hayatım var. Böyle baktığınız zaman bir müşterimin Tuvana Büyükçınar tasarımlarıyla 16 yaşında, hatta ilkokul mezuniyetine gidersek daha 12-13 yaşlardan başlayan bir servisle, hatta daha da geriye gidersek bir mevlit elbisesiyle 1 aylık bebekken tanışması mümkün; o 1 aylık bebek 4 yaşına geldiğinde Tuvanam Baby Couture’le devam edip, daha sonra ilkokul mezuniyetinde kapımı çalıp, sonra ortaokul mezuniyeti, lise mezuniyeti derken söz kıyafeti, nişan kıyafeti, kına gecesi, gelinliği, düğünü, sonra bebek odası, şimdi de eviyle, aslında tüm hayatında var olabilmem söz konusu. Tüm bu branşlarda kendi kendimi de geliştirdiğim ve kendimi bulduğum, bir projede takıldığımda diğer bir markayla kendimi tekrar, adeta meditasyon yapar gibi yeniden doğurduğum alanlarda faaliyet gösteriyorum ve bunun da bir benzeri dünyada çok az sanıyorum. Ralph Lauren’i göz önünde bulundursam bile Home, Kids gibi markalarıyla onların da organizasyon ve bebek odası birimleri yok, o yüzden bu yapının eşini benzerini bilmediğim doğru, ben görmediysem o ayrı tabii.  

Muadilliniz yok gerçekten de! Markanızı oluştururken ve şirketinizi kurarken ilk olarak nereden başladınız? En dikkat ettiğiniz nokta ne oldu?

En dikkat ettiğim nokta ne istediğimi bilmek oldu. Ne istediğimi çok iyi biliyordum, beni neyin mutlu edeceğini biliyordum, dolayısıyla peşinden gittim. Daha sonra zaten diğer istediklerim de suyun kendi akacak yolunu bulması gibi dallandı, budaklandı, şekillendi, kocaman ağaçlar oldu hepsi. Bir markanın başlangıcı hep sancılıdır gerçi ama ben kriz ortamında, yani depremin üstüne bir markalaşma süreci geçirip A46’yı açan biri olarak, her zaman kendi segmentimizde lider olabileceğimizden ve bu ülkeye vizyon katabileceğimizden çok emindim.  Daha ilkokulda Eiffel’e çıkıp, Eiffel’in merdiven sayısını ezberlemekten tutun da, Paris’e her gittiğimde Louvre’u tekrar tekrar gezmek, gezdiğim odaları ve galerileri bir kez daha dağarcığıma kazımak gibi, çok güzel birikimlerle 20’li yaşlara geldim. Bu süreçte Sapanca’da köylülerle de yaşantım oldu, Burgazada’da bambaşka bir entelektüel hayatım da oldu, yaz okulları, ailemle gittiğim seyahatler, çok gezmek, çok görmek, çok biriktirmek benim hamurumu öyle bir şekilde hazırladı ki, üzerine de Mimar Sinan kimliği eklenince zaten vizyoner bir gencin inşa ettiği dallar ortaya çıkmış oldu, aslında çok büyük bir şey keşfedilmedi diyebilirim o bakımdan belki de. Ama 1999 yılındaki deprem krizinin üzerine, herkesin “Deli misin?” dediği bir dönem olmasına rağmen, birikimlerimin içimde fırtınalar kopartmaya başlamasının böyle rizikolu bir ana denk gelmesi yüzünden dursaydım hata yapmış olacaktım, durmadım, devam ettim ve sağ olsun tüm kainat da yardımcı oldu, başta ailem ve ekibim olmak üzere. Bu yolda ekibin ne olduğunu öğrendim, daha önceleri “ben” dediğim için “ekibim” demeyi öğrendim ve onlarla birlikte büyüdüm. Markalaşma süreci ise şöyle oldu: özel hayatımdan çok işim dedim, tatilden çok işim dedim, evlenip çocuk yapmaktan önce işim dedim,  her şeyden önce işim dedim, bugün de o bana meyvesini veriyor sanırım çünkü böyle bir zaman zarfında bu kadar sıyrılıp küçücük bütçelerle dev markalara kafa tutmak işinizi çok sevmek ve çok gözlemlemekten geliyor diye düşünüyorum. Tabii şöyle bir şey de var, anne-babası çalışan bir ailede büyüdüm, özellikle annenin çalışması sayesinde bir kadının neler yapabileceğiyle ve sınırsızlığıyla ilgili çok boyutlu bir öğrenim süreci oluyor, örneğin benim annem Maçka’da otururken Cağaloğlu’ndaki işyerine karda yürümüş bir kadındır. O gün işe gitmeme opsiyonu varken, kabul etmeyip, bastonla yürüye yürüye işe gittiğini bilirim. Hatta geçmişte ben de onun işine karşı sahipleniciliğinden evladı olarak şikayet ederken, bugün kendim de aynı şeyi yapıyorum. Yorgunluktan ölsem bile işime çok severek, koşa koşa geliyorum. Ama bu noktada annemin bir moda dergisinde çalışması, basının hayatımdaki gücünü, moda çekimlerinin, moda editörlerinin önemini bilinçle idrak etmem açısından çok önemli bir faktördü. Bir vücudun can damarlarının insana anatomik bütünlük içerisinde kan pompalamasını analiz edercesine, moda dünyasında markalaşmak için tüm kılcal damarları öğrenmiş oldum, markalaşmanın sadece yaratmak ve o tasarımı vitrine koyup satmakla olmadığını, bunun iletişim ayağının ki sosyal medya zaten bugün aldı başını gidiyor, sosyal medya gücünün, kişisel küçük organizasyonların, kalbe değmenin ne olduğunu bilerek ve tüm sacayaklarını keşfederek bu noktaya geldim. Sanırım o yüzden de bir anda saman aleviymişçesine markalaşıp yok olmak yerine yerimizi koruduk diyebilirim.

Siz depremin üzerine bir volkanik patlama daha yaratmışsınız böylelikle içinizde biriken enerjiyle Tuvana Hanım J Kariyer hayatınızda hukuki bir tavsiyeye ihtiyacınız oldu mu? Kariyer hayatınızda haklarınız için mücadele etmek durumunda kaldığınız olaylar yaşadınız mı? Yaşadıysanız bu durumda nasıl yol aldınız?

Çok oldu, olmaz mı? Öncelikle ilklerin tasarımcısı olduğum için, birçok tasarımda öncülük yaptığım, birçok malzemeyi öncül olarak kullandığım için, çok kişiye ilham kaynağı oldum. Ama artık bu bir yerde ilham kaynağı olmaktan çıktı, birebir taklitlere geçti. Hatta üretim yaptığım atölyeden, belirli bir ücret karşılığı ürünlerimin alınıp, üzerlerine başka tasarımcıların etiketleri konarak daha benim reyonuma girmeden satışa çıktığı günler oldu. Ürünlerimin mağazadan bizzat satın alınıp Osmanbey’de röprodüksiyonlarının yapıldığını görmek, birebir aynı kalıplarla müşterilerine servis verildiğini duymak, tüm bunlardan dolayı insan çıldıracak gibi oluyor ama aldığım cevap hep şuydu: “Patentini de alsan, iznini de alsan, en ufak bir değişiklik yapıldığı anda hiçbir yasal yaptırımı olmaz”. Bu noktada tabii ki hukuki destek almayı çok istedim ama herkes boşa çıkacağını söyledi, sanırım sizin sayenizde artık öyle olmayacak. Bir de bazen müşterilerle enteresan diyaloglar yaşanabiliyor, çok sorunlu, kendi kendisinden mutlu olamayan bir kadın, zaten problem çıkarmak için her türlü yola başvurmasının da ötesinde “Sizi mahkemeye vereceğim” diyebiliyor mesela elbise kafasındaki, hayalindeki gibi olmadığı için. Yani biz elimizden geleni yapmışız, Türkiye’de çalışmadığımız ne ünlü kişi, ne aile varken, bu kadar defile yapmışken, ulusal ve uluslar arası markalaşma sağlamışken, rüştümüz zaten belli, insanlar bir anda “Mahkemeye vereceğim” diyor, mahkemeden ne sonuç alacak, hayal gücünün karşılığını alamamasının duruşması ya da muhakemesi yapılabilir mi bilmiyorum ama bu gibi durumlarda benim de bir avukata danışmam gerekiyor tabii ki. Ya da bir tasarımcı olarak, çok duygusal yaklaşan biri olduğum için, hukuki haklarımın ya da müşteri karşısında kendimi koruyabilecek haklarımın ne olduğunu, ne mağazacılıkta, ne kişisel servis konusunda bilmiyorum, umarım bir gün sizin sayenizde öğrenme şansı bulurum.

 Yurt dışındaki tasarımcılar ve moda markaları sizce haksızlığa uğradıkları durumda ya da ürünlerinin taklit edildiğini düşündüklerinde hangi yollara başvuruyorlar?

Eminim hukuki süreçlere başvuruyorlar ama o noktada da şunu düşünüyorum. Louis Vuitton gibi dünya devi, hiçbir ekonomik sarsıntı geçiremeyecek bir şirket, bugün en çok taklit edilen markaya sahip. Yani belki her yerden toplatılıyor, cezai şartları var, ama halen belki de en çok üretimi Türkiye’de yapılıyor Çin’le birlikte. Bunun haricinde Lacoste tshirt örneği, Lacoste bugün eminim milyonlarca dolarlık tazminat davası açıyor ne kadarını kazandığını bilmesem de, ama ülkemiz zaten maalesef bu kopyalama ve işporta noktasında en başı çekenlerden bir tanesi. Şimdi dünya devlerinin kendini koruyamadığı ortamlarda benim gibi küçük bir üreticinin ya da tasarımcının nasıl başa çıkacağını düşünmek çok korkunç ama dünya devlerinin yöneticilerinin de, nasıl olsa fikir bizde, bizi beyin takımı olarak topyekun çalmaları gerekir diye düşündüklerini sanıyorum, ya da kendimi avutuyorum. Elbette cezai yaptırımlara yönelik çok ciddi avukatlık görüşmeleri ve anlaşmaları var diye tahmin ediyorum ama lokal ve global olarak bu konudaki yasalarla ve işleyişle ilgili çok yetersiz bir bilgi şüphesiz. Bu ders olarak çalıştırılmalı muhakkak, nasıl yapılıyor, yurtdışında ne gibi cezai müeyyideler var, bir tüketici olarak siz görüp o kurumu şikayet ettiğinizde, kuruma ceza tebliğ ediliyor mu, tüm bu konularda detaylı olarak bilinçlenmemiz şart.

 Moda hukukunu daha önce duymuş muydunuz?

Yurt dışında bu terminolojinin var olduğunu duymuştum ama Türkiye açısından herhangi bir girişim olmadığını, sadece patentlere başvurulup birtakım aksiyonlar alınabildiğini duymuştum. Zira Türkiye’de böyle bir oluşumun olacağı aklımın ucundan bile geçmiyordu çünkü eğitimin bu kadar geri olduğu bir ortamda ve ülkede, özellikle Arabesk popüler kültür haline gelmişken, bu tür kuralları olan ve de kişiyi koruyabilecek bir olgunun varlığına, hele şu anda ülkemizin uğraştığı bu politik ortamda sıra gelebileceğini hiç düşünmüyordum. Bugün röportaj vesilesiyle sizden duyduğum bu haber karşınızda son derece sevindim, bizim için, bize hizmet verebilecek muhteşem bir uzmanlık alanı bence, dediğim gibi yurt dışı için tabii ki varlığından haberdar olsam da. Ama Türkiye için çok sevindirici, bu güzel müjdeniz için sonsuz teşekkürler!

  • isabel-marant-2015-winter-shoes-2
  • y

ISABEL MARANT’IN MANGO ZAFERİ

 

Isabel Marant, 2013 Sonbahar/Kış koleksiyonundaki Scarlet adlı botun tasarımını birebir taklit ettiğini iddia ederek İspanyol fast fashion devi Mango’ya Fransa’da dava açmıştı. Geçtiğimiz bahar ayında verilen karara göre; Paris Mahkemesi Marant’ın dava konusu olan botunun tasarımının telif hakkı koruması dahilinde olabilecek kadar orijinal nitelikte olduğuna hükmetti. 

Fransız Mahkemesinden gelen bu karara karşılık Mango, markanın Scarlet botlarının ‘orijinal bir özelliği’ olmadığını ve bu tür bir orijinallik bulunmadan telif haklarına tabi olmayacağını ileri sürdü. Marant’ı haklı bulan mahkeme ise, botun topuğunun şekli ve ikili malzeme dokusunun tasarımcının seçiminden kaynaklanarak bir araya getirilmesinin dünya çapında yenilik taşıdığına ve telif hakkı korumasına hak kazandığına karar verdi. Mahkeme; söz konusu botun Mango versiyonunun, Marant’ın Scarlet modeliyle tamamen aynı algıyı oluşturduğunu belirtti. Mahkeme, Mango tarafından satılan ayakkabı sayısını göz önünde bulundurarak Marant lehine € 37,800 tutarında bir tazminata hükmetti. Marant, botların birçok ülkede satılmış olabileceğimi bildirmesine rağmen davanın Fransız yasalarıyla sınırlı olması sebebiyle hesaplamanın yapılmasında yalnızca Fransa’daki satışlar değerlendirildi.

 

Moda Hukuku Enstitüsü Öğrenci Temsilcisi
Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Şeyma Esener
  • indir
  • indir

Gucci, Yeni İkonografilerini Korumak İçin Marka Tescil Başvurusunda Bulundu.

İtalyan moda markası Gucci, yeni ikonografilerini bir in-app oyun yoluyla tüketicilerin hafızasına kazımayı hedeflemekte. Alessandro Michele, Gucci’de dizginleri eline aldığından bu yana, bizleri bal arıları, yılan ve çeşitli çiçek desenini barındıran motifler ile tanıştırdı. Estetik bir dönüşüme uğrayan Gucci, hızla moda evinin imzası haline gelen Michele’in motiflerini tüketicilere tutarlı bir marka imajı sergilemek için kampanyalarında sürekli kullanmaya başladı.

indir

 

Gucci,  yanda belirtilen sembolleri içeren mobil oyunlar, kişiselleştirilebilir çanta, ceket, ayakkabılarının taklit edilmesini önlemek için söz konusu ürünler üzerindeki motif ve ikonografileri hukuken korumak için gerekli girişimlerde bulunduğunu açıkladı. Floransalı marka, tasarımlarını da kapsayacak şekilde başta marka ve tasarım tescil başvurularında bulunuyor. Özellikle, Temmuz ayı sonlarında Gucci, söz konusu motiflerin marka tescili kapsamında korunması için gerekli başvuruları tamamladığını duyurdu. Bu başvurular kapsamında: “At nalı şeklindeki Dionysos tasarımı;” “Mavi renkli iki şeridin arasında ve kırmızı bir şeridin üstünde bulunan altın renkli arı”,”Yeşil renkli iki şeridin arasında ve kırmızı şeridin üstünde bulunan altın renkli arı”, “Bir kaplan kafası” “Çizgili yılan tasarımı” “Sırasıyla mavi kırmızı ve mavi renklerinden oluşan bir şeridin üstünde bulunan yılan tasarımı” yer alıyor.
 

Ece Terziahmetoğlu

Kadir Has Üniversitesi Öğrenci Temsilcisi

 

  • 12509392_1118675514822585_115142145300819761_n

Niyazi Erdoğan Röportajı

Öncelikle sizi biraz tanımak ve kariyere başlama noktanızı öğrenmek istiyoruz.

20 Ocak 1978 Tarsus doğumluyum. İstanbul Teknik Üniversitesi mimarlık bölümünden 1999 yılında mezun oldum. Almış olduğum mimarlık eğitiminin yapmış olduğum işlerde çok büyük faydasını gördüm. Mimarlık okumak benim için çok büyük bir şanstı ve keyifle okudum. Mezun olduktan sonra büyük bir keyifle dört yıl profesyonel anlamda mimarlık yaptım. Mezun olduktan sonra aynı üniversitede Mimarlık ve Sanat Tarihi alanında yüksek lisans yaptım. Bu kış mimar bir arkadaşımla beraber tekrar bir projede yer aldım. Ben lisedeyken mesleklerle alakalı olarak çok bilinçli bir yönlendirme yoktu maalesef. Ben hep moda ile alakalı işler yapmak istiyordum fakat o zamanlar hep stilistlik olarak bilinirdi. Ayrıca matematik ve fen alanında da oldukça başarılı bir öğrenciydim. Durum böyle olunca güzel sanatlar mı okuyayım yoksa başka bir bölüm mü emin olamıyordum. Ailemin de düşüncesi kolumda her zaman bir altın bileziğimin olmasıydı. Bu sebeple onları da ikna edebileceğim bir bölüm okumam gerekiyordu. Hal böyle olunca mimarlık ve endüstriyel tasarım bölümleri başta olmak üzere tıp ise sonda olacak şekilde bir tercih listesi hazırladım. Doktor olmayı hiç istemiyordum fakat babam da tam tersi doktor olmamı istiyordu. Bu yüzden sonuç olarak mimarlık kazandığım halde bile tavır koydu, düşünün artık moda tasarımı olsaydı nasıl bir tepki koyardı. Ben tamamen ailemi düşünerek bir tercih yaptım ama büyük bir keyifle okudum. Hala bağlantılarım devam ediyor. Sınıf arkadaşlarım akademisyen oldular onlarla dersler veriyorum, beraber workshoplar, projeler yapıyoruz.

Mimarlık ile moda sektörünü nasıl bağdaştırıyorsunuz?

Mimarlık görsel olarak beni çok besleyen bir şey, ilham aldığım bir alan. Ben erkek koleksiyonu hazırlamayı mimarlığa çok benzetiyorum. Mimarlıkta bir sürü sınır vardır ve bu sınırlar içerisinde en iyisini yapmaya çalışırsın. Örneğin; arazinin koşulları, müşterinin parası, istekleri ve zevkleri vardır. Tüm bu sınırlar içerisinde en iyisini yapmaya ve en iyi mekân kurgusunun ortaya çıkarmak zorundasınız. Erkek giyimi de aynı bu şekildedir. Erkeğin çok keskin sınırları var. Onu giymez, bunu giymez, bu rengi sevmez, bunu kullanamaz… Bu yüzden daha işin tekniğine ve detayına ilişkin bir şeyler yapmak gerekiyor, ben de detay ve teknik geliştiriyorum. Tabi tasarım sürecim boyunca bunu idrak edip geliştirmem çok sonraları oldu. Ben daha başka şeylerin derdindeydim. Daha kostüm gibi işler yapıyordum, ilk koleksiyonlarım bu şekilde doğmuştu. Daha tiyatral şeyler yapıyordum. Aslında o dönemin stilinden ilham alırsın ve bu döneme uygun şeyler yaparsın fakat ben bire bir o dönemin kıyafetlerini tasarlıyordum. İlham almaktan öte direkt olarak onları yapıyordum. Çok az giyilebilir, giyilecek mi derdi olmadan yapıyordum. Sonuçta hizmet ettiğim sektör moda endüstrisiydi.

Tasarımcılık süreciniz nasıl gelişti?

Paris’e Parsons School of Design’a gittim. Dört yıl mimarlık mesleğimi yaptıktan sonra kafayı yeniden lisans okumakla bozmuştum. Henüz askere de gitmemiştim. Sonra İTKİB’in Genç Moda Tasarımcıları Yarışması vardı, şimdiki adıyla KOZA. Bir arkadaşım benim için başvuru formu almış ve doldurmuş. Ardından bana geldi ve ikimiz adına başvuru yaptığını benim de bu yıl katılacağımı söyledi ve böylece katılmış oldum. Ben o yarışmada finale kaldım. Katılan üç yüzün üzerindeki dosyadan finale kalmıştım. İTKİB tarihinde ilk kez mimar birisi finalist olmuştu ve oldukça etkileyici bir sunum gerçekleştirmiştim. Ardından yarışma ile birlikte artık bu organizasyonun kanatları altında bir tasarımcı olmuştum ve iş teklifleri geliyordu. Bir yandan mimarlık yaparken bir yandan da bir şirketin tasarım ofisinde çalışmaya başlamıştım. Ardından NESIGN Design Factory’i kurdum. Bu bir şahıs şirketiydi ve kurarken aslında kendi adıma tasarım yapmak gibi bir amacım yoktu, tamamen tasarım yapmak için kurmuştum ve bu adı vermiştim. Daha sonra onu kapattım Niyazi Erdoğan Limited Şirketi’ni kurdum. Tabi tüm bu süreçler boyunca da koleksiyonlar hazırlıyordum.

Diğer tasarımcılardan kendinizi hangi noktalarda farklı görüyorsunuz?

Şöyle söyleyeyim, farklı olma taraftarı değil de ben kendi özelliklerimi sayayım, siz de aradaki ayrımlar hakkında çıkarımlarda bulunun. Öncelikle Niyazi Erdoğan markasının çok belirgin bir DNA’sı var. Bunlardan bir tanesi maskulen bir marka olması, bu marka maskulen bir marka ve her ne kadar olmadığını iddia edenler olsa da ben öyle olduğunu konusunda diretiyorum. Çağdaş bir marka, tamamen şehirli, geleneklerine bağlı ve aynı zamanda mimariden ilham alan bir markadır. Benim milliyetçi bir tarafım da var, bunu özellikle vurguluyorum. Ben mesela sadece Türk mankenlerle çalışıyorum, yabancı manken çıkmaz defileme. Ek olarak Türkçe şarkı çalmak bana keyif veriyor, sadece Türk kumaşları kullanıyorum. Her zaman topraklarımızda var olan değerleri kullanıp ortaya çıkarmak gerektiğinin kanısındayım. Ayrıca tasarımcı her yaptığı şeyde aslında yaptığı işte aynı zamanda da iş adamı olduğunu unutmamalıdır. Marka sahibi olan bir tasarımcı olmak istiyorsanız eğer tasarımcılığınızdan çok iş adamlığınız konuşmalı. Ekonomiden, muhasebeden, üretimden, lojistikten vs. anlamak gerekiyor ya da bunların hepsini organize edebilecek güçlü bir yönetiminin olması gerekiyor. Bu işi hakkıyla yapabilen çok az tasarımcı var.

Markanızı kurarken ilk etapta en çok nelere dikkat ettiniz?

Bu sektöre ilk girdiğim zaman yaş itibari ile çok gençtim zaten. Bir marka yaratmak için yola çıkmadım. Benim tek niyetim üretmek ve onları insanlarla paylaşmaktı. Daha sonra bunun marka yaratma sürecinde olduğuna vakıf olmam beni İstanbul Fashion Incube tasarımcılarından biri haline getirdi. Orada birçok danışmanlık hizmeti aldık. Tasarımdan markaya kadar birçok konuda çok ciddi eğitimlere katıldık. Hatta bu eğitimlerden sonra ben kendi logomu bile değiştirdim. Bugünkü Niyazi Erdoğan logosu haline geldi. Eskiden imzamı kullandığım daha farklı bir logom vardı. Demek istediğim markamı kurma sürecini tamamen Incube’da kat ettim.

Kariyer hayatınızda hukuki bir tavsiyeye ihtiyacınız oldu mu?

Bu zamana kadar yaptığım herhangi bir şey birileri tarafından kullanılmadı. Markalaşma sürecinde de hiçbir hukuki tavsiye almadım ama ilk önce marka tescilimi vs. bir patent şirketi aracılığıyla gerçekleştirdim. Daha sonra kendi üzerime olanları şirketim üzerine aldım. Açıkça söylemek gerekirse bir hukuki danışmanım da şuan için yok. Çok büyük bir hukuki problemle de karşılaşmadım. Bir keresinde koleksiyon hazırladığımız bir Fransız şirketinin ürünlerinin tasarımında,  tasarım bölümünden biri Fransa’da ünlü bir fotoğrafçının çekmiş olduğu ikonikleşmiş bir fotoğrafı tişörte basmış ve şirket de ürünleri satın alıp satışa çıkarmıştı. Ardında fotoğrafçı o markaya karşı hak iddia etmişti ve şirkette doğal olarak koleksiyonu bizler hazırladığımız için bize gelmişti.

Bu hukuki konu hakkında nasıl bir yol izlediniz?

Konuyla ilgili olarak uluslararası bir dava olduğu için bir avukatla görüştüm. Telif haklarıyla ilgili olarak çok bir bilgisi yoktu fakat en azından usul açısından nasıl bir yöntem izlememiz gerektiğini gösterdi. Onun göstermiş olduğu yolda ilerledik. Sonuç olarak çözüme kavuşturduk.

Moda endüstrisine baktığımız zaman moda markaları ve onları takip eden endüstrinin geri kalanı var. Gucci, Fendi, Prada vs. bunlar en üstteler ve neredeyse trendleri onlar belirliyorlar. Bu sebeple aslında onların hak iddia ediyor olmaları gerekir ya da tasarımcı olarak benim hak iddia ediyor olmam gerekiyor. Prada benim bir tasarımımı taklit etse, bunu taklit ettiğine dair nasıl bir ispatta bulunacağım konusunda emin değilim, sonuçta karşımdaki adam Prada yani. Ben bunu yaşadım. “Gece” isimli koleksiyonu ilk yaptığımda aynı sezon Ermenegildo Zegna “Night” diye bir koleksiyon çıkardı. Fotoğraf çekimleri, ışık açıları bile o kadar benziyordu ki anlatamam. Tabii üzerinden baya bir zaman geçti bu olayın. Elbette ki bu sektörde birileri diğerlerini mutlaka takip ediyor. Bunlarla uğraşılıyor mu diye sorarsanız zannetmiyorum.

Bazen öyle şeyler oluyor ki göz yummak durumunda kalıyoruz. Mesela bir ürünü bir firma için tasarlıyorsun o aşamadan sonra her ne kadar ben tasarlamış olsam da o artık o firmanın ürünü ve götürüp markaya sunuyor, marka onu beğeniyor ama fiyat, kumaş vb. konularda anlaşamadığı zaman görseli alıp anlaştığı başka bir firmada yaptırıyor. Böyle şeyler de olabiliyor. Buna da üretici genel olarak göz yumuyor çünkü elinde o an için yürüyen aktif işleri var. Bir defasında da sebebini şuan hatırlamıyorum ama bir konu hakkında fikir almak için işinin ehli olan Av. Erdem Eren’e danışmıştım.

Niyazi Erdoğan bir erkek giyim markası, peki kadın ve ya çocuk koleksiyonu hazırlıyor musunuz?

Elbette, ihracatta kadın da hazırlıyorum, çocuk da hazırlıyorum. Benim için sadece erkek koleksiyonu hazırlıyorum diye bir şey yok. Benim markam sadece erkek markası ama ben her şeyi tasarlayabilen bir tasarımcıyım. Kadın, erkek, çocuk fark etmiyor anlayacağınız.

Peki sizce yurtdışındaki moda markaları ve tasarımcılar haksızlığa uğradıkları ya da ürünlerinin taklit edildiğini düşündüklerinde hangi yollara başvuruyorlar?

Çok bir bilgi sahibi değilim bununla alakalı olarak ama çok büyük markaların bunu çok ciddi bir şekilde takip ettiklerini biliyorum. Bu konuları takip edip ilgilenecek bir ekipleri mutlaka vardır.

Sizce üretim aşamasından önce ürünün herhangi bir fikri hak ihlali teşkil edip etmediğinin kontrolü mümkün müdür?

Moda sektörü buna uygun bir sektör değil maalesef. Ürünün tasarım aşamasından üretim aşamasına geçip, piyasaya sürüldüğü zaman arasındaki süreç inanılmaz kısa ve her şey çok hızlı ilerliyor. Tasarımın üretime girmeden önce böyle bir kontrolden geçmesi özellikle hızlı moda markaları için çok büyük bir zaman kaybı ve neredeyse imkânsız. Ürünün tasarlandığı an ile mağazada satışa çıktığı an arasında geçen süre sadece bir buçuk ay.

Bir spor ayakkabı markası için hazırlamış olduğunuz kapsül koleksiyondan bahseder misiniz?

Asics için geçen kış yaptığımız bir projeydi. Uluslararası bir marka olmasına rağmen yerel bir proje olarak Türkiye’de gerçekleştirildi. Asics’in PR ajansının düşüncesi markanın bir spor markası olduğu algısını kaybetmeden, sokak algısını arttırmadan satış rakamlarını yükseltmesi mümkün değildir şeklindeydi. Bu da bugün Nike’ın yaptığı şey aslında. İnsanlar NikeAir’lerini giyip sokağa çıkmadığı sürece sadece spor yapan insanların giymesi durumunda satış rakamları yükselmeyecektir. Bunun için küçük bir kapsül koleksiyon hazırlayıp lansman düzenledik, insanlara bu markayı anlatıp böyle bir algı oluşturmayı hedefledik.

İnci ile yapmış olduğunuz bir marka iş birliğiniz vardı. Kısaca bahsedebilir misiniz?

İnci için toplam dört koleksiyon hazırladım: 2012/2013 yaz, 2012/2013 kış, 2013/2014 yaz ve 2013/2014 kış. Bu benim ilk marka işbirliğimdi. Markanın isim hakkını kullanmak üzere iki yıllık böyle bir anlaşma yaptık. Marka ile yapılan sözleşme çerçevesinde tasarımlara ilişkin haklarımı markaya devrettim ve tabii kendi ismimi kullanma hakkımı da devrettim. Ürünlere benim ismim basıldı, benim logom kullanıldı. Bu projenin satış rakamları da oldukça iyiydi.

Ayrıca özellikle çantalarıyla bilinen bir aksesuar markanız olan NİYO var. Biraz da onun hakkında bilgi verebilir misiniz?

Şuan sadece çanta üzerine çalışıyoruz, IPad kılıfı da yaptık, sonrasında üretimini devam ettirmedik. Geçen yıl perakende sektöründeki durumlar sebebiyle karar verememiştik ama çantaların tasarımı ve üretimi halen devam ediyor. NİYO diye de ayrı bir şirket söz konusu. Ortaklı bir proje olarak başladık. Bu ortaklı limited şirketinin %50’sine ben sahibim. Ortaklar olarak aramızda bir görev dağılımı var onlar daha çok satış pazarlama ile ilgileniyor ben ise üretim takibi ve koleksiyonlarla ilgileniyorum. Bu markanın tüm hakları da şirkete aittir.

Defilelerinizdeki mankenler üzerinde gördüğümüz aksesuardan ayakkabıya tüm parçalar sizin tasarımınız mı, yoksa sponsorluk anlaşması yapıyor musunuz?

Görmüş olduğunuz tüm ayakkabı, terlik, çanta benim tasarımım. Bu zamana kadar ne gözlük, ne saat, ne de başka bir şey çıkmadı bana ait olmayan. Zaten birisinin benim defileme gözlüğünü çıkarması için bana yüklü miktarda bir para ödemesi yapması gerekir. İnci bana ayakkabı için sponsor oldu ve benim tasarlamış olduğum ayakkabıları üretti. Bir sezon da Konya Selçuk Üniversitesi öğrencileri ile yapmış olduğumuz proje kapsamında onlar ayakkabıları üretti.

Şu an öğrenmiş olduğumuz kadarıyla bir lisede ders veriyorsunuz. Hangi konu ve çerçevede bir eğitim veriyorsunuz?

Evet, Bayrampaşa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde ders veriyorum bu yıl. Bütün yıla dağınık bir ders programı hazırladım. Ben de eğitime dair bir şeyler yapmayı çok istiyorum. O okul da benim için çok kıymetli çünkü bazı şeylerden mahrumlar. Mezun olduklarında sadece modelist ya da makine ustası olacaklarını yahut hiçbir şey olamayacaklarını düşüneneler var aralarında. Onlara böyle bir şeyin olmadığını, bu sektörün nasıl bir sektör olduğunu iş kollarını tüm boyutlarıyla anlatmaya çalışıyorum.

Moda hukukunu daha önce duymuş muydunuz?

Moda Hukuku Enstitüsü ile duydum. Daha öncesinde sektöre ilk girdiğimde elbette ki hukuka dair terimler duymaya başlamıştım. Telif hakkı, marka tescili, tasarım tescili, patent vs. bunların yapılması gerektiğinin farkındaydım. Aynı zamanda Moda Tasarımcıları Derneği üyesi olduğum için oradan da biliyordum bazı şeyleri. Ama bu konu ile ilgili ilk ciddi eğitimi İstanbul Fashion Incube’da Moda Hukuku Enstitüsü sayesinde aldım. Daha öncesinde dediğim gibi sağdan soldan duyuyordum.

Şuan için bir hukuki danışmanlık hizmeti alıyor musunuz?

Hayır, şuan çalıştığım biri yok ama ihtiyacım olduğu anda sizlere ulaşabilirim. İnşallah böyle bir şeye ihtiyacım olmaz olursa da artık size geliriz.

Tolgahan Ercan Kayhan

Öğrenci Temsilcisi

Kemerburgaz Üniversitesi

 

 

 

 

 

  • fasfafasfaf
  • fasfafafa

Target Ve J.C. Penney’e Karşı Ugg Australıa 100 Milyon Dolarlık Dava Açtı

2000’nin başlarında kimi çevrelerce çirkin olarak adlandırılan ama milyonlarca insanın beğenisini kazanmış ve popüler olmuş botların yeniden ortaya çıkmasının hemen ardından, Ugg Australia’nın ana kuruluşu olan Deckers Outdoor Company ciddi derecede bu botlara benzeyen ürünlerin satışını yapan J.C. Penney, Target ve Gina Shoes şirketleri başta olmak üzere birçok şirkete karşı milyonlarca dolarlık dava açtı.

California’nın merkez bölgesi olan Los Angeles Federal Mahkemesinde geçtiğimiz günlerde Deckers tarafından açılan davalarda bahsi geçen şirketlerin ürünlerinin Ugg Australia’nın fikri ve sınai mülkiyet hukuku kapsamında korunan botlarınının ilgili haklarını ihlal ettiği öne sürüldü. Deckers özellikle J.C. Penney’nin, tasarım hukuku kapsamında korunan Ellee botunun, Target ve Gina Shoes ise Ugg’un Bailey botunun haklarını ihlal ettiğini ileri sürdü.

Ayrıca bu ihlalin, ilgili ürünün özgün tasarım haklarını ihlal teşkil etmesinin yanı sıra, ”haksız rekabet” olduğu ileri sürülerek Deckers’a zarar vermek amacıyla yapıldığı iddia edildi. Deckers, her bir davada, davalıların bu botları satılmasının derhal ve kalıcı olarak önlenmesini mahkemeden talep etti. Buna ek olarak, dağıtıcı ve perakendecilerden de bu ürünlerin toplatılmasını ve zararın üç katına kadar tazminat ve vekalet ücretlerini içeren taleplerinin davalılar tarafından ödenmesini talep etti. Söz konusu davalarda talep edilen tutarın ise yaklaşık 100 milyon dolar olduğu ifade edildi.
Moda Hukuku Enstitüsü Öğrenci Temsilcisi
Merih Sarı
Yeditepe Üniversitesi
  • zara-store_2015_11-0-0-750×350

Zara’ya Aldatıcı Fiyat Uygulamalarından dolayı 5 Milyon Dolarlık Dava Açıldı.

Ünlü fast fashion markası Zara’ya Amerika’da mallarını gerçek dışı düşük fiyatlarla lanse edip tüketiciyi yanıltığı iddiasıyla 5 milyon dolarlık dava açıldı. Euro ve dolar kuru arasındaki farklılıktan faydalanıp müşterileri yanılttığı iddia edilen Zara’nın bu aldatıcı fiyat uygulamasını Devin Rose isimli bir müşteri perakende satış yapan bir mağazadan aldığı üç adet tişörtün etiketlerini dikkatli bir şekilde inceleyince fark etti ve akabinde olayı mahkemeye taşıdı.

Rose, Zara’daki sistemi: “ Amerika’da birçok Zara ürünü Euro üzerinden etiketlendirilmektedir. Ürünlerin üzerinde bulunan fiyatlar Euro üzerinden olduğu için mïşteriler ürünü “gerçek fiyatından daha ucuzmuş” gibi düşünüyor bununla birlikte, kasada yapılan ikinci döviz oyunu ile zaten kafası karışık olan mı̈şteriye etiket üzerinde yer alan Euro kuru, olması gerekenden daha yüksek bir meblağ ile Dolar kuruna çevrilerek, ürünler müşteriye olması gerekenden çok daha yüksek bir fiyatla satışa sunuluyor.” şeklinde özetledi.

 Rose’un avukatı ise hukuki süreç ile ilgili şunları belirtti; “Umuyoruz ki bu hukuki süreç sonunda Zara, müşterilerine karşı güttüğü bu etik dışı fiyatlandırma politikasından vazgeçecektir. Tüketiciler bu politika yüzünden ortalama her ürüne 5 ila 50 Dolar arasında fazla ödeme yapmışlardır ve genele baktığımızda bu milyonlarca dolara tekabül etmektedir.”
Eğer Rose’un davası mahkeme tarafından kabul edilirse ABD’deki Zara mağazalarından alışveriş yapmış olan kimseler de davaya katılabilecekler.

 

Moda Hukuku Enstitüsü Öğrenci Temsilcisi
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Şeyda Gür

  • indir (1)
  • indir (4)
  • indir
  • indir (1)
  • indir
  • indir
  • indir (2)
  • indir (3)
  • indir (1)

ÜNLÜ MARKALAR NEDEN TAKLİTÇİLİK YAPIYOR?

“Adidas” Çerçevesinde Bir İnceleme


Moda endüstrisi, günden güne kendini yenileyen ve diğer endüstrilerden farklı olarak daha yaratıcı olmayı gerektiren ve arz edildikten sonra talep doğuran, bu açıdan kendine özgü zorlukları olan bir sektör olarak karşımıza çıkıyor. Herkes tarafından kabul edilebilecek bu özelliklere rağmen, vitrinlerde hep birbirinin çok benzeri ürünler görmemizin sebebi neye dayanıyor? 

Yaratıcılık ve özgünlük moda sektörünün temel yapıtaşı; ancak tüketim çılgınlığı, tasarımcılara dayatılan zaman sınırlamaları, şirketlerin daha çok para kazanma kaygısı gibi etkenler bu dinamikleri hayli sarsıyor. Küresel birçok markanın vitrinleri birbirinin neredeyse aynısı ürünlerle dolup taşıyor. Adidas’ın Stan Smith serisi bunun en güncel ve güzel örneklerinden. Nedenini anlamak için Gucci, Saint Laurent, Givenchy gibi herkes tarafından bilinen lüks moda markalarının birkaç tasarımına göz atmak yeterli.

Bu yılın başlarında Adidas Originals’ın yöneticisi Arthur Hoeld, Reuters ile yaptığı röportajda: “Şu anda bizim koleksiyonlarımızı taklit eden lüks moda markalarının hiç de azımsanmayacak kadar.” Alman spor giyim devinin geçtiğimiz yılın sonunda, ürünlerinin taklit edilmesi gerekçesiyle aralarında Marc Jacobs ve Skechers’ın da olduğu oldukça fazla markayı dava ettiğini bilmeyen yoktur; ancak ya Adidas’ı taklit eden ve dava konusu olmayan diğer markalar? Akla Gucci, Isabel Marant, Saint Laurent ve Alexander McQueen gibi birkaç lüks moda markası geliyor. Bu konuyu tasarım unsurları açısından biraz ayrıntılı açıklayalım.

Stan Smith:

indir (1)

Adidas’ın en ünlü koleksiyonu tartışmasız Stan Smith. Moda endüstrisini büyük etkisi altına alan ayakkabı, ilk olarak 1965’te usta Fransız Tenisçi Robert Haillet adıyla anılmaya başlandı ve 1970’lerin başında büyük tenis efsanesi Stanley Roger Smith’e ithafen yeniden isimlendirildi.

Tasarıma teknik açıdan bakıldığında, Stan Smith, Adidas’ın klasik bir tenis ayakkabısı profiline yaklaşımını gösterir. Tasarım unsurları genel anlamda şu şekildedir: ince bir dil ve 7 sıra bağcıktan oluşan parlak bir üst yüzey, her bir ayakkabının dış kısmını süsleyen üç sıra açılı yerleştirilmiş delikler, her kısımda delikleri çevreleyen ayırt ediciliği sağlayan dikişler (dikişler ayakkabının yan tarafında orta tabanın üzerinde bir noktada birleşiyorlar, ayrıca yan tarafta ayakkabının burnuna doğru dikişler küçük dikdörtgen bir kutu oluşturuyor) ayakkabının gövdesiyle karşıtlık oluşturmaya meyilli bir renkte olan çıkık “bıyık şekilli” bir topuk ucu ve düz bir kauçuk dış tabandan meydana gelen bir topuk.

2008’de Amerika Oregon Bölgesi Bölge Mahkemesi’nce karara bağlanan Adidas America- Payless Shoe davasına göre, Adidas, Superstar’ın Ticari Takdimini 1969 yılında yapmıştır ve o zamandan bu yana ürünün ana özellikleri değişmemiştir. Ürün şunlardan meydana gelir: (1) Ayakkabının yan tarafında eşit uzaklıkta bulunan deliklere paralel üç paralel çizgi ( örneğin, Üç Çizgi İşareti); (2) kauçuk bir “deniz kabuğu(midye) burun”; (3) bilhassa düztaban; (4) ayakkabının Adidas olduğunu tanımlamaya yarayan dış arka topukta bulunan renklendirilmiş bir kısım. Bu 4 unsur markanın hukuken korunan Superstar Tescil Takdimini meydana getirmek için bir araya gelir ve Adidas’ın izni olmadan bu tasarımı kullanan diğer markalara karşı dava açma hakkını verir.

Taklitleri:

indir

 

 

 

 

 

 

 

Sol üstten saat yönünde: Saint Laurent, Common Projects, Givenchy, Kobi ve GREATS

Stan Smith, kesinlikle Hoeld’un değindiği en sık taklit edilen koleksiyonlardan biri. Geçtiğimiz yıl yaptığımız haberlerde de belirttiğimiz üzere, Paris menşeili marka, Isabel Marant, Adidas’ın klasik Stan Smith’i ile ciddi ölçüde benzerlik taşıyan spor ayakkabıyı tanıttı. Marant’ın ayakkabının yanlarında benzer dikişi kullanmasının, benzer bir dış tabanı taklit etmesinin ve ayakkabının görsel olarak tıpatıp aynı profilde olmasının yanında, markanın Bart spor ayakkabısını en başından beri bilhassa problemli hale getiren şey topuk ucunun mevcudiyeti ve yerleştiriliş biçimidir. Bunlar Marant’ın ayakkabısında oldukça belirgin bir Adidas hissine yol açan en önemli unsurlar.

Marant’ın Bart spor ayakkabısından sonra, Alexander McQueen’in “Oversized” spor ayakkabısı çıktı. Marant’ın ayakkabısı ile çok benzer şekilde McQueen de neredeyse aynı tasarım unsurunu (topuk ucu) kullandı. Mcqueen’in ayakkabısı aynı zamanda ayakkabının yan tarafındaki delikler, delikleri çevreleyen benzer bir dikiş, düz bir topuk (McQueen’dekiler biraz daha kalın) ve deniz kabuğu desenli yuvarlak burun dâhil olmak üzere Adidas’ı çağrıştıran başka unsurlar da içeriyor.

Aynı zamanda bu grubun içindeki hem Saint Laurent’in SL06 Spor Ayakkabısı SL01 Court Classic Deri Spor Ayakkabısı hem de Givenchy’nin Deri Spor ayakkabısı, Adidas’ın Stan Smith’inkine benzer bir profile ve topuk ucuna sahip olarak dikkatlerden kaçmıyor.
indir (2)

Daha problemli ayakkabılardan biri de, Virgil Abloh’un Stan Smith’e benzeyen koleksiyonu için aldığı Off White. (yandaki resmi olan) Siyah ve beyaz renk seçenekleri de bulunan tartışılan tasarımda yan taraflarda çapraz çizgiler kullanılması da (Adidas Superstar modeli tarzında) üzerinde logo yer alan topuk ucu da, Adidas modelleri ile ciddi bir karışıklık yaratıyor.

Adidas’ın ileri sürebileceği muhtemel argümanlardan biri de Adidas’ın ayırt edici topuk ucu olmamasına rağmen, GREAT’in Royale Deri Spor Ayakkabısının, Common Projects’in Retro Deri Spor Ayakkabısının, BAPE’nin Bapesta Squash spor ayakkabısının ve IRO’nun Kobi Spor Ayakkabısının görünüş itibariyle rahatsız edici derecede Adidas’a benzer olduğudur.

 

Adilette Terlik:

indir (3)Adidas’ın Adilette terliği büyük ihtimalle en iz bırakan ikinci ayakkabısı ve dolayısıyla en çok taklit edilen başka bir ürünü. 1972 yılında piyasaya sunulduğundan beri gıpta ile bakılan Adilette banyo terliği, özellikle Raf Simons ve diğerlerinin klasik stili revize ettiği hali, aynı zamanda son yıllarında moda endüstrisinin favorisi olan bir ürüne dönüştü.

Adidas, Federal ticari takdim şekline veya terliğin görünüş ve tasarımı için tasarım korumasına sahip değilse de, spor giyim markası terliğin üst kısmındaki 3 çizgiyi koruma altına alan marka tescili korumasına sahiptir. Bu, markaya, birkaç yıl önce K-Mart’ın sattığı 4-çizgi ayakkabıları gibi bariz taklitleri ile mücadele etmesine izin vermektedir. Aslında bir kalıp olan, terliğin öne doğru daralan ayakkabı tabanından, düz kauçuk dış tabandan, dıştan tabanların altına doğru giden deliklerin olduğu bir üstten meydana gelen görünümünü taklit etmeye karşı koruma çok azdır. Ticari takdim şekli, ürünün kaynağını belirten, tanımlayan ve diğer ürünler ile ayırt edilmesini sağlayan, ürünün genel görünümünü ifade eden marka koruma yöntemlerinden biridir. 
Taklitler:

indir (1)Sol üstten saat yönünde: Marc by Marc Jacobs, Givenchy, Versace, Coach ve Loeffler Randall

Lüks markalara ait taklitleri kesinlikle göz ardı edilecek kadar değildi. Hatta özellikle geçtiğimiz birkaç sezon boyunca, podyumda Adidas’ın Adilette’e doğrudan gönderme yapıldığını iddia edebileceği oldukça fazla banyo terliği gördük. Gucci, Givenchy, Valentino ve Versace gibi moda evlerinden, biraz daha makul fiyatlı Coach, Marc by Marc Jacobs ve Loeffler Randall gibi markalara kadar her marka benzer ayakkabı tabanı ve üstü olan ayakkabılar piyasaya sürdü. Gucci hariç olmak üzere bu tasarımların tümünde Adidas’ın ayırt edici 3-çizgili kullanılmaktaydı. Sonuç olarak, moda evlerinin uluslararası markalara, moda markalarının milyar dolarlık moda holdingleri haline gelmesi ile birlikte artan talebe yetişme kaygısı tasarımcıların yaratıcılıklarını sınırlamakta ve inovatif düşünmelerini engellemektedir. Markaların daha fazla gelir elde etmek amacıyla “Sezon Öncesi” ve “Tatil” koleksiyonları eklenince tasarımcılar zaman bakımından da son derece kısıtlanmış olmakta ve dolayısıyla ortaya farklı bir ürün çıkaramamaktadır.

Tüketicilerin tavırlarının da bu eğilimi körüklediğini söylemek yanlış olmaz.  “Modadan/Moda olandan” vazgeçmek istemeyen ve bu konuda risk almak istemeyen tüketiciler birbirinin benzeri ürünleri tercih etmekte ve markalar da bunun sonucunda risk alıp yeni tasarımlar ortaya koymak yerine, hali hazırda başarılı olmuş ve büyük bir kitleye hitap eden markalardan (Adidas gibi)  ilham alıp benzer ürünler yapmayı seçmektedir.

Diğer markaların popüler tasarımlarının sadece logolarını değiştirip mağazalarında raflara dizen moda markaları bu eylemden hiç çekiniyormuş gibi görünmüyor. Birçok şirket davalardan çıkacak tazminat miktarları zararlarını karşılamayacağı inancından bu yola hiç başvurmuyorlar. Taklitçi firmalar ise aleyhlerine çıkabilecek tazminat miktarını çok daha üstünde paralar kazandıkları için bu hırsızlıktan kaçınmıyorlar.

Konudan şikayetçi olan ve çözüm arayanlar markalar için cevap aslında gayet basit; tasarımcıların ve sektörün üzerindeki söz konusu bu baskı azalmadan, gerçek tüketicinin talep ettiği inovatif ürün yelpazesini karşılayacak bir moda endüstrisinden bahsetmek pek mümkün olacak gibi durmuyor.

Moda Hukuku Enstitüsü Öğrenci Temsilcisi
Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Seren Deniz YANIK

 

  • 2v3a9339-2-1-646×1024
  • ahmed-768×419

Dünyaca Ünlü Kıyafet Markası Topman Taklitçilikle Suçlanıyor

Azeri sanatçı Faig Ahmed, İngiliz hazır giyim markası Topman’in, yaratıcısı olduğu bir tasarımını izinsiz olarak t-shirtler üzerinde kulladığını iddia etti.Ahmed’in “Oiling” isimli eriyen görünümlü Orta Doğu kilim motifi, Topman’in “Globe Faded Black Tank Vest” isimli t-shirtüyle inanılmaz benzerlik gösteriyor. Topman iddiaların ardından söz konusu ürünü internet sitesinden kaldırdı.
Hyperallergic’e açıklama yapan Faig Ahmed ise “Sanatıma zarar vermemek için özellikle ünlü firmalarla çalışmak istemiyorum. Bu tarz fikri hak ihlallerini ilgilendiren davaların masrafları çok büyük meblağlara ulaşabiliyor ve süreç hayli yorucu. Hatta sırf bu yüzden birçok sanatçı hakkını aramaktan vazgeçiyor.” dedi.  Ahmed, eserinin çalınmasının dışında, sanatının özensiz olarak taklit edilmesinden de şikayetçi.
Ahmed, Topman ve t-shirt üreticisi Globe’a bu durumla ilgili ulaştığını ancak daha geri dönüş alamadığını ifade etti. Topman ve Globe markalarının konu ile alakalı yasal bir açıklama yapması bekleniyor.
Moda Hukuku Enstitüsü Öğrenci Temsilcisi
Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Selen Zafer
  • Max Vadukul Alexander Wang

Alexander Wang, Taklitçilik Davasından 90 Milyon $ Tazminat Kazandı.

Alexander Wang’in New York Bölge Mahkemesi’nde görülen taklit ürün ve korsan alan adı davası Wang lehine sonuçlandı.
 
Dava kapsamında, 45 davalıdan hiçbiri mahkemeye gelmediğinden haklarında gıyabi hüküm verildi. Mahkeme 90 milyon $ zararın tazmin edilmesine ve Alexander Wang ibaresini içeren 459 alan adının kapatılmasına karar verdi. Kararda bahsi geçen web sitelerinin yasal perakendecilermiş  gibi tasarlandığı ve hatta birçoğunun orijinal sitenin tasarımını bire bir taklit ettiğine da değinildi.
 
Bu doğrultuda, 2010’da kurulan Operation in Our Sites, U.S. Immigration and Customs Enforcement (ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) isimli fedaral kolluk kuruluşunun, Pay Pal ile birlikte çalışarak davalılarla bağlantılı hesaplara ve taklit ürün satan web sitelerine el koyabildiği de biliniyor. Ancak, söz konusu işbirliği kapsamında sadece 200 $ gibi düşük meblağlara el konulabiliyor olması Wang’in kazandığı 90 milyonluk rakamın 1 milyon $ kısmının tazminini bile hayli güçleştiriyor.
 
Wang şirketinin genel müdürü karar hakkındaki açıklamasında ise : “Şirketimiz fikri ve sınaî mülkiyet haklarını koruma konusunda çok hassas davranmaktadır. Şirketimizin bu duruşu küresel ölçekte sürekli olarak ihtiyatlı davranmayı ve ulusal ve uluslararası düzeyde taklit ürün satan korsan siteler hakkında haksız uygulamayı durdurma konusunda hukuki önlemler almayı gerektiriyor. Markamızı kurduğumuzdan bugüne kadar şirketimiz zamanını, sermayesini ve emeğini farklı ve eşsiz ürünler yaratmaya adamaktadır. Mahkemenin lehimize vermiş olduğu bu karardan dolayı mutlu olduğumuzu ve taklitçilikle mücadelemizin devam edeceğini belirtmek isterim.”
 

Moda Hukuku Enstitüsü Öğrenci Temsilcisi
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ali Cem Bilgili
  • FullSizeRender (22)
  • FullSizeRender (23)
  • FullSizeRender (24)
  • neo-717x472_c
  • Screen_Shot_2015_05_15_at_9.39.48_AM__98932.1431672512.1280.1280
  • TRIANGLE-BIKINI-PINK-LEMONADE-
  • x354-q80

En Çok Taklit Edilen Bikini: “Mılly”

Avustralya merkezli bikini firması Triangl’ın, renk blok desenli neopren kumaştan ürettiği bikinilerin, ünlüler arasında vazgeçilmez bir ürün haline geldiğini gözlemlemiştik. Instagram’da 3 milyon takipçisi bulunan markanın “Milly” adıyla çıkardığı bikini modeli de The Independence’a göre “en popüler bikini” ünvanına sahip oldu.

Victoria’s Secret’ten Zara’ya kadar birçok moda markası da söz konusu tasarımı taklit etmektle suçlanıyor. Milly’i taklit edenler arasında Target, ASOS, Forever 21, PILYQ, Alibaba, eBay ve Etsy de bulunuyor. Ayrıca Beyoncé’den, Selena Gomez’e kadar birçok ünlü Milly’i giyerek Instyle, Women’s Health, the Mirror gibi tirajı çok yüksek dergilerde pozlar verdiler.

Pazarlama stratejisi oldukça iyi kurgulanan ve böylece ayda 45.000 adet bikini satan Triangl markasının, 2014 yılında 25 milyon dolar olan cirosunun bu yıl 60 milyon dolar olacağı tahmin ediliyor. Aynı doğrultuda, markanın taklit pazarının da büyüyeceği kanısındayız.

  • chanel
  • forever 21
  • ktz
  • isabel marant
  • print-and-pattern-in-astrology-fashion

Moda Hukuku Penceresinden: Geleneksel Desenler

El işçiliğinin yükselen bir trend olduğu günümüz moda sektöründe markalar, farklı coğrafyalardan buldukları özgün desen ve işlemeleri tasarımlarında kullanmaktalar. Bu desenler her ne kadar “topluma mal olmuş” ve telif hakkı olmayan eserler gibi algılansalar da kültürel topluluklar, desenlerin izinleri olmadan kullanılması ya da uygunsuz bir şekilde tasarımlara dâhil edilmesi konusunda tepkilerini göstermekteler. 

Bu hafta sizler için yerel desenleri hukuka aykırı kullanan ünlü moda markalarını bir araya getirdik.

 

chanel

 

Chanel vs. İskoçya:

Geçtiğimiz Aralık ayında Chanel, İskoçya’ya özgü Fair Isle stili desenlerini kullanmıştı. O bölgeye özgü desenleri süeter ve ceket tasarımlarıyla yorumlayan Mati Ventrillon, Chanel’i taklitçilikle suçlamıştı. Chanel yaptığı bir açıklamayla Ventrillon’dan özür dilemişti.

 

 

forever 21

Forever 21 & Urban Outfitters vs. Pakistan:

Fast Fashion moda markalarından Forever 21, Pakistan-Sind’e özgü olan ve kutsal sayılan Ajrak desenini taklit ettiği gerekçesiyle, yaptığı bir tasarım konusunda geçtiğimiz aylarda tepki toplamıştı. Kutsal kitaplarını bu desenle kaplayan ve vefat eden yakınlarını bu desenden dokunan kefenlerle defneden Sind halkı, Forever 21’ın ilgili deseni yanlış yorumlamasını bir saygısızlık olarak nitelendirmişlerdi. 2014 yılında Urban Outfitters da söz konusu deseni kullanarak bikini tasarımları gerçekleştirmişti. 

 

 

ktz

Ktz vs. Inuit Halkları:

Londra merkezli KTZ, geçtiğimiz yıl sonbahar kış koleksiyonunda geleneksel ve kutsal sayılan Inuit desenini kullanması üzerine Nunavut’lu Salome Awa, yöresel desenine sahip çıkarak KTZ’nin bu davranışının hiç uygun olmadığını dile getirmiş ve markanın taklitçilik yaptığını kamuoyuna duyurmuştu.

 

 

 

isabel marant

Isabel Marant & Antik Batik vs. Meksika:

Paris’li tasarımcı Isabel Marant,  Meksika’ya özgü bir deseni kendi tasarımlarında kullanması üzerine Oaxaca’da yaşayan ve Mixe olarak bilinen yerel halk, tasarımcıdan şikâyetçi olmuştu. Bunun üzerine Oaxaca’daki Santa Maria Tlahuitoltepec yetkilileri Isabel Marant’a bir ihtarname göndermişlerdi. Aynı desenin Antik Batik tarafından da kullanılması üzerine, change.org’ta bir kampanya başlatılmıştı.

  • display (2)
  • display (3)
  • display (4)
  • display (5)
  • display (6)
  • display (7)
  • MTQwMDc3NjQ1MDEzNDU5OTc5
  • tumblr_nwfqedPUiP1qktfamo1_1280
  • tumblr_nnndnz9bg71qktfamo1_1280
  • tumblr_nnp8waiE9o1qktfamo1_1280
  • display

Moda Dünyasında Pokemon Lisans Savaşları Başlıyor!

Pokémon Go çılgınlığı yeni bir trend olarak hızla hayatlarımıza girerken, bu dalgayı paraya dönüştürmek isteyen birçok markanın Pokémon Company’nin izni olmaksızın anime karakterlerinin kullanımını gerçekleştirecekleri ve lisans savaşlarının başlayacağı tahminlerimiz arasında.
Yıllardır Pokémon karakterlerinin lisanssız bir şekilde markalar tarafından hali hazırda kullanıldığını gözlemliyoruz. Bildiğimiz kadarıyla şimdiye dek iç çamaşırı için Pokémon Company’den tek lisans alabilen marka Yummy Mart oldu. 20 Nisan 2016’da satışa çıkan ürünler ise oldukça farklı tasarımlara sahip.
Aslında Pokémon Company, telif hakları ve lisans konusunda oldukça katı bir politikayla markasını yönetiyor. Geçtiğimiz Ağustos ayında yaşanan bir olay da bunu kanıtlar nitelikte. Sıkı bir Pokémon hayranı olan Ramar Larkin Jones, Penny Arcade Expo öncesinde Pokémon cosplay’li “5. Geleneksel Resmi Olmayan Pokémon Partisi” düzenlemek istedi. Giriş ücreti 2$ olan partinin davetiyelerde ve duyurularında Pokémon karakterleri izinsiz bir şekilde kullanıldı. Bunun üzerine Pokémon Company, Jones’a dava açmak üzere 4.000$ tazminat talebiyle mahkemeye başvurdu. Jones partiyi iptal etti, mahkeme ise devam ediyor.

 

  • K-Dress

Moda ve Teknoloji Savaşlarında Yeni Bir Silah: Patentler

Günümüzde teknolojik gelişmelerin artmasıyla birlikte moda sektörünün dinamikleri hiç olmadığı kadar değişiyor. Yeni kumaş türleri, üç boyut teknolojisi kullanılarak yapılan tasarımlar, giyilebilir teknolojinin her unsuru modayı yeniden şekillendiriyor. Bu doğrultuda patentle*koruma altına alınan her tasarım moda hukukunun konularına dahil oluyor. Fark yaratabilmek için moda markalarının birbirleriyle kıyasıya rekabetlerinin arttığı günümüzde ise patentlerin önemi de doğru orantılı olarak artıyor. Zira bir alanda ilk patenti kim alırsa, o marka aslında “farkın” sahibi oluyor. Bu hafta sizler için moda sektöründe patentle moda sektöründeki buluşlarını koruma altına alan markaları, patente konu olmuş teknolojik ilerlemeleri ve davaları bir araya getirdik.

*Patent: Buluş sahibinin buluş konusu ürünü belirli bir süre üretme, kullanma, satma veya ithal etme hakkıdır. Bu hakkı gösteren belgeye de patent denir. Geleneksel terminoloji ile sınaî mülkiyet haklarının içinde önemli bir yer tutan “patent hakkı”, özellikle teknoloji transferinin aracı olması bakımından gelişmekte olan ülkeleri daha çok ilgilendiren maddi olmayan bir mala ilişkin haktır.

Çanta:

Ralph Lauren 2014 yılında, lüks ve teknolojiyi birleştirerek moda dünyasında bir çığır açtıklarını duyurdu. Kendileri tarafından tasarlanan “The Ricky Bag with Light” isimli çantanın içinde LED ışıkları ve telefonu şarj edebilmek için bir USB giriş yerleştirdiklerini kamuoyuna açıklayarak söz konusu çantayı piyasaya sürdü. Ancak Şubat 2015’te Jimmy Bryan bu teknolojinin aslında kendisine ait olduğunu almış olduğu patentlerle birlikte (6,340,235 (1999) ve 6,637,909 (2002)) ileri sürerek mahkemeye başvurdu.

Ayakkabı:

Nike, ayakkabılarını 3D teknolojisiyle üretmek için 2015 yılında patent aldı. Nike yetkilileri tarafından yapılan açıklamaya göre Nike’ın yeni aldığı patent, 3D yazıcıların kullanılarak ayakkabı tabanlarını oluşturan parçaların sayısının azaltmasını amaçlayan bir sistemi kapsıyor. Nike’ın ezeli rakipleri Adidas, Under Armour, New Balance ve Sketchers’ın 3D teknolojisiyle ayakkabı üretim denemelerine başladıklarını hatta bazı markaların ilk modellerini çıkardıklarını biliyoruz. Yakın tarihte 3D teknolojisinin yer aldığı davalarla karşılaşabileceğimiz ön görülerimiz arasında.

Takı:

“Akıllı takı” trendi son yıllarda hayatlarımıza girmeye başladı, bu trendin daha da artarak ilerleyeceği kanısındayız. Zira teknoloji devi firmalar, giyilebilir teknoloji konseptini takılar yoluyla bizlere sunuyorlar. Buluşlarını ise her zaman patentlerle koruma altına alıyorlar. Bu çerçevede, giyilebilir teknoloji üzerine patent başvuruları konusunda Microsoft 757 patentle, Philips 756 patentle ve Alphabet 602 patentle listenin başına yerleşiyorlar. Bu 3 firmayı Samsung 498, Qualcomm 415 ve Apple 197 patent başvurusuyla izliyor. Samsung ve Apple’ın rekabetinin moda sektöründe de hızla ilerleyeceğini ve ilerleyen yıllarda giyilebilir teknoloji patentleri konulu davalarla karşılaşabileceğimizi düşünüyoruz.

Giyim:

CuteCircuit K-Dress, moda ve ileri teknolojiyi bir araya getirerek çığır açan bir elbise tasarladı. Yapımında kullanılan ipek şifon, tafta ve yüzlerce gömülü LED ışık sayesinde fark yaratan elbise, Katy Perry, Sarah Brigthman gibi ünlüler tarafından da tercih ediliyor.

Spor Giyim:

Columbia markası özel tekniklerle üreterek patentini aldıkları “Omni-Heat” isimli kumaş teknolojisinin Seirus Innovative Accessories tarafından kullanılması üzerine ilgili firmaya 2015 yılında dava açtı. Özellikle kullandıkları kumaşlar konusunda çok hassas davranarak, ürettikleri buluşlarını patentlerle koruyan Columbia, patent numaralarını ve isimlerini kendi web sitesi üzerinden kullanıcılarıyla paylaşmakta: http://cscpatents.com/

  • IMG-20160701-WA0038

Bılly Huxley, Neıl Barrett’e karşı Rıhanna’nın Topshop’a açtığı dava gibi dava açmalı mı?

Ünlü isimlerin görsellerinin hukuka aykırı şekilde t-shirtlere konu olmasının son kurbanı Billy Huxley oldu.Tasarımcı Neil Barrett’ın yaptığı son kolaja Billy Huxley instagram hesabından tepki gösterdi.
 
Huxley hesabında şunları yazdı: @neilbarrett – Dude, I’m flattered.. But just ask bro. No need for thieving
 
Söz konusu bu ihlaller başta sanatçıların kişilik ve marka hakları başta olmak üzere özellikle haksız rekabet konularını moda hukuku açısından her defasından tekrar gündeme getirmeye devam edecek gibi gözüküyor.
  • dama
  • dama2
  • dama4-givenchy-men-ss-17

Moda Hukuku Penceresinden: Gıvenchy İlkbahar 2017 Erkek Koleksiyonu Defilesi

4 Mayıs 2015 tarihinde Louis Vuitton’un dama desenini tescil ettirme başvurusu, Avrupa Birliği Patent Ofisi (EPO) tarafından reddedilmişti. Bu reddin ardından, moda evlerinin ilgili dama desenini kullanacağı tahminlerimiz arasındaydı. Tahminlerimizde yanılmadığımızı Givenchy kanıtladı.

Geçtiğimiz hafta Paris’te İlkbahar 2017 Erkek Koleksiyonları sergilendi. Bütün defileler arasında Moda Hukuku açısından en ilgi çekici olan Givenchy’nin defilesiydi. Givenchy, Louis Vuitton’un tekelinde tutmak istediği açık/koyu kahverengi dama desenini kendi podyumuna taşıdı. Defile boyunca sergilenen 6 lookta söz konusu desen kullanıldı. Givenchy’nin bu hareketini, diğer moda markalarının da takip edeceği kanısındayız.

  • giphy

Moda Hukuku’nda En Aktif Moda Markaları.

Hukuki analizler yapan araştırma şirketi Lex Machina’nın marka hakkına tecavüz davaları raporu geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Ocak 2009-Mart 2016 tarihleri arasında Amerikan mahkemelerinde görülen davaları içeren veriler kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.
 
Coach markası, açılan davalar sayısı bakımından 730 dava ile zirveye yerleşti. Sıralamada ikinci olan Chanel, Coach’u 330 dava ile takip etti. Üçüncü sıra ise 203 dava ile Microsoft’un oldu. Bunun dışında Deckers-Ugg Boots firmasının da 164 davaya konu olduğu tespit edildi. Louis Vuitton’un ise açılan 81 davası bulunmakta. 
 
En yüklü tazminatı 1 milyar dolarla Chanel alırken, listede Burberry Ltd. 523.1 milyon dolarla ikinci, Burberry Ltd. U.K 416.6 milyon dolarla üçüncü oldu.
Tazminat listesindeki diğer şirketler ve aldıkları meblağlar ise şu şekilde:
 
Gucci America Inc. (207.7 milyon dolar)
Coach Inc. (180.3 milyon dolar)
Nike Inc. (170.6 milyon dolar)
Converse Inc. (166.2 milyon dolar)
 
Araştırmadaki bir diğer ilginç veri ise internetteki alan adlarıyla ilgiliydi. Araştırmaya göre, Chanel, Deckers, Tiffany, Louis Vuitton, Gucci ve Coach, alan adı konulu davaları en çok kazanan markalar oldu.  

2009 yılından 2016 yılının birinci çeyreğine kadar olan süreç değerlendirildiğinde, marka hakkına tecavüz davalarının en çok görüldüğü yer, 4.164 dava ile Kaliforniya Yerel Mahkemesi oldu. 

  • mfw-runway-recap3
  • jeremyscott4
  • VDAD
  • Batman_Her_Universe_Fashion_show

Moda Hukuku Penceresinden BATMAN

Batman ve yan karakterleri sıklıkla moda tasarımcılarının koleksiyonlarında karşımıza çıkıyor. Birçok moda markası kapsül koleksiyonlar hazırlayarak pastadaki payını artırmayı hedeflerken, özellikle “Kara Şövalye Yükseliyor” ve “Batman Süpermen’e Karşı” filmlerinin vizyon tarihinin öncesinde ve sonrasında “Batman” tasarımlarının ön plana çıktığını zaten hepimiz gözlemliyoruz. Batman tasarımları sadece moda sektörünün giyim ve kıyafet sınıfında değil; geniş bir yelpazede sıklıkla karşımıza çıkıyor.

Söz konusu bu tasarımlar aynı zamanda fikri ve sınaî mülkiyet hak ihlallerini de beraberinde getiriyor. Moda Hukuku açısından dikkat edilmesi gereken en önemli husus, bu tasarımların üretiminden ve piyasaya sürülmesinden önce lisans sözleşmelerinin yapılmasının gerekliliği…Aksi halde, marka hakkına tecavüz, fikri ve sınaî mülkiyet hak ihlalleri ve haksız rekabet konularında davalarla karşı karşıya bulunma riski bulunuyor.

Moda hukuku açısından Batman karakterinin marka tescil sürecini sizin için aşağıdaki gibi özetlemeye çalıştık.

Batman_Her_Universe_Fashion_show

 

 

 

 

 

 

 

Batman, Marka Tescil Süreci:

Batman, Marka Tescil Süreci: Batman marka tescili, ABD ve Avrupa’da farklı zamanlarda yapıldı. Tesciller, korumayı geniş tutmak için birden fazla sınıfta ele alındı. Buna rağmen hukuk ihlalleriyle birçok markada karşılaşıyoruz. ABD’de ilk tescil DC Comics tarafından 1967 ele alındı. Batman’s Detective Comics, Batman and Robin, Beware The Batman adları ve/veya şeklileriyle marka olarak farklı zamanlarda koruma altına alındı. Son marka tescili DC Comics tarafından Batman V Superman Dawn of Justice adıyla alındığını biliyoruz. Avrupa’da ise, DC Comics’in marka tescili ilk defa 1998’de Batman adıyla koruma altına alındı. (2026 yılında koruması sona eriyor.) Yine DC Comics’in marka tescili 2005 yılında Batman Begins adıyla koruma alanını genişletti. (2024 yılında koruması sona eriyor.) Beware the Batman ibaresi ise yine DC Comics tarafından, 2013’te tescil ettirildi. (2022 yılında koruması sona eriyor). DC Comics tarafından yapılan son tescil ise, Batman V Superman;Dawn of Justice ibaresi şekille birlikte 2014 yılında gerçekleşti.

Burak Taha Artun 

Moda Hukuku Enstitüsü Öğrenci Temsilcisi (Marmara Üniversitesi Hukuk Fak.)

 

 

  • gelinlik-kate-middleton

Kate Mıddleton’ın son döneme damgasını vuran gelinliği dava konusu oldu.

Prens William ve Kate Midddleton’ın evliliklerinden 5 yıl sonra Middleton’ın Sarah Burton imzalı meşhur gelinliği bir davaya konu oldu. Söz konusu dava İngiliz gelinlik tasarımcısı Christine Kendall tarafından Alexander McQueen’e karşı açıldı.

Christine Kendall, iddiaların hiçbir şekilde Düşes’e karşı yöneltilmediğinin ve kraliyet ailesine herhangi bir ithamda bulunulmadığının altını çizerek, Middleton’ın gelinliğinin kendi tasarımından kopyalanmış olduğunu ileri sürdü. Telif haklarının ihlali nedeniyle açılan bu davada, Christine Kendall, McQueen’in gelinliği tasarlamak üzere seçilmesinden önce Middleton’ın gelinliği için hazırladığı tasarım eskizlerini mahkemeye sundu ve gelinlik hakkındaki bu fikirlerini düğünden 5 ay önce de Middleton’a gönderdiğini ve Prens William ve Prens Harry tarafından Ocak 2011’de bir teşekkür mektubu aldığını iddia etti. Middleton’ın sözcüsü ise Düşes’in Kendall’ın tasarımlarını hiç görmediğini Sunday Times gazetesinde yaptığı açıklamada belirtti. Kendall ayrıca YouTube üzerinden kendisinin gelinlik ile ilgili orjinal tasarımlarını anlatan bir video da yayınladı.

Hazal Alanya

Moda Hukuku Enstitüsü Öğrenci Temsilcisi (Başkent Üniversitesi Hukuk Fak.)

  • IMG_5634

Moda Hukuku’nun ABC’si Eğitim Programı

Moda Hukuku Enstitüsü olarak, ikincisini gerçekleştirdiğimiz “Moda Hukuku’nun ABC’si” sertifika programını tamamlayarak öğrencilerimize sertifikalarını verdik.

  • tumblr_o5bphoqlLA1tevqpzo1_400
  • mmsaf

Mıckey Mouse’un Fikri Mülkiyet Süreci.

Mickey Mouse karakterinin ilk kez kullanıldığı “Steamboat Willy” isimli çizgi film 1928 yılında Walt Disney tarafından yayınlandı. Mickey Mouse karakteri 1909 yılındaki Amerikan Telif Kanunu ile korunarak, karaktere 56 yıllık koruma süresi verildi. Böylece Mickey Mouse karakterinin hakları, 1984 yılına kadar Walt Disney’in oldu.

1976 yılında, meclisteki bir değişiklikle, hak sahiplerine, eserlerinin haklarının yaşam boyu + hayatlarını kaybettikten sonra 50 yıl saklı kalması kararı çıktı. Daha sonra, yine bir değişiklikle 50 yıllık süre 75 yıllığa uzatıldı, böylece Mickey Mouse karakterinin hakları 2003 yılına kadar Walt Disney’e ait oldu. Korumanın bitmesine 5 yıl kala, 1998 yılında Sonny Bono Telif Uzatma Kanunu yürürlüğe girdi ve bir şirket için yapılan işlerin ilk ortaya çıktığı tarihten itibaren 95 yıl ya da tasarımın yapıldığı tarihten itibaren 120 yıl boyunca söz konusu haklarının saklı kalmasına karar verildi. Böylece Mickey Mouse’ın fikri mülkiyet hakkı koruması 2023 yılına kadar uzamış oldu.

Mickey Mouse’un Telif Süreci Grafiği

mmsaf

  • Adsız
  • svsvssv
  • dddd
  • kkkkkkk
  • tttt
  • rvwrvwrrwb
  • efqfqfq

Moda Markalarının En Sevdiği Karakter: “Mickey Mouse”

WGSN 2010 yılında, “Mickey hareketi” olarak nitelendirdiği Mickey Mouse karakterinin tasarımlar üzerinde kullanımının ilk sinyallerini yakalamış ve düzenlediği raporlarda bu akımın spor ve sokak giyiminde ileriki yıllarda trend olacağını bildirmişti.

2009 yılı itibariyle lüks pazara hitap eden moda tasarımcılarının koleksiyonlarının bazı parçalarında yer yer Mickey Mouse karakterini kullandıklarını gözlemleyen WGSN’in tespiti doğruydu. Git gide artan Mickey Mouse karakterinin kullanımı, 2014 yılında bir koleksiyonla taçlandırıldı.

Kopenhag merkezli sweatshirt markası Wood Wood, 2014 yılında Disney ile bir işbirliği yaparak kadın ve erkek için Mickey Mouse karakterini deforme ederek kullandığı 24 parçalık kapsül bir koleksiyon hazırladı. (http://www.woodwood.com/projects/disney-and-wood-wood)

2009 yılında bu yana lüks moda markalarının kullandığı Mickey Mouse karakteri trendi, günümüzde kitlesel pazara hitap eden moda markalarına geçti.  

Moda hukuku açısından dikkat edilmesi gereken husus ise, söz konusu markaların “Mickey Mouse” karakterini kullanırken ileride hukuki sıkıntılar yaşamaması için gereken lisans sözleşmelerini yapması gerekmektedir. Aksi durumda, gerek marka hakkına tecavüz gerekse de haksız rekabet ihlalinden dolayı ciddi tazminat davaları ile karşı karşıya kalmaları kaçınılmaz gözüküyor.

“Mickey hareketi” akımını kullanan markaları tarihsel olarak sizler için bir araya getirdik:

Jeremy Scott Sonbahar 2009

Adsız

 

 

 

 

 

 

 

 

 

D&G Sonbahar 2011

svsvssv

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Jean-Charles de Castelbajac İlkbahar 2012

 

dddd

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Marc Jacobs İlkbahar 2013

tttt

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Boby Abley Sonbahar 2014

kkkkkkk

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

WGSN 2014 Sokak Çekimleri

rvwrvwrrwb

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • tumblr_o5aewgBhpn1sbfha8o1_500
  • tumblr_o56to1b5vz1uqz76no1_500

Beyoncé, Feyoncé’ye Dava Açtı.

Beyoncé, geçtiğimiz yıl Etsy üzerinden Feyoncé yazılı ürünler sattıkları gerekçesiyle Feyoncé adını kullanan şirkete dava açacağını belirtmişti.
Geçtiğimiz Salı günü Beyoncé, Feyoncé adıyla satış yapan şirketin kurucuları Andre Maurice, Leana Lopez ve Lee Lee’ye ve söz konusu şirkete dava açtı.

New York’ta açılan davada, Beyoncé’nin avukatları “dünyanın en önemli müzik sanatçısı ve girişimcisi Beyoncé’nin isminin kötüye kullanılarak ticarete konu olduğunu ve marka hakkını ihlal ettiğini” belirttiler.

Beyoncé’un avukatlarının hukuki uyarılarına rağmen, satışlarını durdurmayan ve buna ilaveten Feyoncé’nin marka hakkını tescil ettirmeye çalışan üç girişimci marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet davalarıyla mücadele etmek zorunda.

  • Kali-KimK

Kardashian Ailesi vs Hukuk

Sansasyonel olaylarıyla kendilerinden sıkça söz ettiren Kardashian ailesinin bu sıralar hukukla başı dertte.

Geçtiğimiz günlerde, Hillair Sermaye Yönetim şirketi, Kim, Khloé ve Kourtney Kardashian’nın sahip olduğu kozmetik markası “Kardashian Beauty” hakkında dolandırıcılık yaptıkları gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuştu. Konuyu mahkemeye taşıyan Hillair Sermaye Yönetimi, Kardashian Beauty’nin kendileriyle yaptıkları anlaşmanın şartlarını yerine getirmedikleri için 180 milyon dolarlık tazminat davası açtığını kamuoyuna duyurmuştu.

Aynı tarihlerde Kanye West’in de Adidas’la yaptığı sponsorluk anlaşmasını ihlal ettiği konuşuluyor. Kanye West, bir konserinde giydiği beyaz Vans’ın üzerine Adidas’ın üç şeridini çizdi. Bu davranışıyla, hem Adidas’la yaptığı sponsorluk anlaşmasını ihlal eden West, hem de Adidas’ın üç çizgisini Vans ayakkabının üzerine çekmekle haksız rekabet ve marka hakkına tecavüz davalarına davetiye çıkarmış oldu.

Ekim 2015’te ise, Kardashian’ların kız kardeşleri Kendall ve Kylie Jenner’ın da Island Company’nin edilen “Quit your Job. Buy a Ticket. Get a Tan. Fall in Love. Never Return.” (İşini bırak. Bir bilet al. Bronzlaş. Aşık ol. Asla geri dönme) matrasını taklit etmekle suçlandığı haberini sizlerle paylaşmıştık. Söz konusu dava ise henüz sonuçlanmadı.

SOSYAL MEDYADA BİZİ TAKİP EDEBİLİRSİNİZ

YASAL UYARI

Web sitemiz, kamuya genel bir bilgi sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.
2017 © Tüm telif hakları Moda Hukuku Enstitüsü’ne aittir.
Moda Hukuku Enstitüsü web sitesinin kısmen ya da tamamen kopyalanması yasaktır ve aksi davranış telif hakkı ihlali teşkil eder.

open