All posts in BLOG

93 Posts

Nike’ın Hamile Sporcular Skandalı

Bugün 25 Mayıs Dünya Etik Günü. Bu özel günde, son zamanlarda çok konuşulan ve Nike’ın etik değerlerini sorgulatan bir skandalı sizler için yazdık. İyi okumalar!

Atletizm tarihinin en başarılı sprinter’larından biri olan Allyson Felix,  6 kez Olimpiyat altın madalyasını, 11 kez dünya şampiyonluğunu kazandı. Nike, Felix’in sponsoruydu.  Ancak Felix, hamile kalması halinde Nike’ın kendisine %70 daha az ödeme yapmak istemesi nedeniyle anlaşmazlık yaşadıklarını ifade etti. 

Geçtiğimiz günlerde New York Times’a konuşan ve Nike’ın daha önce sponsor olduğu Phoebe Wright, Alysia Montaño, Kara Goucher gibi atletler de hamile kalmaları durumunda Nike’ın sponsorluk anlaşmasını dondurma ve ödeme yapmama kararı aldığını belirttiler. Ardı ardına gelen bu açıklamaların ardından Nike, kadın atletlere uyguladığı bu yaptırım nedeniyle eleştiri oklarının hedefi oldu ve ikiyüzlülükle suçlandı. Zira Nike’ın paylaştığı 2019 sponsorluk sözleşmelerinde, markanın sponsorluk ücretlerini azaltma hakkına sahip olduğu yazıyor ve sözleşmeye göre doğum ya da hamilelik bu durum için istisna sayılmıyordu. 

Özellikle kadının gücü konusuna her fırsatta değinen ve eşitliği savunan markalardan olan Nike, tüm bu skandala son vermek için açıklama yaparak, geçmiş dönemlerde sponsorluğunu üstlendiği sporcuların ücretlerinde hamilelik nedeniyle kısıtlama olduğunu ancak bu tutumun 2018 yılında değiştiğini ve artık sporcuları hamile kaldıkları için ‘cezalandırmadıklarını’ belirtti. Son gelen eleştirilerin ardından Nike imzaladıkları sözleşmeleri yeniden revize edeceklerini ve sözleşmede yazılı olarak hamilelik durumunda sponsorluk durumunun etkilenmeyeceğini belirteceklerini ifade etti. Yine de bu açıklamalar, haksızlığa uğradıklarını hisseden sporcular için yeterli olmayacak gibi görünüyor.

‘DOĞA DOSTU’ DEMENİN NE ZARARI OLABİLİR Kİ?

Bu yıl 141.si Boston, ABD’de düzenlenen INTA Annual Meeting’te Fashion Law Institute Istanbul olarak eski meslektaşlarımızla buluşurken, yeni partnerlikler ve dostluklar kurduk. 5 gün süren etkinlik boyunca oldukça yararlı sempozyumları dinleme şansımız oldu. En ilgimizi çeken konuşmalardan biri, marka değerini korumak ve arttırmak için markalarının kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ve bu projelerin pazarlamasını yaparken kullanılan kelimelerin ve iddiaların hukuki kapsamları oldu.

Konuşulanları sizler için özetledik. Keyifli okumalar!

 (Oturum Başlığı: Brand Protection and the Intersection of Trademarks, Advertising, and Corporate Social Responsibility (CSR))

Konuşmacılar: 

Mary Carragher, Mondelēz International 

Lesley Fair, US Federal Trade Commission 

Lena C. Saltos, Urban Outfitters, Inc. 

Gare Smith, Foley Hoag LLP 

ABD Federal Ticaret Komisyonu’na bağlı Tüketici Koruma Bürosu’nda kıdemli avukat olarak çalışan Lesley Fair, son zamanlarda markaların pazarlama aktivitelerinde sık sık ‘çevre dostu’, ‘yeşil yıkama’, ‘sürdürülebilir’ gibi terimleri kullandığını ve tüm bu kelimelerin ABD Federal Ticaret Komisyonu tarafından yoğun bir şekilde incelendiğini belirtti. Araştırmaları sonucunda bu terimlerin ‘abartıldığını’ tespit ettiklerini ifade eden Fair, marka sahiplerinin, ürünlerinin sosyal ve çevresel yararları hakkında iddialarda bulunurken sağladıkları kanıtlarda titiz davranmaları gerektiğinin altını çizdi.

Zira, bilimsel kanıtlarla desteklenmeyen, sadece reklam yapmak amacıyla ortaya atılan çevresel iddiaların Federal Ticaret Komisyonu’nun mevzuatları çerçevesinde yanlış ve yanıltıcı reklam olarak nitelendirildiğini belirten Fair, markaları dikkatli olmaları konusunda uyardı. Bununla birlikte, reklamlar ve ürünler üzerinde belirsiz bir dille hazırlanan ‘çevre dostu’ gibi tabirlerin de bu durumu değiştirmeyeceğini ve markaların bu tarz ‘hafif’ tabirler kullanarak olası davalardan kaçamayacaklarını belirtti.

Oturumun diğer panelisti olan ve Urban Outfitters’ta Global Fikri Mülkiyet Direktörü ve Genel Danışman olarak görev yapan Lena C. Saltos da durumu moda sektörü açısından değerlendirdi. ‘‘Moda ve lüks markalarında çalışan kurumsal sosyal sorumluluk profesyonelleri ve fikri mülkiyet uzmanları ile markadaki kreatif direktörler, ürün geliştirme müdürleri, pazarlamacılar ve tasarımcılarla aynı odada değillerse, bu sorun özellikle yaşanıyor,’’ diye belirtti. 

Şirketin kurumsal sosyal sorumluluk konusundaki açıklamalarında tutarlılığı ve genel marka korumasını sağlamak için, kendilerinin Urban Outfitters’ta, fikri mülkiyet uzmanlarıyla “çapraz işlevli” bir yaklaşımla çalıştıklarını söyledi.

Bu nedenle yeni bir ürün ya da pazarlama kampanyası lanse etmeden önce, markayı korumak için her aşamada bir fikri mülkiyet uzmanının bulunması gerektiğinin öneminin altını sık sık çizdi.

INTA’da bu oturumu dinlerken, akıllarımıza hemen Jessica Alba’nın davası geldi. Hatırlayacağınız üzere, Alba’nın kurduğu Honest&Co şirketinin ev ve kişisel bakım ürünlerinin “doğal, bitki bazlı veya kimyasal içermeyen” şeklinde yanıltıcı bir şekilde etiketlenmeleri sonucunda şirkete dava açılmıştı. 2017 yılında sonuçlanan davada taraflar arasında 7,35 milyon dolarlık bir uzlaşma (!) sağlanmıştı.

Adnan (Eddie) Oygur v. UGG

2016 yılında UGG markası, Avustralya vatandaşı Türk asıllı Adnan (Eddie) Oygur’a, ürettiği botlarda ‘UGG’ kelimesini kullandığı için dava açmıştı. Bunun üzerine Amerikalı markaya karşı dava açan Australian Leather şirketinin sahibi Oygur, ‘UGG’ın Avustralya’nın geleneksel botlarından biri olduğunu ve yıllardır herkes tarafından bu stildeki botların ugg olarak bilindiğini ve kullanıldığını iddia etmişti. Ugg kelimesinin jenerik bir isim olduğunu belirten Oygur, dünya çapında tescili Deckers Outdoor Corporation şirketine ait olan ‘UGG’ markasının hükümsüzlüğünü talep etmişti.

Oygur’un da belirttiği gibi, aslında ‘ugg’ kelimesi jenerik bir isim. Başka bir ifadeyle, mutlak red sebebi gerekçesiyle tescil edilemeyecek bir ibare. Ancak bu kelime, Avustralyalı girişimci Brian Smith tarafından 1985 yılında marka olarak Amerika’da tescillendi. Ardından şirketini Deckers’a satan Smith, UGG markasının isim haklarını da bu şirkete devretmiş oldu. O tarihten beri, Avustralyalı bot imalatçıları ‘UGG’ kelimesini kullandıkları hiçbir ayakkabıyı Amerika’ya ihraç edemiyorlar. 

Dava sürerken geçtiğimiz yıl Oygur, durumu Senatör Nick Xenophon’a aktardı, Xenophon bu durumu parlamentoya taşıyarak ülkenin gündem maddelerinden biri haline getirdi. Davayı ‘savaşmaya değer bir mücadele’  olarak nitelendiren Xenophon, ‘‘Fransızlar ‘şampanya’, Yunanlılar ‘feta’ kelimesini koruyabildilerse, biz de Avustralya’daki küçük çaptaki üreticiler için ‘ugg’ kelimesini koruyabiliriz,’’ yorumunda bulundu.

2019 yılı Mayıs ayı itibariyle davada son aşamaya gelindi. 6 Mayıs’ta Chicago’da yapılacak jüri duruşmasına Oygur’la birlikte Xenophon da katılıyor. Bu dava için 1 milyon dolardan fazla hukuki masrafları üstlendiğini belirten Oygur, UGG markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesiyle birlikte, Avusturalya’da 4.000 kadar yeni iş imkanı yaratılabileceğini belirtiyor.

HAPPY FASHION LAW DAY!

Şu an 23’ü aşkın şehirde 18 ülkede ve 5 kıtada kendine teorik ve pratik alanlar bulan moda hukuku, son 10 yılda moda sektöründe hukukun önemine dair büyük bir bilinçlenme kazanılmasını ve teksil ve moda sektöründe katma değerli ürünler tasarlanmasını sağladı. Markalaşma stratejilerinin başında yer alan ve moda hukukunun temel konularından olan marka koruma, moda hukuku sayesinde markaların değerini yükselterek sektördeki rekabet güçlerinin arttırmasını sağladı. Chanel, geçtiğimiz 10 yılda, sadece fikri ve sınai mülkiyet davaları özelinde Amerikan mahkemelerinde açtığı davadan 1 milyar doları aşan tazminat kazandı. Bu miktar Chanel’in Ar-Ge çalışmalarına katkı sağlarken, markasını hukuki olarak 360 derece koruyarak yıllar boyunca ‘Chanel’ olarak sektörün en büyük oyuncularından biri olmayı başardı.

Peki, bu ‘moda hukuku’ nereden çıktı? 

Coco Chanel Mahkemede

Aslında moda tarihine baktığımızda, marka, tasarım ve buluşların korunma ihtiyacının doğmasıyla birlikte moda hukukunun temellerinin atıldığını görmek mümkün. Örneğin, dikiş makinesi deyince aklımıza hemen Singer geliyor. Ancak dikiş makinesini icat eden kişinin Singer olmadığını, 1850’de patentini alan kişinin Singer olduğunu biliyor muydunuz? Ya da haute-couture’ün babası kabul edilen Charles Frederick Worth’un tasarımlarına adını ilk kez nakış olarak işleyen tasarımcı olduğunu ve bu yolla tasarımlarını markası altında koruduğunu? Moda tarihinde birçok ilkin sahibi Coco Chanel’in tasarımlarını korumak için bir terziye dava açması ve dava sonucunda moda tasarımlarının ‘sanat eseri’ sayılması kararının çıkması da yine moda hukukunu, aslında moda tarihinin her anında görebileceğimizi bizlere ispatlıyor.

Moda Hukukunun Akademideki ‘Sıfır Noktası’

Moda hukukunun yeni bir disiplin olarak hukuk literatürüne girişi, bu kavramın ve sınırlarının teorik olarak belirlenmesi 2000’li yıllara dayanıyor. Moda hukukuna dair ilk akademik çalışma 2000 yılında, Cenevre Üniversitesi’nden yayımlanan “Le Droit International de la Mode” (Modanın Uluslararası Hukuku) tezinde ele alındı. Bu tezden 4 yıl sonra, 2004 yılında prestijli Fransız hukuk dergisi Revue Lamy Droit des Affaires’de avukat Annabelle Gauberti ve meslektaşları “Droit du luxe” (Lüks Hukuku) isminde özel bir dosya yayımladılar. Bu çalışma, moda sektöründe yer alan lüks ürünlerin hukuki kapsamları konusunda inceleme içerdiği için moda hukukunun akademik çalışmalarından biri olarak sayıldı.

2006 yılında Profesör Susan Scafidi, Fordham Hukuk Fakültesi’nde Moda Hukuku alanında ilk dersi verdi. 2008 yılında Fordham Üniversitesi bünyesinde kurulan Fashion Law Institute moda hukuku alanında kurulan ilk kurum oldu. Fashion Law Institute, Amerikan Moda Konseyi Başkanı dünyaca ünlü tasarımcı Diane von Fürstenberg’in katkılarıyla daha da büyüdü ve dünyada yankı uyandırdı. 2011 yılında, New York barosu, kendi bünyesinde Moda Hukuku Komitesi’ni; New York Bölgesi Avukatlar Grubu da alt grup olarak Moda Hukuku Alt Komitesi’ni kurdular.

Amerika’dan sonra dünyadaki ikinci Moda Hukuku Enstitüsü ise İstanbul’da 2012 yılında kuruldu. Günümüzde ise Rusya’dan, Güney Afrika’ya kadar farklı coğrafyalarda moda hukuku kurumları, moda ve tekstil endüstrisindeki aktörlerin global çapta önemli avantajlar kazanmasını ve katma değer yaratmalarını sağlıyor. Her yıl 20 Nisan günü dünya çapında ‘Fashion Law Day’ olarak kutlanıyor.

Birlikte daha da büyümek dileğiyle!

Hakim Durumunu Kötüye Kullanmanın Bedeli

Geçtiğimiz ay 1 milyar dolar değerine ulaşan ve 9 milyon fazla üyeye sahip olan kiralık kıyafet markası Rent The Runway (RTR), rakibi FashionPass tarafından dava edildi.

Kaliforniya Yüksek Mahkemesi’nde görülen davada, davacı taraf FashionPass, RTR’nin pazardaki hakim durumunu kötüye kullandığını ve tedarikçilerle aralarındaki sözleşmeye karıştıklarını belirtti. 2016 yılında kurulan FashionPass, kendilerinden 7 yıl önce kurulan Rent the Runway’in kiralık kıyafet iş modelinde bir öncü olduğunu kabul ettiklerini belirtmekle birlikte, bu durumunu kötüye kullanarak ve rekabeti önleyici eylemlerde bulunarak söz konusu pazarda monopol hale geldiklerini ifade etti.

FashionPass, iş yaptığı üreticilere RTR’nin çeşitli taktikler uygulayarak kendilerine ürün satmayı reddettirdiklerini ve bu yolla rekabetin önlendiğini iddia etti. FashionPass, mahkemeye sunduğu dilekçede 20 üreticinin adını vererek söz konusu üretici-markaların sadece RTR’ye satış yapmaları konusunda kendilerine baskı uygulandığını belirtti. FashionPass, RTR’nin hakim durumunu kötüye kullanması sebebiyle uğradığı zararın karşılanması için kendilerinden 3 milyon dolar tazminat talep ediyor. 

YASAL UYARI

Web sitemiz, kamuya genel bir bilgi sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.
2012-2019 © Tüm telif hakları Moda Hukuku Enstitüsü’ne aittir.
Moda Hukuku Enstitüsü web sitesinin kısmen ya da tamamen kopyalanması yasaktır ve aksi davranış telif hakkı ihlali teşkil eder.

Instagram

  • Eylül 2019 döneminde Moda Hukuku 101-201 Eğitim Programlarımıza katılan Sena Çam, değişim programı sınavımızda 1. olarak University Arts of London'da Media Law - Keep It Legal sertifika programına katılmaya hak kazandı!
Media Law Sertifika Programı kapsamında, sosyal medyada yayımlanan postlar dahil her türlü yazılı metnin dahil olduğu basın hukuku mevzuatının temel ilkeleri teorik ve pratik olarak incelenecek. Medya ve yayıncılık endüstrisinin modernleşmesiyle birlikte değişen hukuki başlıklar değerlendirilecek. Eğitim kapsamında ele alınacak konular şu şekilde:
•Medya endüstrisinin yasal çerçevesi,
•Bireylerin hakları ve medyanın çıkarları,
•Medyada karalama,
•Gizlilik ve telif hakları.
  • Moda Hukuku 101 Eğitim Programımız 15 Eylül’de sona erdi ve katılımcılarımız sertifikalarını aldı! 21-22 Eylül tarihinde ise (önümüzdeki haftasonu) Moda Hukuku 201 Eğitim Programımızı gerçekleştireceğiz. Moda Hukuku 201 eğitimimiz için kayıtlarımız devam ediyor ✌🏽

Follow Me!

open
tr_TRTürkçe
en_USEnglish tr_TRTürkçe