Chat with us, powered by LiveChat

All posts in BLOG

93 Posts

Neden Herkes Bu Elbiseyi Taklit Ediyor?

Yves Saint Laurent, marka değerini koruyabilmek için uzun zamandır hukuka başvuran markalar arasında. Özellikle ilk olarak 1966 yılında tasarladığı ‘smokin elbise’sinin tasarım haklarını korumak için Ralph Laurent’a karşı 1994 yılında tasarım hakkına tecavüz ile haksız rekabet davaları açtı. YSL mahkemede haklı bulundu ve 395,090$ tazminat kazandı. YSL smokin elbise tasarımı için sonuna kadar mücadele etti.
YSL’nin smokin elbisesinden 1 yıl önce tasarladığı ve onunla özdeşleşen bir elbise daha vardı: Mondrian Elbise.

Peki onca taklidinin yapılmasına rağmen YSL neden hakkını bu sefer mahkemede aramadı?
 
1965 yılında ünlü Fransız moda tasarımcısı Yves Saint Laurent, Hollandalı ressam Piet Mondrian’ın eserlerinden ilham alarak sanat ve modayı birleştirdi ve “Mondrian” isimli bir koleksiyon çıkardı. YSL’nın Mondrian ‘ilhamlı’ elbisesi birçok marka tarafından ‘taklit’ edildi. Ancak aynı zamanda YSL’nın bu ‘ilhamı’ fikri mülkiyet hakları ile ilgili de birçok soruyu gündeme getirdi:
 
Mondrian’ın eser hakkını düşünmeden ve Mondrian’ın mirasçılarına telif hakkı ödemeksizin, YSL’nın söz konusu eseri ‘bir ilham kaynağı’ olarak kullanma hakkı var mıydı?
 
YSL, Mondrian’ın resimlerinin halka mal olduğunu bu nedenle ücretsiz olarak kullanılabileceğini iddia etme hakkı var mıydı?
 
Eğer Mondrian’ın resimlerinin halka mal olduğu kabul edilirse, tam olarak hangi özelliği ona bu niteliği kazandırırdı? Resmetme stili mi? Renkler mi?
 
1965 yılında YSL’nın Mondrian elbisesi popüler olduğunda, diğer markaların daha düşük fiyatlı versiyonlarını piyasaya sürmeleri YSL’nın tasarımına tecavüz anlamına geldi mi?
 
Yoksa bu versiyonlar da Mondrian’dan esinlenilmiş mi sayıldı?
 
Mondrian elbise moda-sanat-hukuk üçgenini bize en net gösteren örneklerden. Moda ve tekstil sektöründe buna benzer onlarca vaka yine hukuka neden ihtiyacımız olduğunun altını çiziyor.  Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku başta olmak üzere, Sözleşmeler, E-Ticaret, Kvkk, Rekabet, Reklam ve Tüketici Hukuku gibi birçok disiplini bünyesinde barındıran Moda Hukukunu daha iyi anlamak ve yukarıdaki sorularla güncel vakalara birlikte cevap bulmak için sizleri 16 Mart’ta Conrad Otel’e bekliyoruz.
 
 

VICTORIA’S SECRET’IN ‘HUKUKİ’ SIRLARI!

Her yıl yeni yıla girmeden yaptığı defileyle çok konuşulan Victoria’s Secret, fikri ve sınai mülkiyet davalarına konu olarak yıllardır moda hukuku gündemini de meşgul ediyor. İç giyim devinin davalarını sizler için bir araya getirdik.

Victoria’s Secret v. Hanky Panky Ltd.

Victoria’s Secret, marka ihlalinden dolayı suçlandı. New York’ta 31 Ekim 2013 tarihinde, Hanky Panky Ltd. (Hanky Panky), federal mahkemeye şikayette bulundu. Zira Hanky Panky, 2010’da ‘’After Midnight’’ ve 2003’te “Indulge Your Inner Flirt” markalarını tescil ettirdiğini Victoria’s Secret’ın ise bu marka isimlerini izinsiz olarak kullandığını iddia etti. “After Midnight” isimli oda parfümü ve mum koleksiyonu çıkaran Victoria’s Secret, “Indulge your inner flirt” ibaresini de uyku tulumlarının üzerinde kullandı. Hanky Panky, mahkemeden Victoria’s Secret’ın ticari markaları kullanımının yanı sıra, reklam maliyetinin telafisi de dahil olmak üzere, tüm zararlarının karşılanması için maddi tazminat talep ediyor.

Victoria’s Secret v. Thomas Pink Company

Victoria’s Secret, 2012 yılında İngiltere’deki ilk mağazasını açtı. Mayıs 2013’te, Londra merkezli olan Thomas Pink Company, Pink markasının kendi markası ve ticari markalarına çok yakın olduğunu iddia eden Victoria’s Secret’a karşı dava açtı. Thomas Pink, Victoria’s Secret’ın ‘Pink’ etiketiyle ürün satmasının karışıklığa yol açacağını belirtti..

2014 yılında, Thomas Pink, ‘Pink’ Marka Savaşı’nda Victoria’s Secret’ı yendi. İngiliz gömlek üreticisi Thomas Pink, ‘pink’ kelimesinin kullanılmasından ötürü ortaya çıkan marka ihlali davasını kazanan taraf oldu.

Victoria’s Secret v. Love Made

Victoria’s Secret, 2017 yılında her ay giderek düşen satışları nedeniyle yaptığı slogan çalışmalarından sonra hakkında açılan bir dava ile sarsılmıştı. Açılan davada Victoria’s Secret, Los Angeles merkezli kıyafet markası Love Made’i taklit etmekle suçlandı. Daha önce Vans, Billabong ve Stussy gibi markalarla çalışan tecrübeli tasarımcı Linda Nguyen tarafından federal mahkemeye sunulan dava dilekçesinde, Nyugen “Love Made Me Do It” kısaca “Love Made” markasının ilk defa kendisi tarafından 2008 yılında piyasaya sürüldüğünü ve kendi markasının şimdilerde Victoria’s Secret’ın “Love” adlı parfümünün tanıtımı için kullanıldığını iddia etti.

Nguyen, marka ve tasarım ihlali iddiasıyla açtığı davasında “Love Made”i kendi markası olarak 2013’ten beri kullandığını ileri sürerek, Aralık 2016’dan beri de, “Love Made Me Do It” markasını alt ve üst giyim, şapka, spor giyim ürünlerinde kullanmak üzere marka tesciline sahip olduğunu ekledi. Nguyen, Victoria’s Secret’in “Love Made Me Do It”i alışveriş çantalarında ve promosyonlu ürünlerin üzerinde, yeni parfümünün tanıtımı için kullandığını mahkemeye sundu.

Victoria’s Secret – Sutyen Patent Talebi

ABD’li moda şirketi Zephyr, iç giyim markası Victoria’s Secret tarafından satılan sutyenlerde kullanılan böbrek şeklindeki eklerin kendi patent haklarını ihlal ettiğini iddia etti.

Zephyr şirketinin sahibi Debra MacKinnon, ABD’de 8,216,021 sayılı patentin ihlali iddiasıyla dava açtı. Patent, “doğal bir görünüm muhafaza ederken kaldırma ve dekolte yaratmak için” amaçlanan sutyenler içinde kullanılan bir böbrek şekilli ilaveyi kapsamaktaydı.

ABD Patent ve Ticari Marka Ofisi, MacKinnon’a 2012’de patent verdi. New York Güney Bölgesi ABD Bölge Mahkemesi’nde, MacKinnon, VS’in ürünlerinin patentini ihlal ettiğini ve  telif hakları sebebiyle push-up sutyenlerin satışından paya sahip olduğunu söyledi.

İpek Irgıt vs. Victoria’s Secret

Kiini markasının kurucusu İpek Irgit 2015 yılında markanın imzası haline gelen kanaviçe bikini modelini taklit ettiği gerekçesiyle Victoria’s Secret’e dava açmıştı. 2017 yılında iki marka aralarında anlaşmaya vardılar. Anlaşmanın şartları gizli tutuldu ancak davada istenen tazminatın 150.000$ olduğu biliniyordu.

DEFACTO AVUKATI Sezen Türker’le Moda Hukukuna Dair

Öncelikle bize kısaca hukuk kariyerinizden bahseder misiniz? Hangi okul mezunusunuz, moda sektöründe avukat olmaya nasıl karar verdiniz?

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum. Üniversite sınavında başka hiçbir bölüm tercihi yapmayıp, gerçekten isteyerek hukuk okuyanlardandım. Fakülteye başladığım yıllarda çok popüler bir film vardı: Legally Blonde. Mezun olduktan sonra, pembe tayyörlerimizin altına Jimmy Choo çizmeler giyip mahkeme salonlarında havalı ve gizemli davalar çözeceğimizi sanıyorduk. Gelgelelim karşılaştığımız gerçekler hiç de öyle olmadı. Adliyelerde kimse moda dergilerinden fırlamış gibi görünmüyordu. Hukuk bürolarındaki sonu gelmeyen uzun mesailer ise gittikçe daha yorgun ve bakımsız görünmemize sebep oluyordu O yıllarda “moda hukuku” henüz bilinen bir alan değildi Türkiye’de. Hatta hukuk fakültesinden, marka hukuku dersi bile almadan mezun olmuştuk. Dolayısıyla bir süre hukuk işim; moda ilgi duyduğum bir alan olarak kaldı. Bunların ikisinin bir araya gelebileceğini bilmiyordum bile. Mezun olduktan sonra, hukuk bürolarında, şirketler hukuku alanında; şirket birleşmeleri ve devralma projelerinde çalıştım. Marka ve moda hukukuyla ilk defa İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Ekonomi Hukuku yüksek lisansı yaptığım dönemde tanıştım. Sonrasında her şey kendiliğinden gelişti. Avukatlığın avantajlarından biri de bu; hangi sektöre ilgi duyarsanız, o sektörde çalışma imkanı bulabiliyorsunuz.

Türkiye’de önemli bir pazara sahip bir moda markasında avukatsınız. Avukat olarak çalışma alanlarınız nelerdir? Marka ihlalleri nedeniyle bir davanın tarafı olduğunuz oldu mu?

Türkiye’de ilgili pazarda en büyük ikinci paya sahip olmanın yanı sıra, yurtdışında da 26 ülkede faaliyet gösteriyoruz. Yalnızca tasarım yapan bir şirket değil; tekstil perakendecisiyiz. Vizyonumuz “wow dedirten global bir moda markası” olmak. Değerlerimizden biri de “farklı düşünüp hızlı koşmak.” Zaten oldukça kapsamlı bir operasyonu gerektiren perakendecilik, sürekli değişen bir moda beklentisinin yanı sıra, hız ve büyüme hedefleri ile de birleştiğinde, doğal bir sonuç olarak, avukat olarak çalışma alanımız da oldukça geniş. Online marketplace anlaşmalarından, mal ve hizmet alımlarına; yurtdışında şirket kuruluşlarından, kira sözleşmelerine; iş hukukundan moda hukukuna; iştirak şirketlerin kurumsal işlemlerinden, inşaat sözleşmelerine kadar çok fazla hukuki konuyu kapsıyor. Sınai hak ihlallerine gelince… Sosyal medyanın da etkisiyle, senede dört sezona yönelik koleksiyon çıkarmanın yerini, oldukça hızlı değişen trendler aldığından ve tüketiciler her hafta yeni ürünler görmek istediğinden beri, marka ve tasarım ihlalleri de bambaşka bir boyut aldı. Bildiğiniz gibi bir tasarımın tescil edilmesi zaman alan bir süreç. Tescil süreci tamamlanana kadar, çoktan o tasarım trendden düşüyor ve hatta satıştan kalkıyor. Bu sebeple günümüzde, fast-fashion sektöründe faaliyet gösteren şirketler, tasarımlarının tescilini bekleyip, ürünü tescilden sonra pazara sunamıyor. Haliyle, sokak modasının ve sosyal medyanın yön verdiği trendleri takip eden moda şirketlerin hepsinin, birbirine benzer ürünleri piyasaya sürmesi kaçınılmaz bir durum. Bunun bir sonucu olarak da, bu sektörde faaliyet gösteren diğer bütün şirketler gibi tasarım ihlali iddiaları ve hukuki süreçlerle karşılaşıyoruz. Ancak Türkiye’de bu konuda gerçek bir bilinç henüz oturmadı. Çoğu zaman ortada yeni veya ayırt edici niteliklerine sahip bir tasarım yokken, “Karşımızdaki şirket büyük, bundan faydalanalım.” gibi bir yaklaşımla ihlal iddiası ileri sürülüyor. Burada önemli olan gerçekten bir tasarım ihlalinin ortaya çıkmasını engellemek. Bu konuda da zaten Moda Hukuku Enstitüsü ile işbirliği içinde eğitimler düzenleyip, şirket genelinde bilinci artırmaya çalışıyoruz.

Defacto gibi sektörün önde gelen fast fashion markasının şirket avukatı olarak çalışmanın artıları ve size hukuken kattıkları nelerdir?

Hukuk bürosunda çalışan avukatlar arasında yaygın bir espri vardı: Şirket avukatlığına geçen meslektaşlarımıza “Anne olmaya / evlenmeye karar verdin galiba.” diye takılırdık. Hukuk bürosunda, çok sayıda müvekkile hizmet sunarak, oldukça yoğun bir tempoda çalıştıktan sonra, şirket içinde çalışmanın hep çok daha yavaş, monoton ve aynı işlerin tekrar tekrar yapıldığı bir döngüden ibaret olduğu algısı vardı. Nitekim pek çok şirket açısından da doğru bir tespit bu. Gelgelelim Defacto “hız” ile ön plana çıkan bir şirket. Kuruluşundan itibaren yalnızca on dört yıl geçti, pazarın en büyük ikinci oyuncusu. Hiçbir zaman hiçbir konuda “Tamam çok güzel, yeterli.” demeden hep yeni fikirlerin olduğu bir yer. Genel merkezde yaş ortalaması 25 olan yaklaşık 1.500 kişi ile birlikte dinamik bir ortamda çalışıyoruz. Haliyle bu oldukça yoğun bir tempo, her gün yeni projeler, yepyeni deneyimler demek. Bunun en büyük artısı, her gün yeni bir şeyler öğrenmek. Bu şirkette çalışmaya başlayana kadar yalnızca hukuki bilgisi olan bir avukattım. Aradan geçen üç yılda, hem şirketin imkanları ile MBA yüksek lisansı yaptım, hem de gündelik operasyonlara yakın olarak, tekstil sektörü ve perakendecilik hakkında çok şey öğrendim.

Bu sektörde dikkatinizi çeken en ilginç moda hukuku davası nedir?

Bu alandaki uyuşmazlıkların hepsi oldukça dikkat çekici. Üstelik de yalnızca tasarımların kopyalanması ile de sınırlı değil bu uyuşmazlıklar. Biliyorsunuzdur bir moda markasının billboardları geçen ay sosyal medyada epeyce konuşuldu. Bir kazak reklamıydı ve fotoğrafın üzerine “Kazak X TL” yazıyordu. Ancak fotoğraftaki modelin de Kazak kökenli olması, reklamın ırkçılık eleştirilerine maruz kalmasına neden oldu.

View this post on Instagram

Son dönemde sokakta en çok gördüğümüz trendlerden biri de rugan deri. Özellikle siyah rugan pantolon ve etek son zamanların öne çıkan parçalarından. Peki, rugan deriye İngilizcede neden “patent leather” denildiğini biliyor musunuz? ⬛️1793 yılında Birmingham şehrinde oturan Mr. Hand isminde biri, İngiliz The Bee mecmuasında “Hand’s Patent Leather” isimli makalede derinin parlamasını sağlayan bir işlem için “patent” aldığını yazdı. Bu işlemin patent ofisi tarafından tanınması, söz konusu deriye “patent” isminin verilmesini sağladı. Bu tarihten sonra ise rugan deri önce İngiltere’de sonra global çapta “patent akımına” yol açtı. ⚫️1799 yılında, mucit Edmund Prior tüm derileri boyayıp renklendiren bir method için patent aldı. ⬛️1805 yılında, mucit Charles Mollersten, deriye parlaklık veren kimyasal bir işlem için patent aldı. ⚫️1818 yılında, Seth Boyden, Almanya’dan aldığı bir rugan deriyi inceleyerek ABD’de kendi rugan derisini icat etti. 1819 yılında Boyden sayesinde rugan derinin ticari üretimi başladı ancak Boyden rugan deri yapmak için bulduğu yöntem için hiçbir zaman patent almadı. ⬛️O tarihten günümüze kadar farklı yöntemlerle rugan deri elde edilmeye çalışılarak hukuki olarak koruma sağlamak üzere patentlendi. ⚫️Aynı zamanda söz konusu derilerle yapılan ürünler markalar tarafından tasarım tesciliyle korundu ve hala korunmaya devam ediyor. ⬛️Bununla birlikte günümüzde biyoteknoloji alanındaki gelişmelerle birlikte elde edilen bitkisel bazlı vegan deriler de patentler ile korunuyor. ⚫️Örneğin Stella McCartney, Bolt Threads laboratuvarlarıyla işbirliği yaparak Mylo adı verilen ve özel tekniklerle üretilen vegan deriyi kullanarak ikonik çantası Falabella’yı yeniden tasarladı. ⬛️Moda sektörü için şüphesiz deri önemli bir malzeme, aynı şekilde moda hukuku için de! ⚫️Bu seneki LeShow Deri Fuarı’nda biz de yer alacağız. Enstitümüz hakkında bilgi almak ve bizimle tanışmak isteyenleri bekleriz! @leshowistanbul

A post shared by Fashion Law Institute Istanbul (@fashionlawinstitutetr) on

  • Selen 1

Av. Işıl Selen Denemeç Söyleşisi

Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

2012 Bilkent Hukuk mezunuyum. Lisans öğrenimim boyunca her yaz farklı bir ülkede staj yaparak değişik deneyimler kazanmaya çalıştım. Mezun olduktan sonra avukatlık stajımı Çakmak Avukatlık Bürosu’nda tamamladım. Staj döneminde spesifik bir alana yoğunlaşmayıp hukuk uygulamasına ilişkin genel bir fikir edinmeyi tercih ettim. Sanatın hayatımda kapladığı yer çok büyük olduğundan, staj sürecinde ve sonrasında hukukun sanatla en iç içe olduğu alanı seçmenin benim için daha uygun olacağına karar verdim. Avukatlık ruhsatımı aldıktan bir süre sonra fikri mülkiyet alanında isim yapmış bir üniversite olan UC Berkeley’e master için kabul aldım. Tamamen fikri mülkiyet ve teknoloji konularında dersler alarak programı tamamladım. Program sonrası birkaç aylığına yine Kaliforniya’daki başka bir üniversitede görev yapan bir profesörün çalışmalarına yardımcı olmak üzere araştırma görevlisi olarak çalıştım. Daha sonra Las Vegas’taki bir hukuk bürosunda “IP Law Clerk” olarak çalıştım. Buradaki tecrübemi çok önemsiyorum çünkü bana Amerikan fikri mülkiyet sistemini uygulamayla pekiştirme fırsatı tanıdı. Türkiye’ye dönmeden önce Santa Clara Üniversitesi’nin Almanya’da düzenlediği yaz okulu programında Türkiye’de fikri mülkiyet hukukunu anlattım. Yaklaşık 2 sene önce de Türkiye’ye döndüm. Şu anda TÜBİTAK Teknoloji Transfer Ofisi bünyesinde yine fikri mülkiyet hukuku alanında, özellikle teknoloji transferi ve lisans sözleşmelerine yönelik olarak çalışıyorum. Bir yandan da yeni kurduğumuz Uluslararası Hukuk, Yatırımlar Ve Kalkınma Derneği’nin çalışmalarını sürdürüyoruz.

 Berkeley’de hukuk alanında master yapmak size neler kazandırdı? ABD’de master’ı tavsiye eder misiniz?

Bu sorunun cevabının birkaç ayağı var. Öncelikle konumuna değineyim; Berkeley, San Francisco Körfezi’ndeki yaklaşık 123 bin nüfuslu bir şehir. Öte yandan, teknoloji devlerinin bulunduğu Silikon Vadisi’nde yer alıyor. Berkeley nispeten küçük bir öğrenci şehri ancak Amerika’nın en büyük şehirlerinden biri olan San Francisco yaklaşık yarım saatlik bir metro seyahati uzağında. Buna ek olarak, doğasıyla olsun, kültürel aktiviteleriyle olsun, Körfez Bölgesi’nde hem kendini geliştirmek hem de eğlenmek için yapacak çok şey var. Bunları sizinle keşfetmeye hazır sınıf arkadaşlarınız olacak. Berkeley’de tanıştığım arkadaşlarımdan bazıları hayat boyu dostum oldu ve bunun için gerçekten çok mutluyum.

Kişisel gelişim yönünden yaklaşacak olursak, 1960’larda San Francisco’da doğup yaygınlaşan hippi kültürünün Berkeley geneline de sindiğini görüyorsunuz; hem hayat tarzı hem hayata özgürlükçü, muhalif ve eşitlikçi yaklaşım bakımından. Bu, orada uzun süre kaldığınızda hayata ve insan ilişkilerine bakışınızı yeniden değerlendirmeye sizi teşvik ediyor. Bununla birlikte, bu bölgenin Silikon Vadisi’nde olması ve dünyanın en iyi üniversitelerinden bazılarının bu bölgede yer alması nedeniyle eğitim düzeyi yüksek. Özellikle kampüste bunu net bir şekilde hissedebiliyorsunuz. Çevrenizde seçme hocalar ve öğrenciler gördükçe araştırma ve öğrenmeye motivasyonunuz artıyor. Berkeley, dünyanın en çok Nobel Ödülü çıkarmış üniversitelerinden biri, hatta Nobel Ödülü kazanmış kişilere ayırdığı özel park yerleri bile var. Açıkladığım sebeplerle Berkeley’de master yapmanın sizi sadece akademik yönden değil kişisel olarak da geliştireceğini düşünüyorum.

Berkeley, özellikle fikri mülkiyet ve teknoloji alanında master yapmak için ideal bir üniversite. Çok değerli hocalardan çok spesifik dersler alabiliyorsunuz. Örneğin derslerimden biri “video oyunu hukuku” idi. Çok eğlenceli geçtiğini söylemeye gerek bile yok. Derste video oyunlarına ilişkin olarak hem telif hakları, hem marka, hem de patent alanlarında verilmiş mahkeme kararlarını inceledik. Üniversite bilindik ve prestijli olduğu için okula çok değerli konuşmacılar da geliyor. Bunları takip etmek ve katılım sağlamak elbette sizin çabanızla alakalı. Bir başka önemli nokta, hocaların sizi meslektaşı olarak görmesi, ulaşılabilir olmaları ve derslerde tartışmaları teşvik etmeleri. Derslerdeki tartışmalar sırasında farklı ülkelerdeki uygulamalardan haberdar olma fırsatınız oluyor. Dediğim gibi, hukukta 2+2 her zaman 4 etmeyebiliyor. Alıştığımız ezberci yaklaşıma orada aldığım derslerde rastlamadım. Hukuk gibi bir alan için de olması gereken bu zaten. Buna ek olarak, kampüs doğayla iç içe ve çok güzel. Doğa yürüyüşü yapabileceğiniz ağaçlık tepeler var. Spor salonu, sağlık merkezi, sınıflar gibi olanakları da oldukça iyi. Hiç unutmuyorum, Hukuk Fakültesi kütüphanesinin cam tavanı, kütüphaneye ilk girişimde beni çok etkilemişti.  

ABD’de hukuk master’ı (LL.M.) yapmanın birçok avantajı var. Bunlardan belki de en önemlisi size yadsınamayacak bir uluslararası çevre kazandırması. Gözlemlediğim kadarıyla ABD’deki LL.M. programlarının en önemsedikleri hususlardan biri bu. Master sonrası 40 ülkeden meslektaşıma ulaşabilecek bir çevrem oldu. Bu oldukça önemli bir kazanım. Buna ek olarak LL.M., kariyer yaparken ihtiyacınız olan etiketi size sağlıyor. Bir başka artısı da dil. Günümüzde hemen herkes iyi İngilizce konuşabiliyor ama ABD’de master yaptığınızda kaçınılmaz olarak mesleki İngilizcenizi de geliştirmiş oluyorsunuz. Son değinmek istediğim avantaj da, uzmanlaştığınız alanı başka bir hukuk sistemiyle karşılaştırmalı şekilde irdeleyebilme şansı tanıması. Ancak bunları bir kazanım olarak görüp görmemek biraz da kariyerinizden beklentilerinize göre değişir. Çok fazla uluslararası iş yapmayı düşünmüyorsanız veya günlük işler alarak avukatlık yapmayı düşünüyorsanız bu programa ödeyeceğiniz paranın karşılığını en azından kariyer anlamında alamayabilirsiniz. Bununla birlikte, akademik veya iş alanında kariyer yapmak, uluslararası işler yürütmek gibi hedefleriniz varsa ABD’de master seçeneğini değerlendirmenizi öneririm. Tekrar fikri mülkiyet özeline inecek olursam, ABD; serbest piyasa ekonomisinin en iyi işlediği ülkelerden biri. Buna bağlı olarak fikri mülkiyet sistemi de oldukça sağlam. Fikri mülkiyete ABD yaklaşımını öğrenmek bu nedenle ayrıca değerli.

Amerika’daki ve Türkiye’deki moda hukukunu karşılaştırırsak, sizce en büyük benzerlik ve farklılık ne olur?

Aklıma ilk gelen farklılık, ödenen tazminatlar. Medyaya işin magazin boyutu yansıyor, haberlerde çok büyük rakamlar görüyoruz. Bizim hukuk sistemimiz de toplumsal yapımız da buna izin vermediğinden bu rakamları Türkiye’de göreceğimizi zannetmiyorum. En azından şimdiki sistemde. Benzerlik olarak da moda ürünlerinin en kolay ve etkin marka üzerinden korunabilmesi. Tasarım ve telif haklarının sınırları iki sistemde de markaya göre daha belirsiz.

Moda hukuku kapsamında ilginizi en çok çeken ve sizi şaşırtan dava ya da uygulama ne oldu?

Moda tasarımlarının korunması çok işlevsel olmuyor, çünkü siz tasarımı yaptıktan sonra o tasarım tescillenene kadar sezon geçiyor ve o tasarım eskiyor. Alexander Wang bunun önüne geçebilmek için birkaç değişik zımba tasarımı yapıyor ve bunları tescilletiyor. Bu zımbaları çantalar, ayakkabılar, mont ve ceketler üzerinde kullanıyor. Derslerde de bu örneği veriyorum, çünkü bence tam bir kıvrak zeka örneği.

Moda Hukuku Enstitüsü’nde verdiğiniz dersler kapsamında en çok hangi konular üzerinde duruyorsunuz?

Marka ve tasarımlar moda hukukunu en yakından ilgilendiren alanlardan ikisi. Ben de derslerde ağırlıklı olarak bu konular üzerinde duruyorum. Fikri mülkiyet evrenindeki alt kümelerin çok keskin hatlarla birbirinden ayrılmış olduğunu düşünmenin yanlış olduğunu her derste vurguluyorum. Örneğin, telif haklarına yönelik bir detay, bir tasarım davasının seyrini değiştirecek güçte olabilir. Bu nedenle fikri mülkiyeti bir bütün olarak özümsemenin çok önemli olduğunu mutlaka öğrencilere vermeye çalışıyorum. Bunu örnekler üzerinden açıkladıktan sonra hem Türkiye’deki hem de Amerika’daki sistemi ve uygulamayı karşılaştırmalı olarak anlatarak başlıyoruz. ABD’de tescilli olan tasarımlardan örnekler inceliyoruz. Bir tasarım tescil belgesinin nasıl okunacağına, neyin ne anlama geldiğine değindikten sonra tescil belgesinin üzerindeki İngilizce terimlerin Türkçe karşılıklarını da öğretiyorum.

Öğrenciler sistemin temelini anladıktan sonra da vaka analizi kısmına geçiyoruz. Bu kısımda gerçek bir davayı inceliyoruz. Sınıf mevcuduna göre bir grup davalı, bir grup da davacı oluyor ve argümanlarını savunuyorlar. Eğer sınıf biraz daha küçükse daha çok zaman kaldığından iki grup da hem davacı hem davalı olarak argümanlarını ortaya koyabiliyor. İki grup da görüşlerini tartıştıktan sonra öğrencilere neye ikna olduklarını soruyorum. Her derste farklı bir görüş baskın çıkıyor, bu da beni çok mutlu ediyor aslında. Çünkü öğrencilere kendi görüşümü empoze etmeden ya da onları yönlendirmeden dersi anlattığımın ve onlara kendi pencerelerini açmayı öğretebildiğimin geri dönüşü oluyor bu. Hukukta gerçekler kadar gerçeğin nasıl işlendiği ve savunulduğu da önemli. 2+2 her zaman 4 olmayabiliyor. Hele de fikri mülkiyet gibi bir alanda. Farklı gruplarda farklı görüşlerin baskın çıkması da bunun sağlaması bir yerde. Dersleri mümkün olduğunca interaktif ve eğlenceli işlemeye çalışıyorum çünkü fikri mülkiyet yaratıcılığın hukukla kesişimi; asla sıkıcı olmamalı.

Moda hukukunun geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Hukuk dinamik bir olgu. Hukukun her alanı yeni şartlara göre değişiyor ve gelişiyor ama bunu hukukun bazı alanlarında daha da çok hissediyorsunuz. Fikri mülkiyetle teknoloji çok sıkı bir bağ içinde. Birkaç sene önce neredeyse adını bile duymadığımız “yapay zeka”, “artırılmış gerçeklik”, “blokzincir”, “drone” gibi kavramları bugün günlük sohbetlerimiz içinde tartışır olduk. Teknoloji bir okyanus ise, Bitcoin’e yatırım yapmayı düşünen bakkallardan tutun, Facebook’ta fotoğraf paylaşan anneannelere, herkes bu suyun kıyısında olsun derininde olsun bir yerlerinde yüzüyor. Dünyamız ciddi anlamda değişiyor. Bilimkurgu filmlerinde izlediğimiz sahnelerin içinde yaşıyor olmamıza az kaldı. Çok değil, birkaç sene içinde otonom araçları sokaklarda göreceğiz mesela.

Hukuk diğer her şey gibi, hayatımıza birden giriveren yeni teknolojileri de düzenlemek durumunda. Günümüzde yapay zekanın haksız fiil sorumluluğu tartışılıyor mesela. Çok yakında Medeni Kanun’da gerçek kişi ve tüzel kişi ifadelerine ek olarak “elektronik kişi” kavramını görebiliriz. Teknolojinin fikri mülkiyetle olan yakın ilişkisi nedeniyle de fikri mülkiyet hukukun en dinamik alanlarından biri. Moda hukuku da fikri mülkiyetle çok yakın bir ilişkide. Nanoteknolojik kumaşlar, dijital panolu çantalar, 3D yazıcı çıktısı moda ürünleri, giyilebilir teknolojiler, yeni kumaş boyama ve kesim teknolojileri… Bu alandaysanız kendinizi güncel tutmak için özen ve çaba göstermeniz gereklidir. Özet olarak, birçok kişi gibi ben de moda hukukuna verilen önemin ve bu niş alanda uzmanlaşmış hukukçulara olan ihtiyacın gitgide artacağını öngörüyorum.

 

YASAL UYARI

Web sitemiz, kamuya genel bir bilgi sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.
2012-2019 © Tüm telif hakları Moda Hukuku Enstitüsü’ne aittir.
Moda Hukuku Enstitüsü web sitesinin kısmen ya da tamamen kopyalanması yasaktır ve aksi davranış telif hakkı ihlali teşkil eder.

Instagram

  • We’d like to introduce you with Att. Magdalena Niewelt from Poland! 🇵🇱 #fashionlawandbusinesssummit #welcomingtheworldtoistanbul
  • We’d like to introduce you with Att. João Fraga De Castro from Portugal! 🇵🇹 #fashionlawandbusinesssummit #welcomingtheworldtoistanbul

Follow Me!

open
tr_TRTürkçe
en_USEnglish tr_TRTürkçe