All posts in Genel

22 Posts
  • Selen 1

Av. Işıl Selen Denemeç Söyleşisi

Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

2012 Bilkent Hukuk mezunuyum. Lisans öğrenimim boyunca her yaz farklı bir ülkede staj yaparak değişik deneyimler kazanmaya çalıştım. Mezun olduktan sonra avukatlık stajımı Çakmak Avukatlık Bürosu’nda tamamladım. Staj döneminde spesifik bir alana yoğunlaşmayıp hukuk uygulamasına ilişkin genel bir fikir edinmeyi tercih ettim. Sanatın hayatımda kapladığı yer çok büyük olduğundan, staj sürecinde ve sonrasında hukukun sanatla en iç içe olduğu alanı seçmenin benim için daha uygun olacağına karar verdim. Avukatlık ruhsatımı aldıktan bir süre sonra fikri mülkiyet alanında isim yapmış bir üniversite olan UC Berkeley’e master için kabul aldım. Tamamen fikri mülkiyet ve teknoloji konularında dersler alarak programı tamamladım. Program sonrası birkaç aylığına yine Kaliforniya’daki başka bir üniversitede görev yapan bir profesörün çalışmalarına yardımcı olmak üzere araştırma görevlisi olarak çalıştım. Daha sonra Las Vegas’taki bir hukuk bürosunda “IP Law Clerk” olarak çalıştım. Buradaki tecrübemi çok önemsiyorum çünkü bana Amerikan fikri mülkiyet sistemini uygulamayla pekiştirme fırsatı tanıdı. Türkiye’ye dönmeden önce Santa Clara Üniversitesi’nin Almanya’da düzenlediği yaz okulu programında Türkiye’de fikri mülkiyet hukukunu anlattım. Yaklaşık 2 sene önce de Türkiye’ye döndüm. Şu anda TÜBİTAK Teknoloji Transfer Ofisi bünyesinde yine fikri mülkiyet hukuku alanında, özellikle teknoloji transferi ve lisans sözleşmelerine yönelik olarak çalışıyorum. Bir yandan da yeni kurduğumuz Uluslararası Hukuk, Yatırımlar Ve Kalkınma Derneği’nin çalışmalarını sürdürüyoruz.

 Berkeley’de hukuk alanında master yapmak size neler kazandırdı? ABD’de master’ı tavsiye eder misiniz?

Bu sorunun cevabının birkaç ayağı var. Öncelikle konumuna değineyim; Berkeley, San Francisco Körfezi’ndeki yaklaşık 123 bin nüfuslu bir şehir. Öte yandan, teknoloji devlerinin bulunduğu Silikon Vadisi’nde yer alıyor. Berkeley nispeten küçük bir öğrenci şehri ancak Amerika’nın en büyük şehirlerinden biri olan San Francisco yaklaşık yarım saatlik bir metro seyahati uzağında. Buna ek olarak, doğasıyla olsun, kültürel aktiviteleriyle olsun, Körfez Bölgesi’nde hem kendini geliştirmek hem de eğlenmek için yapacak çok şey var. Bunları sizinle keşfetmeye hazır sınıf arkadaşlarınız olacak. Berkeley’de tanıştığım arkadaşlarımdan bazıları hayat boyu dostum oldu ve bunun için gerçekten çok mutluyum.

Kişisel gelişim yönünden yaklaşacak olursak, 1960’larda San Francisco’da doğup yaygınlaşan hippi kültürünün Berkeley geneline de sindiğini görüyorsunuz; hem hayat tarzı hem hayata özgürlükçü, muhalif ve eşitlikçi yaklaşım bakımından. Bu, orada uzun süre kaldığınızda hayata ve insan ilişkilerine bakışınızı yeniden değerlendirmeye sizi teşvik ediyor. Bununla birlikte, bu bölgenin Silikon Vadisi’nde olması ve dünyanın en iyi üniversitelerinden bazılarının bu bölgede yer alması nedeniyle eğitim düzeyi yüksek. Özellikle kampüste bunu net bir şekilde hissedebiliyorsunuz. Çevrenizde seçme hocalar ve öğrenciler gördükçe araştırma ve öğrenmeye motivasyonunuz artıyor. Berkeley, dünyanın en çok Nobel Ödülü çıkarmış üniversitelerinden biri, hatta Nobel Ödülü kazanmış kişilere ayırdığı özel park yerleri bile var. Açıkladığım sebeplerle Berkeley’de master yapmanın sizi sadece akademik yönden değil kişisel olarak da geliştireceğini düşünüyorum.

Berkeley, özellikle fikri mülkiyet ve teknoloji alanında master yapmak için ideal bir üniversite. Çok değerli hocalardan çok spesifik dersler alabiliyorsunuz. Örneğin derslerimden biri “video oyunu hukuku” idi. Çok eğlenceli geçtiğini söylemeye gerek bile yok. Derste video oyunlarına ilişkin olarak hem telif hakları, hem marka, hem de patent alanlarında verilmiş mahkeme kararlarını inceledik. Üniversite bilindik ve prestijli olduğu için okula çok değerli konuşmacılar da geliyor. Bunları takip etmek ve katılım sağlamak elbette sizin çabanızla alakalı. Bir başka önemli nokta, hocaların sizi meslektaşı olarak görmesi, ulaşılabilir olmaları ve derslerde tartışmaları teşvik etmeleri. Derslerdeki tartışmalar sırasında farklı ülkelerdeki uygulamalardan haberdar olma fırsatınız oluyor. Dediğim gibi, hukukta 2+2 her zaman 4 etmeyebiliyor. Alıştığımız ezberci yaklaşıma orada aldığım derslerde rastlamadım. Hukuk gibi bir alan için de olması gereken bu zaten. Buna ek olarak, kampüs doğayla iç içe ve çok güzel. Doğa yürüyüşü yapabileceğiniz ağaçlık tepeler var. Spor salonu, sağlık merkezi, sınıflar gibi olanakları da oldukça iyi. Hiç unutmuyorum, Hukuk Fakültesi kütüphanesinin cam tavanı, kütüphaneye ilk girişimde beni çok etkilemişti.  

ABD’de hukuk master’ı (LL.M.) yapmanın birçok avantajı var. Bunlardan belki de en önemlisi size yadsınamayacak bir uluslararası çevre kazandırması. Gözlemlediğim kadarıyla ABD’deki LL.M. programlarının en önemsedikleri hususlardan biri bu. Master sonrası 40 ülkeden meslektaşıma ulaşabilecek bir çevrem oldu. Bu oldukça önemli bir kazanım. Buna ek olarak LL.M., kariyer yaparken ihtiyacınız olan etiketi size sağlıyor. Bir başka artısı da dil. Günümüzde hemen herkes iyi İngilizce konuşabiliyor ama ABD’de master yaptığınızda kaçınılmaz olarak mesleki İngilizcenizi de geliştirmiş oluyorsunuz. Son değinmek istediğim avantaj da, uzmanlaştığınız alanı başka bir hukuk sistemiyle karşılaştırmalı şekilde irdeleyebilme şansı tanıması. Ancak bunları bir kazanım olarak görüp görmemek biraz da kariyerinizden beklentilerinize göre değişir. Çok fazla uluslararası iş yapmayı düşünmüyorsanız veya günlük işler alarak avukatlık yapmayı düşünüyorsanız bu programa ödeyeceğiniz paranın karşılığını en azından kariyer anlamında alamayabilirsiniz. Bununla birlikte, akademik veya iş alanında kariyer yapmak, uluslararası işler yürütmek gibi hedefleriniz varsa ABD’de master seçeneğini değerlendirmenizi öneririm. Tekrar fikri mülkiyet özeline inecek olursam, ABD; serbest piyasa ekonomisinin en iyi işlediği ülkelerden biri. Buna bağlı olarak fikri mülkiyet sistemi de oldukça sağlam. Fikri mülkiyete ABD yaklaşımını öğrenmek bu nedenle ayrıca değerli.

Amerika’daki ve Türkiye’deki moda hukukunu karşılaştırırsak, sizce en büyük benzerlik ve farklılık ne olur?

Aklıma ilk gelen farklılık, ödenen tazminatlar. Medyaya işin magazin boyutu yansıyor, haberlerde çok büyük rakamlar görüyoruz. Bizim hukuk sistemimiz de toplumsal yapımız da buna izin vermediğinden bu rakamları Türkiye’de göreceğimizi zannetmiyorum. En azından şimdiki sistemde. Benzerlik olarak da moda ürünlerinin en kolay ve etkin marka üzerinden korunabilmesi. Tasarım ve telif haklarının sınırları iki sistemde de markaya göre daha belirsiz.

Moda hukuku kapsamında ilginizi en çok çeken ve sizi şaşırtan dava ya da uygulama ne oldu?

Moda tasarımlarının korunması çok işlevsel olmuyor, çünkü siz tasarımı yaptıktan sonra o tasarım tescillenene kadar sezon geçiyor ve o tasarım eskiyor. Alexander Wang bunun önüne geçebilmek için birkaç değişik zımba tasarımı yapıyor ve bunları tescilletiyor. Bu zımbaları çantalar, ayakkabılar, mont ve ceketler üzerinde kullanıyor. Derslerde de bu örneği veriyorum, çünkü bence tam bir kıvrak zeka örneği.

Moda Hukuku Enstitüsü’nde verdiğiniz dersler kapsamında en çok hangi konular üzerinde duruyorsunuz?

Marka ve tasarımlar moda hukukunu en yakından ilgilendiren alanlardan ikisi. Ben de derslerde ağırlıklı olarak bu konular üzerinde duruyorum. Fikri mülkiyet evrenindeki alt kümelerin çok keskin hatlarla birbirinden ayrılmış olduğunu düşünmenin yanlış olduğunu her derste vurguluyorum. Örneğin, telif haklarına yönelik bir detay, bir tasarım davasının seyrini değiştirecek güçte olabilir. Bu nedenle fikri mülkiyeti bir bütün olarak özümsemenin çok önemli olduğunu mutlaka öğrencilere vermeye çalışıyorum. Bunu örnekler üzerinden açıkladıktan sonra hem Türkiye’deki hem de Amerika’daki sistemi ve uygulamayı karşılaştırmalı olarak anlatarak başlıyoruz. ABD’de tescilli olan tasarımlardan örnekler inceliyoruz. Bir tasarım tescil belgesinin nasıl okunacağına, neyin ne anlama geldiğine değindikten sonra tescil belgesinin üzerindeki İngilizce terimlerin Türkçe karşılıklarını da öğretiyorum.

Öğrenciler sistemin temelini anladıktan sonra da vaka analizi kısmına geçiyoruz. Bu kısımda gerçek bir davayı inceliyoruz. Sınıf mevcuduna göre bir grup davalı, bir grup da davacı oluyor ve argümanlarını savunuyorlar. Eğer sınıf biraz daha küçükse daha çok zaman kaldığından iki grup da hem davacı hem davalı olarak argümanlarını ortaya koyabiliyor. İki grup da görüşlerini tartıştıktan sonra öğrencilere neye ikna olduklarını soruyorum. Her derste farklı bir görüş baskın çıkıyor, bu da beni çok mutlu ediyor aslında. Çünkü öğrencilere kendi görüşümü empoze etmeden ya da onları yönlendirmeden dersi anlattığımın ve onlara kendi pencerelerini açmayı öğretebildiğimin geri dönüşü oluyor bu. Hukukta gerçekler kadar gerçeğin nasıl işlendiği ve savunulduğu da önemli. 2+2 her zaman 4 olmayabiliyor. Hele de fikri mülkiyet gibi bir alanda. Farklı gruplarda farklı görüşlerin baskın çıkması da bunun sağlaması bir yerde. Dersleri mümkün olduğunca interaktif ve eğlenceli işlemeye çalışıyorum çünkü fikri mülkiyet yaratıcılığın hukukla kesişimi; asla sıkıcı olmamalı.

Moda hukukunun geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Hukuk dinamik bir olgu. Hukukun her alanı yeni şartlara göre değişiyor ve gelişiyor ama bunu hukukun bazı alanlarında daha da çok hissediyorsunuz. Fikri mülkiyetle teknoloji çok sıkı bir bağ içinde. Birkaç sene önce neredeyse adını bile duymadığımız “yapay zeka”, “artırılmış gerçeklik”, “blokzincir”, “drone” gibi kavramları bugün günlük sohbetlerimiz içinde tartışır olduk. Teknoloji bir okyanus ise, Bitcoin’e yatırım yapmayı düşünen bakkallardan tutun, Facebook’ta fotoğraf paylaşan anneannelere, herkes bu suyun kıyısında olsun derininde olsun bir yerlerinde yüzüyor. Dünyamız ciddi anlamda değişiyor. Bilimkurgu filmlerinde izlediğimiz sahnelerin içinde yaşıyor olmamıza az kaldı. Çok değil, birkaç sene içinde otonom araçları sokaklarda göreceğiz mesela.

Hukuk diğer her şey gibi, hayatımıza birden giriveren yeni teknolojileri de düzenlemek durumunda. Günümüzde yapay zekanın haksız fiil sorumluluğu tartışılıyor mesela. Çok yakında Medeni Kanun’da gerçek kişi ve tüzel kişi ifadelerine ek olarak “elektronik kişi” kavramını görebiliriz. Teknolojinin fikri mülkiyetle olan yakın ilişkisi nedeniyle de fikri mülkiyet hukukun en dinamik alanlarından biri. Moda hukuku da fikri mülkiyetle çok yakın bir ilişkide. Nanoteknolojik kumaşlar, dijital panolu çantalar, 3D yazıcı çıktısı moda ürünleri, giyilebilir teknolojiler, yeni kumaş boyama ve kesim teknolojileri… Bu alandaysanız kendinizi güncel tutmak için özen ve çaba göstermeniz gereklidir. Özet olarak, birçok kişi gibi ben de moda hukukuna verilen önemin ve bu niş alanda uzmanlaşmış hukukçulara olan ihtiyacın gitgide artacağını öngörüyorum.

 

https://www.instagram.com/p/Bnq0OV8jMtn/?taken-by=fashionlawinstitutetr

Bu ayakkabıya iyi bakın. Bu model, iki moda markası için oldukça zorlu bir dava sürecine neden oldu. Ysl geçtiğimiz yıl Steve Madden’a dava açmış ve Ysl Tribute Heels modelini taklit ettiğini iddia etmişti. Tescilli Tribute Heels modelinin tasarımı, Steve Madden tarafından hem topuklu ayakkabı olarak Kananda modelinde hem de terlik olarak Sicily modelinde kullanılmştı. Mahkeme Ysl’i haklı bulmuş ve Steve Madden’a ilgili ürünleri piyasadan toplatma emri vermişti. Steve Madden, 2017 yılında Kananda modelini piyasadan toplattı ancak Sicily terlik modeli hala belirli dağıtımcılarda bulunduğundan Ysl, söz konusu terliği satan Steve Madden’in en az 13 distribütörüne ihbarname göndererek söz konusu terliğin satışının derhal durdurulması gerektiğini belirtti. Bunun üzerine Steve Madden geçtiğimiz günlerde, Ysl’e New York’ta dava açarak Fransız modaevinin, haksız müdahalelerde bulunduğunu ve haksız ticaret uygulamaları yoluyla “meşru rekabeti engellemeye” teşebbüs ettiğini iddia etti. —————————————————————————— Look closely at this shoe. This model led to a very challenging litigation process between two fashion brands. Last year, Ysl sued Steve Madden and claimed that he imitated the Ysl Tribute Heels model. The design of the registered Tribute Heels model was used by Steve Madden both in the Kananda model as a heeled shoe and in the Sicily model as a slipper. The court found right Ysl and ordered Steve Madden to recall related products from the market. Steve Madden stop selling the Kananda model in 2017, but beacause the Sicily slipper model was still in certain distributors, Ysl sent cease and desist letters to least 13 distributors. That’s why Steve Madden has recently filed a lawsuit in New York, alleging that the French fashion house attempted to "prevent legitimate competition" through unfair trade practices.

A post shared by Fashion Law Institute Istanbul (@fashionlawinstitutetr) on


Zara v Diesel

Diesel, Maison Margiela, Marni ve Viktor & Rolf'un ana şirketi olan OTB Group, Zara'nın ana şirketi Inditex’e Milano'da dava açtı. OTB Group’un şikayetine göre Zara, Diesel’in Skinzee-SP modeli pantolonunun ve Marni’nin Fussbett adlı ayakkabısının taklitlerini satıyordu. OTB Group, bu eylemlerin Avrupa Birliği mevzuatı kapsamında fikri ve sınai mülkiyet kanununun ihlali anlamına geldiğini belirtti. Zira OTB, Diesel markasının Skinzee-SP kot tasarımını AB’de tescil ile koruyor; Marni markasının Fussbett sandaletleri için tescili yok ancak AB mevzuatı kapsamında söz konusu model tescilsiz olsa dahi korunuyor. Bu duruma karşılık olarak, Zara mahkemede, Diesel’ın Skinzee-SP kot pantolon tasarımının tescil edilecek kadar ayırt edici bir niteliğe sahip olmadığını ve Marni’nin Fussbett sandaletinin kendi sattıkları sandalete kıyasla malzeme açısından çok farklı olduğu iddia etti. Zara'nın bir diğer enterasan savunması ise tazminat konusunda oldu. Zara, şirket merkezlerinin Milano, İtalya’da bulunmadığını belirtti ve bir İspanyol şirketi oldukları için Milano Mahkemesi'nin kendilerini tazminat ödemek için zorlayamayacağını savundu.  Ancak yargıç, Zara’nın aleyhine karar verdi. Inditex’in en kısa sürede söz konusu ürünleri piyasadan toplatmasına ya da mahkemenin ihtiyati tedbir koydurduğu pazardaki her ürün için 235 $ ödemesine karar verdi.

A post shared by Fashion Law Institute Istanbul (@fashionlawinstitutetr) on


  • KAPAK Moda Hukuku Gazetesi No.21 – AĞUSTOS 2018 (2)

Moda Hukuku Gazetesi Ağustos 2018

Moda Hukuku Gazetesi’nin 21. sayısında, Dilara Fındıkoğlu’nun taklitçilikle suçlanmasını, Versace ile Versace 1969 arasındaki hukuki husumeti, Gucci’nin telefon kılıf tasarımının çalıntı olduğu iddiasını, doğal kozmetik ürünlerin ne kadar “doğal” olduğuyla ilgili analizimizi ve özellikle lüks moda markalarının ve moda okullarının milyar dolarlık yatırımlarını yaptıkları yer Miami’de, moda hukuku alanında avukatlık yapan Greenberg Traurig Hukuk Bürosu partnerlerinden Av. Danielle Garbo ile keyifli söyleşimizi okuyabilirsiniz.

MODA HUKUKU GAZETESİ

  • Danielle Garno Indulge 2-min
  • Danielle Garno Indulge 1-min

Q&A from Greenberg Traurıı Shareholder Danıelle Garno.

Could you please introduce yourself and talk about your fashion law carrier path?

At Greenberg Traurig, I represent fashion clients and companies of all sizes – from start-ups to multi-national, global brands – helping them navigate legal issues and counseling them on growing and sustaining a successful brand.  I focus my practice on issues faced by the fashion community, including startup phase and commercial advice, intellectual property – such as trademark and copyright infringement, social media marketing, advertising, and anti-counterfeiting, as well as employment and general business litigation. I started my fashion law career path as a young associate representing global brands in anti-counterfeiting matters and going on raids with law enforcement. It was such a rewarding experience for me to be able to mix the practice of law with my love of fashion.

As we know, Miami is investing more and more in fashion. Miami Design District is really important now, also one of the best fashion schools in the world, Instituto Marangoni is about to open their first US school in Miami. In this context, what is the importance of fashion law in Miami?

With important design schools like Instituto Marangoni and Miami International University of Art & Design (MIU), it is now even more important for us to retain talent here in South Florida. With the influx of creative talent and designers, there will be a growing demand for lawyers and professionals who understand the business of fashion and can provide guidance to help clients navigate the fashion industry in order to avoid potential problems.

When practicing fashion law in Miami, do they need your legal expert opinion in fashion law cases in Europe or in other countries?

As a fashion lawyer, it is always important for me to stay abreast of important issues and fashion-related cases that can have a national or global impact on the fashion industry. Because Greenberg Traurig is a global firm, we have resources worldwide that can assist clients regardless of where their company is based. We work very closely with our team and pull in all resources to help ensure the best outcome for our clients.

 As a fashion lawyer, what is the most interesting case that you have ever had?

One of the most interesting cases I worked on was a counterfeiting case where we executed a civil seizure order that affected several locations on both the west and east coast. We had to schedule and synchronize with local law enforcement to go into each location simultaneously. Everyone had to be synchronized to ensure that funds were not transferred before our arrival. It turned out to be one of the largest judgements in a counterfeiting case at the time and we were able to secure a good outcome for our client.

What do you think about fashion law and its development in the world?

It is necessary for fashion lawyers to understand the industry and how the business side operates in order to best assist clients. This has become more of a niche industry practice and we have to secure and protect our clients. Creative minds work much differently than business people and they need fashion lawyers to help protect their talent, designs and hard work.

What is your advice to fashion lawyers and students?

My advice to fashion lawyers and students is to become a really good technical lawyer, whether your focus is litigation, intellectual property or another specialty. If you want to become a fashion lawyer, you really need to understand the business of fashion. It is also important to surround yourself with other professionals who know about key issues that affect the industry, such as immigration, trade and customs, and labor and employment.

 

  • PHOTO-2018-06-19-10-52-48
  • PHOTO-2018-06-19-10-52-49_1
  • Screenshot_20180612-165953_1

Değişim Programı Öğrencilerimizden Revna Cebeci’nin Fashion Law Institute Spain Gözlemleri

1. Bize biraz kendinden bahseder misin?
Adım Revna Cebeci. Bilkent Lisesi mezunuyum. Şuanda Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. Sınıf öğrencisiyim. 

2. Moda hukukuyla nasıl tanıştın?
Aslında Moda Hukuku ile tanışmam, modaya olan ilgime dayanıyor. Küçüklüğümden beri hep hukuk okumak istemiştim, aynı zamanda modaya karşı da yoğun bir ilgim vardı. Hukuk okuduğum sırada da modayı bir hobinin ötesinde hayatımda tutmak istedim. Hukuk ve moda nasıl bir araya gelebilir diye düşünüp araştırırken karşıma Moda Hukuku çıktı. Üniversiteye başlar başlamaz Moda Hukuku Enstitüsüyle iletişime geçip eğitimlere katılarak Moda Hukuku ile tam anlamda tanışmış oldum. 

3. Katıldığın Moda Hukuku 101 ve 201 Eğitimleri ile Moda Hukuku Vaka Çalışmaları yararlı oldu mu?
Tabi ki. Moda Hukukunu bu eğitimler sayesinde, temelden başlayarak, moda hukukunun doğuşunu, gelişimini ve uygulama alanlarını öğrendim. Bunun yanında, moda hukuku dava ve emsal kararlarla da gelişen bir alan olduğundan, özellikle vaka çalışmalarında karar incelemeleri yapmak ve benzer olaylar çözmek işleyişi anlamam açısından çok yararlı oldu. 

4. Okulda gördüğün dersler ile enstitüde aldığın eğitim arasında fark var mıydı? Birbirini tamamladı mı?
Okulun ve enstitünün birbirini tamamlayan nitelikte olduğunu söylemek daha doğru olacaktır. Okulda birçok hukuk alanını temelinden başlayarak öğreniyor ve her hukukçu için vazgeçilmez olan eğitimi alıyoruz. Ancak ben Moda hukukunun çok daha farklı ve özel bir alan olduğuna inanıyorum. Hukukun yanı sıra moda sektörüne dair de bilgi, bakış açısı ve öngörü gerektiriyor. Bu sebeple Moda Hukukunu anlamak için enstitüde alınan eğitimler de şart.

5. Moda Hukuku Enstitüleri arasındaki değişim programına katıldın. Şimdi Madrid’te stajdasın, bize edindiğin deneyimlerden bahsedebilir misin?
Burada, İspanya Moda Hukuku Enstitüsü’nün projelerine katkıda bulunma fırsatım oldu. Enstitünün yeni projelerinden biri, uluslararası alandaki Moda Hukuku enstitülerini ve bu alanda eğitim veren benzer kuruluşları bir “network” altında toplayarak ortak projeler yapmak. Bu bağlamda birçok araştırma yaptım. Ve gördüğüm kadarıyla ülkelerde bazı farklı uygulamalar olsa da, Moda Hukuku aslında temel ve amaç yönlerinden ortak. Bu yüzden yapılacak ortak projeler sektörün daha hızlı gelişmesi için yararlı olacaktır. 

Buna ek olarak, moda sektöründe teknolojinin kullanımı ve bunun moda hukukuna etkileri üzerine de araştırma yaparak bir araştırma yazısı yazdım. 
Aynı zamanda, İspanya merkezli olup uluslararası pazarlarda da boy gösteren önemli markaları ziyaret ettik. Markaların, Temmuz ayında Madrid’de gerçekleşecek Mercedes-Benz Fashion Week hazırlıklarını ve bundan kaynaklanan yoğunluklarını gözlemleme şansım oldu.

6. Senin gibi hukuk stajını Avrupa’da yapmak isteyen öğrencilere tavsiyelerin nelerdir?
Öncelikle fırsatı olanlara böyle bir deneyimi kesinlikle tavsiye ediyorum. Modanın tarihine bakıldığında, köklerinin Avrupa’ya dayandığını görüyoruz. Bu yüzden markaları doğdukları yerde görmek bence çok önemli. Aynı zamanda, staj icin Avrupa’da bulunacak öğrencilere en önemli tavsiyem gözlem. Ben insanların normal yaşantılarını gözlemleyerek, modanın sokakta nasıl var olduğunu incelemeye çalıştım. Bu sayede Avrupa kültürünü, modanın Avrupalılar üzerindeki izlerini anlamak mümkün oluyor.

Moda Yönetimi 101 ve 201 Eğitim Programı

Moda sektörünü ve yönetim stratejilerini daha yakından tanımak ve deneyimlemek isteyen katılımcılara özel olarak tasarlanmış “Moda Yönetimi 101 ve 201 Eğitim Programı” kapsamında moda sektöründeki analiz, strateji, konsept geliştirme ve pazarlama dahil olmak üzere tüm yönetimsel aktiviteler teorik ve pratik olarak katılımcılara aktarılacaktır. Program süresince yurt dışı ve yurt içindeki sektör profesyonelleri konuk konuşmacı olarak ağırlanarak moda sektöründeki bilgi ve tecrübelerini katılımcılarla paylaşacaklardır. Program sonunda katılımcılar kendi moda markalarını yaratabileceklerdir.

Moda Yönetimi 101’i tamamlayan ya da hali hazırda girişimini büyütmek isteyen kişilere yönelik olarak hazırlanan Moda Yönetimi 201 kapsamında ise, temel hukuk ve şirket kurulumundan, finansal planlamaya, satış ve pazarlama stratejilerinden yurt dışına açılma stratejilerine kadar birçok konu detaylı olarak uzmanlar tarafından uygulamalı olarak katılımcılarla paylaşılacaktır.

  • IMG_8256

GİRAY SEPİN SÖYLEŞİSİ

Bize kariyer yolculuğunuzdan ve Giray Sepin markasından bahsedebilir misiniz? 

Kendimi tanımaya başladığım andan itibaren hep sanatla ilgili bir şey yapmayı düşünüyordum. Bu yüzden lise eğitimimi o dönem yeni açılan Cağaloğlu Anadolu Moda Tasarımı Meslek Lisesi’nde aldım. Sonra da Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Moda ve Tekstil Tasarımı Bölümüne devam ettim.  Okuldan sonra ise Abbate’de çalışmaya başladım. Ümit Ünal o zaman markanın kreatif direktörüydü.   Şu an sektörde söz sahibi tasarımcılardan oluşan güzel bir ekiple birlikte çalışma şansım oldu. Dolayısı ile hem önemli bir iş tecrübesi kazanmış, hem de estetik anlamda bana çok şey kattan profesyonel bir başlangıç yapmış oldum. Çalışmaya devam ederken 2004 yılındaki Koza yarışmasına katıldım ve ikinci oldum. Ödül olarak aldığım bursla Floransa’ya giderek Polimoda International Institute Master Advanced programına başladım. Ağustos 2006’da bu eğitimimi tamamlayıp İstanbul’a dönmem ile birlikte Mudo Collection Erkek koleksiyon tasarımcısı olarak çalışmaya başladım.

Uzun yıllar sektörde erkeklere yönelik son derece ticari işler, coğunluğa hitap eden koleksiyonlar yaptıktan sonra, Giray Sepin markasıyla yeni, daha kişisel bir stil anlayışı yaratmak istedim.

Markamın ve sunduğum stilin temelinde yaşadığım coğrafyadaki çok kültürlülüğün izleri var. Geleneksel referansları çağdaş bir bakış açısıyla yorumlamaktan keyif alıyorum. Geçmiş – gelecek,  tasarım – fonksiyonla birleşiyor.   Formlarla oynamayı, farklı katmanları bir araya getirmeyi ve bu katmanlar sayesinde yeni hikayeler anlatmayı seviyorum.

Cinsiyet ayırımı yapmadan; ön yargılarından arınmış, etrafta bulunanın dışında farklı ürünler arayan; giydiği şeyle eğlenebilen, cesur, stil ve zevk sahibi herkes Giray Sepin’de bir şeyler bulabilir.

Hem Mudo Collection Erkek Tasarım Danışmanı olarak çalışmakta hem de bir yandan kendi markanızın yönetimini yapmaktasınız. Her ikisini birlikte nasıl yürütüyorsunuz?

Yıllardır edindiğim tecrübe bana zamanımı iyi kullanmayı öğretti. İşin püf noktasının bu olduğunu düşünüyorum.

Mudo, köklü ve kendi stili olan bir marka. Dolayısı ile ekip olarak o stili bozmadan markayı yine de farklı bir yere taşıyacak koleksiyonlar çıkarmak için çalışıyoruz. Elimizde markanın kültürüyle edindiğiniz geçmiş veriler, pazarın beklentileri ve güncel moda trendleri var. Bunları doğru şekilde bir araya getirecek tecrübeye sahip olduğunuzda başarılı bir sonuca ulaşıyorsunuz.  Bu da sizi yeni serüvenler için motive ediyor.

Kendi koleksiyonlarımda  sınırlarımı kendim belirliyorum ve nispeten özgürce nefes alabildiğim bir alan yaratıyorum… Risk ve sorumluluğu tek başıma alıyorum. Karşıma çıkan her probleme çözüm bularak sürekli öğrenmeye devam ediyorum.

İşinizi heyacanını kaybetmeden, doğru yönde programlayarak yaptığınızda başka alanlara da zaman ayırabiliyorsunuz. İki yıla yakın bir süredir bu zamanı Istanbul Moda Akademisinde vermeye devam ettiğim derslere ayırıyorum.

Türkiye’deki hem tasarımcı hem de perakende moda markalarının yönetim stratejilerini ve koleksiyonlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Uluslararası alanda güçlü olan markaların pazara girişiyle artan rekabet ortamının Türk marka ve tasarımcılarını da kurumsal bir bakış açısı kazanmaya teşvik ettiğini düşünüyorum. Bu rekabet sayesinde daha yeni, güncel ve zamana ayak uyduran stratejiler geliştirmek kaçınılmaz oluyor. Çünkü artık her şey çok daha hızlı ve kesinlikle çabuk tüketiliyor!  Türk markaları bu değişimin gerisinde kalmamak için yeni fikirlere eskisinden daha fazla ihtiyacı olduğunu fark etti.  Tasarım ve kreatif  danışmanlık algısı yenilendi, marka tasarımcı işbirlikleri çoğaldı.  Koleksiyonlardaki PR ürünleri artık çok daha güncel.

Öte yandan, perakendenin kuralları gelişen teknolojik imkanlarla neredeyse baştan yazılıyor. Tüm markalar çevrim içi varlıklarını ve bu alanda sundukları deneyimi- hizmeti geliştirerek  değişme hevesindeler.

Markalar farklılaşabilecekleri bir alan, bir özellik bularak  hedef kitlelerine ulaşmaya çalışıyor. El işçiliği, sportif yaşam geri dönüşüm sosyal sorumlu duruş vb. Yönetim anlayışları da bu doğrultuda dijitalleşiyor.  Tasarımcılar da fiziki mağazalara sahip olmanın ya da var olan mağazalarda ürünleriyle bulunmaktan daha çok sosyal platformlar üzerinden tüketicisine ulaşmaya çalışıyorlar.

Sizce global anlamda moda sektörünün dinamikleri değişti mi? Tüketiciler trendi eskisi kadar sıkı takip ediyorlar mı?

Modanın kendisi kadar hızlı olmasa da endüstri içinde değişimler oluyor tabii. Tom Ford ve Burberry ile popülerleşen Shop The Show kavramı bu değişimde ilk aklıma gelen örneklerden.  Büyük markaların erkek kadın koleksiyonlarını aynı defile ile sunmaya başlaması sektörün bütçelerini kısmasıyla ilgili önemli ayrıntılardan bence.  Doğaya duyarlı geri dönüşüme uygun üretim sistemlerinin geliştirilmesi ve tüketim hızının karşısında duran ‘slow fashion’ markalarının artmaya başlaması kayda değer değişimlerden. ‘Modest Fashion’ olarak adlandırılan yeni akım tasarımcı ve markaların artışı da sektörde farklı alanların açıldığını gösteriyor. Trendlerin takibi de değişim hızına paralel hızlanmış gibi görünse de farklı gruplara göre değişiklik gösteriyor.  Doğru tahmin yürütebilmek  için spesifik bir grup üzerinden incelemek gerekli.

Mesleğiniz gereği hiç hukuki bir meseleyle uğraşmak zorunda kaldınız mı?

Henüz olmadı. Umarım gelecekte de olmaz

ModaHukuku’yla ya da Moda Hukuku Enstitüsü’yle nasıl tanıştınız? 

İlk kez, İstanbul Fashion Incube tasarımcıları için verilen bir eğitimde bir araya gelmiştik.

Counterfeıt Culture, South Korea

Özellikle sokak modasıyla ilgili yaptığı haberlerle bilinen Highsnobiety bu kez Güney Kore’deki taklit giyim ürünleri pazarının belgeselini çekti. Counterfeit Culture isimli belgeselde paylaşılan bilgilere göre Güney Kore dünyanın en zengin 14. ülkesi ve Seoul dünyanın en zengin 5. şehri. Güney Kore’nin genç jenerasyonu ise sokak kültürüne ve global trendlere oldukça düşkün, bu da özellikle Off White, Champions gibi streetwear markalarının Güney Kore’de sıkça taklit edilmesine yol açıyor. Uluslararası Ticari Markalar Derneği ve Uluslararası Ticaret Odası raporuna göre, sahte ürünlerin en büyük üreticileri arasında yer alan Çin ve Güney Kore’nin ürettiği ürünler sebebiyle korsanlığın küresel ekonomik değeri 2022 yılına kadar 2.3 trilyon dolara ulaşabilir. 

  • vanessa-bouchara

VANESSA BOUCHARA ile PARİS MODA SEKTÖRÜNÜN HUKUKİ YÖNÜ

“Moda endüstrisinde diğer tasarımcılardan sıyrılarak öne çıkmak oldukça zordur; hukuki koruma ise markaların ve tasarımcıların tasarladıkları ürünün orijinalliğini göstermelerini sağlayarak onların özgün olduğunu kanıtlar ve taklit edilmelerine engel olur.”

Bize kendinizden ve kariyer yolculuğunuzdan bahsedebilir misiniz?

l’Université Panthéon Assas’da hukuk lisansını ve l’Université Dauphine’de Şirketler Hukuku yüksek lisansını tamamladım. Fikri mülkiyet alanında uzmanlaşmak istediğim için, Londra Queen Mary Üniversitesi’ne giderek 1 yıl bu alanda eğitim aldım.

Ailem moda sektöründe çalıştığı için yaratıcılık içeren bir alanla mesleki bilgimi birleştirmem kolay oldu. Hukukun fikri mülkiyet alanıyla ailemin çalıştığı ve yaratıcılık odaklı bir sektörü içgüdüsel olarak bir araya getirdim. Eğitimimin ardından fikri mülkiyet alanında uzmanlaşmış bir hukuk firmasında 7 yıl boyunca çalıştım. Sonrasında kendi hukuk büromu kurdum. 12 yıldır kendi bürom Cabinet Bouchara’da avukatlık yapıyorum.

Paris’te avukat olmanın avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Avukatlık oldukça tutkulu bir meslek. Özellikle fikri ve sınaî mülkiyet alanında çalışmak ise  müvekkillerinizi yakından tanıyarak onlarla samimi olmanızı gerektiriyor. Müvekkillerimizin şirketlerini kurmalarında yardımcı oluyoruz, sonrasında da karşılaştıkları hukuki problemlere çözüm getiriyoruz. Dolayısıyla fikri mülkiyet avukatlığı kendinizi tamamen bu işe odaklamanızı ve kendinize sürekli yatırım yapmanızı gerektiren bir meslek. Bu mesleğe özel bir dezavantaj ise aklıma gelmiyor

Moda sektöründe sıkça davalarla karşılaşıyor musunuz ?

Tekstil, aksesuar, ayakkabı gibi ürünlerin dava konusu olduğu vakalarla sıklıkla karşılaşıyoruz. Bu durum, moda endüstrisinin ekonomik boyutu ve « fast fashion » kavramının ortaya çıkmasıyla da oldukça alakalı. « Fast fashion » markaları, tüketicileri moda ürünlerini satın almaya teşvik etmek ve müşterilerinin dolaplarını sıklıkla yenileyebilmeleri sağlamak için ürünlerini uygun fiyata satıyorlar. Söz konusu bu markalar zaman zaman üçüncü şahısların tasarımlarını taklit ediyorlar, bu durum da moda sektöründe anlaşmazlıklara yol açıyor.« Fast fashion » markaları dışında da moda sektöründe sıklıkla taklitçilik örnekleriyle karşılaşmaktayız. Zira günümüzde sosyal medyanın öneminin artması, taklitçiği de etkiliyor. Sosyal medya, herhangi bir bilgiye kolay ve hızlı bir şekilde ulaşılmasını sağlıyor; bu durum ise hem avantaj hem dezavantaj olarak görülüyor. Özellikle lüks sektöründeki markalar için sosyal medya, kısıtlı bir kitlenin görebildiklerini aslında herkese gösterebilmeyi sağlıyor. Örneğin son yıllarda özellikle Instagram’da fenomen haline gelen moda blogger’ları herkes tarafından takip edilen markalar ile lüks markaları karıştırarak kombinler oluşturuyorlar. Lüks segmentinde ulaşılabilir kıyafetler ve aksesuarlarla hazırladıkları post’ları sosyal medya üzerinden paylaşıyorlar. Böylece lüksün erişilmezliği bozularak, herkesin lüks parçalara ulaşabilmeleri sağlanıyor. Aynı zamanda lüks markalar da çanta, aksesuar gibi daha uygun fiyatlı ürünlerini pazarlama ve satma imkânı buluyorlar.

Bununla birlikte, lükse böylesine kolay ulaşmanın markalar için hukuki açıdan zararlı sonuçları da olabiliyor. Lüks ürünlerin görünürlüğünün artarak reklamının yapılması taklitçiliği de beraberinde getirebiliyor. Taklit ürün imal edenler, sosyal medya üzerinden gördükleri modelleri birebir üretebiliyorlar. Bu durumdan kaynaklanan vakalarla Fransa moda sektöründe oldukça fazla karşılaşıyoruz.

Fransız yasalarının moda hukuku açısından yeterli olduğunu düşünüyor musunuz ?

Fransız yasalarında moda hukuku özelinde ayrı bir düzenleme bulunmuyor ancak tüm yaratıcı disiplinlerle ilgilenen fikri mülkiyet kanunu moda hukukunu da kapsıyor. Fransız yasalarının, diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda tasarımları oldukça koruyan bir yapısı var. Ancak ortaya çıkan ve orijinal olduğu iddia edilen eserlerin özgünlüğüne bakılıp koruma konusunda karar veriliyor. Bir tasarımcı söz konusu tasarımın, kendisi tarafından ortaya çıkarıldığını kanıtladığı takdirde o tasarım üzerinde hak sahibi olabiliyor.

Sizce moda ve tekstil markaları, fikri ve sınai haklarını koruma konusunda bilinçliler mi ?

Ne yazık ki her zaman değil… Ya da fikri mülkiyete bağlı varlıklarını sadece Fransa’da koruyorlar ancak bu yeterli değil.

Moda endüstrisinde yer alan markalar aşağıdaki başlıkları dikkate almalılar.

Marka hakları:

Marka kamuoyu nezdinde tanımlanma anlamına gelmektedir. Marka, ekonomik bir değer anlamına gelebilir, özellikle moda ve tekstil sektöründeki şirketlerin değerleri marka isimleriyle ölçülebilir. Marka adının, markanın çıktığı ülkede korunması önemlidir; ancak markanın dağıtım yapıldığı her ülkede de korunması gerekmektedir.

Tasarımlar ve modeller:

Tasarım ve modeller estetik değer taşıyan yaratımları korurlar. Bu hak, farklı kıyafet modellerinin, aksesuarlarının, ayakkabıların yenilik ve özgünlük taşıması şartıyla ortaya çıkan ürünlerin koruma altına alınmasını sağlar.  Avrupa Birliği’nde tasarımcıların resmi olarak tescil işlemi gerçekleştirmelerine gerek kalmadan, topluluk tasarım ve modellerini kamuoyuna sunmalarını takip eden 3 yıl boyunca koruma altına almalarını sağlayan özel bir hak bulunmaktadır. Bu koruma türü özellikle tekstil sektöründe sıklıkla kullanılmaktadır, zira bu haktan yararlanabilmek için tasarım sahiplerinin basın ya da reklam yoluyla ürünlerini kamuoyuna sunmaları yeterli olmaktadır. Moda markalarının çıkardıkları koleksiyonlar ise döngüsel olarak değiştiğinden, defilede gösterilen modeller sunumlarının ya da pazarlamalarının yapıldığı belirli bir zamana kadar korunurlar.

Telif hakkı:

Moda endüstrisinin temel aktivitesini kıyafet ve aksesuar tasarımı oluşturmaktadır. Söz konusu bu endüstride diğer tasarımcılardan sıyrılarak öne çıkmak oldukça zordur; hukuki koruma ise markaların ve tasarımcıların tasarladıkları ürünün orijinalliğini göstermelerini sağlayarak onların özgün olduğunu kanıtlar ve taklit edilmelerine engel olur.

Lüks marka sektöründe ise, marka ihtiyaçlarını belirlemek ve doğru hukuki adımlar atabilmek için fikri mülkiyet alanında uzmanlaşan kişilerle bir an önce çalışılması çok önemlidir. Eğer markalar daha en başında özgün tasarımlarını ve ayırt edici işaretlerinin taklit edilmemesi için bir takip sistemi kurgulamazlarsa, özellikle taklit ürün yapan ve Instagram, Facebook gibi sosyal medya üzerinden satışını gerçekleştiren küçük atölyeleri kontrol edemeyebilirler.

Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku’nun gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fikri mülkiyete konu olan hukuki meseleler oldukça yeni, aynı şekilde dijital ve teknolojik gelişmeler de öyle. Özellikle moda sektöründe ya da şirketlerin ekonomilerinin fikri ve sınaî mülkiyet varlıklarına dayandığı sektörlerde, firmaların ayakta kalabilmeleri için fikri haklardan elde ettikleri varlıkları korumaları gerektiği konusu gittikçe önemli hale geliyor.

Telif hakkı, marka hakkı gibi konular göz ardı edilerek taklitçilik olağan hale gelmekte, dolayısıyla şirketlerin bu konuda aksiyon alarak en kısa sürede şirketlerini ve tasarımlarını koruma altına almaları gerekmektedir. Bu noktada moda sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin ve tasarımcıların uzman hukuk bürolarıyla çalışmaları önerilmektedir.

Pourriez-vous vous présenter et parler de votre parcours professionnel?

Je suis devenue avocate à la suite de mes études de droit à l’Université Panthéon Assas et  d’un Master 2 en droit de l’entreprise à l’Université Dauphine. J’ai ensuite choisi de me spécialiser en droit de la propriété intellectuelle en effectuant une année d’études à la Queen Mary University of London. Mes deux parents étaient dans le milieu de la mode ce qui m’a permis de me sensibiliser très tôt au milieu créatif. C’est donc très naturellement que j’ai choisi de me spécialiser en droit de la propriété intellectuelle, car cela me permettait de combiner les deux domaines qui m’intéressaient le plus : la création et le droit. J’ai tout d’abord travaillé dans un cabinet d’avocat français spécialisé en droit de la propriété intellectuelle pendant sept ans, avant de monter mon propre cabinet d’avocat il y a douze ans.

Quels sont les avantages et les inconvénients d’être avocate à Paris ?

Le métier d’avocat est passionnant et notamment le droit de la propriété intellectuelle et industrielle, car il nous permet d’être extrêmement proches de nos clients. On les accompagne depuis la création de leur entreprise, et on les aide à résoudre tous les problèmes qu’ils peuvent rencontrer par la suite. De ce fait, c’est aussi un métier très prenant qui occupe à 100% et dans lequel il faut réellement s’investir. Je ne trouve pas d’inconvénients particuliers à ce métier.

Les procès en matière de mode sont-ils fréquents ?

Les procès en matière de textile, accessoires, chaussures, etc.. sont très fréquents. Cela est lié à l’ampleur économique de l’industrie de la mode et à l’avènement de la « fast fashion ». Les marques de fast fashion proposent à la vente des produits à un prix accessible afin d’inciter le consommateur à acheter et à renouveler sa garde-robe très régulièrement. Parfois, ces marques se contentent de copier le travail créatif de tiers, ce qui génère un contentieux fourni. Indépendamment de ces marques de fast fashion, les cas de copie plus ou moins serviles sont fréquents. L’importance des réseaux sociaux dans le monde d’aujourd’hui a accru ce phénomène. En effet les réseaux sociaux ont l’avantage et l’inconvénient de donner un accès facile et rapide à n’importe quelle information. Ils permettent ainsi aux marques d’avoir une plus grande visibilité auprès d’un public moins aguerri au monde du luxe. Par exemple, le phénomène des bloggeuses de mode s’est beaucoup développé ces dernières années (surtout sur Instagram), avec la complicité des marques, qui  n’hésitent pas à fournir des pièces de luxe à celles qui sont le plus suivies. Ces pièces sont ensuite accordées avec des vêtements ou accessoires plus abordables, et postées sur les réseaux sociaux. L’accès aux pièces de luxe est ainsi facilité au grand public car désacralisé. Cela fait l’affaire des marques de luxe car il permet d’augmenter leurs ventes de certaines pièces plus accessibles telles que des sacs ou des accessoires. Cependant, cette accessibilité comporte un revers juridique très dommageable pour les marques. En effet, la visibilité  permet aux contrefacteurs de réaliser des copies serviles des produits, en s’inspirant directement de ce qu’ils ont vu sur les réseaux sociaux. Ceci crée donc un contentieux abondant en matière de mode en France.

Pensez-vous que la législation française soit suffisante en matière de droit de la mode?

Le droit de la mode et du luxe n’est qu’une partie de la matière et il n’y a pas de lois spécifiques à ce sujet en droit français mais un droit plus général de la propriété intellectuelle qui bénéficie à toutes les créations, quel qu’en soit le mérite. La loi française est assez protectrice des créateurs de mode comparée à d’autres pays. Toutefois, ce qui compte en matière de droits d’auteur sera l’originalité de l’œuvre originale revendiquée. Ce n’est que si un créateur est en mesure de justifier de l’empreinte de sa personnalité sur son œuvre, qu’il pourra être titulaire de droits.

Les marques de l’industrie de la mode et du textile sont-elles assez vigilantes sur la protection de leurs actifs de propriété intellectuelle ?

Malheureusement pas toujours… Ou elles se contentent de protéger leurs actifs de propriété intellectuelle en France, ce qui n’est pas suffisant. Les marques spécialisées dans l’industrie de la mode doivent protéger :

Leurs marques :

La marque est celle qui l’identifie à l’égard du public. Une marque est susceptible de revêtir une valeur économique significative notamment pour les entreprises dans l’industrie de la mode et du textile qui basent une grande partie de leur renommée dessus. Il est essentiel pour les marques de se protéger dans leur pays d’origine mais également partout où elles sont distribuées.

Leurs dessins et modèles :

Les dessins et modèles protège les créations esthétiques. Ce droit permet aux différents modèles de vêtements, accessoires, chaussures ou autres, de bénéficier d’une protection spécifique sous condition de nouveauté et de caractère propre ou individuel. Il existe dans l’Union Européenne un droit des dessins et modèles communautaires non enregistrés qui permet d’octroyer des droits à son titulaire une pendant trois ans à compter du jour de la divulgation du dessin ou modèle, sans qu’il n’ait formellement déposé sa création. Cette protection est très utilisée par l’industrie du textile car il suffit juste de prouver la divulgation (publication médiatique, publicité, etc..)  pour qu’elle soit effective. Les collections en matière de mode sont cycliques, et ces protections permettent donc de préserver les modèles d’une reproduction pendant un certain temps et notamment le moment de leur présentation et de leur commercialisation.

Leurs droits d’auteur :

L’industrie de la mode a pour activité principale la création de vêtements, ou d’accessoires. En matière de mode il est très difficile de se démarquer des autres créateurs surtout dans le prêt à porter ou les collections sont très souvent redondantes. C’est pourquoi la protection offerte par le droit d’auteur est très importante car elle permet aux marques qui démontrent l’originalité de leurs produits, d’en interdire la reproduction. Une marque dans le secteur de la mode et du luxe est très visible. Il faut très tôt qu’elle s’entoure des conseils d’un avocat en propriété intellectuelle afin de cibler ses besoins et de faire les bons choix juridiques. Si les marques peuvent mettre en place des surveillances pour veiller à ce que d’autres marques ne copient pas leurs signes distinctifs et droits d’auteur, il est très difficile de traquer les plus petits contrefacteurs qui sont souvent des particuliers et vendent leurs produits sur les réseaux sociaux tels qu’Instagram ou Facebook.

Que pensez-vous de l’évolution du droit de la propriété intellectuelle ?

Les problématiques posées en droit de la propriété intellectuelle sont très actuelles et d’autant plus avec l’évolution du numérique. La nécessité de protéger les actifs d’une entreprise est grandissante pour assurer sa survie économique, notamment en matière de mode ou l’essentiel de l’économie de la société est basée sur les actifs de propriété intellectuelle et industrielle. La contrefaçon se banalise, notamment en matière de droit d’auteur et droit des marques, et les entreprises doivent anticiper en optimisant leur protection le plus en amont possible. Il est très important pour cela que les créateurs fassent appel à un cabinet spécialisé pour se prémunir des différentes atteintes.

Vanessa Bouchara

www.cabinetbouchara.com

  • unnamed

eBay Taklitçilik Karşıtı Hizmetini Duyurdu

eBay, e-ticaret platformlarında pazarlanan taklit ürünlerin çoğalmasıyla birlikte, aldıkları ürünün orijinalliğini sorgulamaya başlayan müşterilerin güvenini kazanmak için, bu sene lüks çanta, ayakkabı ve diğer benzer moda parçalarının orijinalliğini tasdiklemeye başlayacağını duyurdu.

eBay, kendi internet sitesi üzerinden satılan Chanel ve Louis Vuitton gibi lüks çantaların orijinalliğini sorgulamak için, marka uzmanları ile bir iletişim ağı kullanacaklarını açıkladı. Satıcılar, müşterilerinin güvenini kazanmak için bu doğrulama hizmetine ücret ödeyerek faydalanabilecekleri gibi, ayrıca müşteriler de bu hizmete ödeme yaparak, eBay’den alınan ürünün sahte çıkması halinde satışı iptal etmekle yükümlü hale gelebilecekleri dile getirildi.
eBay’in satıştan sorumlu müdürü Laura Chambers, ‘Müşterilerin taklitçilik olasılığı hakkında oldukça endişe ettiklerini, bu konudaki şüphelerini gidermek için böyle bir sistem kurduklarını…” ifade etti. 

Taklit ürün satıcıları, e-ticaret platformlarında hizmet sağlayıcı olarak bilinen Alibaba Group, Amazon.com ve eBay gibi platformları taklit ürünlerin ticaretinin yapılması adına en ideal ortamlar olarak görüyor. Zira OECD, 2013 Nisan raporuna göre, taklit ürün satıcıları e-ticaret platformlarında küresel ithalatın % 2,5’na denk gelen yaklaşık 500 milyar dolarlık satış yaptı.

Tüm bu verilerle birlikte e-ticaret platformlarda ticaret yapan şirketler taklitçilikle olan mücadelelerinin daha görülür hale gelmesine çabalıyor. Örneğin, bu ay Alibaba, kendisine ait Taobao sitesinde sahte Swarovski saat satmakla suçladığı iki satıcısını dava açtı. Amazon’da, kendi internet sitesinde sahte ürünler sattığını tespit ettiği satıcılarına karşı, geçtiğimiz Kasım ayında benzer bir dava açmıştı.

Dünyanın en büyük e-ticaret platformları olan söz konusu bu sitelerin taklitçilikle olan mücadelesinde sunduğu bahsedilen hizmetleri, ülkemizde faaliyet gösteren e-ticaret sitelerinin de sunup sunmayacağını merakla bekliyoruz.

 

Begüm Yamaner
Başkent Üniversitesi Öğrenci Temsilcisi
  • grendene
  • mello11

Tasarımcı Fernando Mello Brezilyalı ayakkabı şirketi Grendene’ye dava açtı.

Brezilyalı ayakkabı tasarımcısı Fernando Mello, kendi tasarlamış olduğu parmak arası terliklerini kopyaladığı gerekçesiyle, Brezilyalı ayakkabı şirketi Grendene’ye dava açtı.Tasarımcı Fernando Mello iddiasına göre, 2007-2008 tarihleri arasında kendisinin söz konusu parmak arası terlik modelini çıkarılabilir askılı olarak tasarladığını, 2012 yılında da davalı olduğu ayakkabı şirketi Grendene’ye prototipini yolladığını ve bu şirketin aralarından bir anlaşma olmadan söz konusu tasarımı kopyalayıp piyasaya sürdüğünü belirtmiştir. Grendene şirketinin Gisele Bündchen ve Ivete Sangalo gibi birçok sanatçı ve model ile reklamanı yapmış olduğu parmak arası terlik tasarımları olmasına rağmen şirketin daha önce tasarımcı Fernnando Mello’nun tasarlamış olduğu “çıkarılabilir askılı” modelinin bulunmaması bu iddiaları kuvvetlendirmek adına tasarımcı Mello tarafından mahkemede ileri sürülmüştür. Buna ek olarak, 26 Mart 2008 tarihinde Brezilya Marka ve Patent Ofisi’ne “çıkarılabilir askılı” parmak arası terlik tasarımı için patent başvurusunda bulunduğunu ve davalı şirket ile aralarından geçen yazışmaların da delil olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. 

Kararın tamamın görmek için buraya tıklayın….

  • NB v KL
  • Karl-Lagerfeld
  • new-balance-sues-karl-lagerfeld

NEW BALANCE ÜNLÜ TASARIMCI KARL LAGERFELD’E DAVA AÇTI…

Spor ayakkabı markası New Balance, ünlü tasarımcı Karl Lagerfeld’e tasarladığı spor ayakkabısının marka haklarına tecavüz ettiği gerekçesiyle dava açtı. Spor ayakkabı markası New Balance modanın ikonik ismi Karl Lagerfeld’in tasarladığı spor ayakkabısında renk, tasarım ve markanın logosu olan baş harfinin kullanılması gibi benzerlikler yüzünden fikri haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle dava açtı.

SOSYAL MEDYADA BİZİ TAKİP EDEBİLİRSİNİZ

YASAL UYARI

Web sitemiz, kamuya genel bir bilgi sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.
2018 © Tüm telif hakları Moda Hukuku Enstitüsü’ne aittir.
Moda Hukuku Enstitüsü web sitesinin kısmen ya da tamamen kopyalanması yasaktır ve aksi davranış telif hakkı ihlali teşkil eder.

Bülten Üyeliği

open