All posts in Genel

30 Posts

Adnan (Eddie) Oygur v. UGG

2016 yılında UGG markası, Avustralya vatandaşı Türk asıllı Adnan (Eddie) Oygur’a, ürettiği botlarda ‘UGG’ kelimesini kullandığı için dava açmıştı. Bunun üzerine Amerikalı markaya karşı dava açan Australian Leather şirketinin sahibi Oygur, ‘UGG’ın Avustralya’nın geleneksel botlarından biri olduğunu ve yıllardır herkes tarafından bu stildeki botların ugg olarak bilindiğini ve kullanıldığını iddia etmişti. Ugg kelimesinin jenerik bir isim olduğunu belirten Oygur, dünya çapında tescili Deckers Outdoor Corporation şirketine ait olan ‘UGG’ markasının hükümsüzlüğünü talep etmişti.

Oygur’un da belirttiği gibi, aslında ‘ugg’ kelimesi jenerik bir isim. Başka bir ifadeyle, mutlak red sebebi gerekçesiyle tescil edilemeyecek bir ibare. Ancak bu kelime, Avustralyalı girişimci Brian Smith tarafından 1985 yılında marka olarak Amerika’da tescillendi. Ardından şirketini Deckers’a satan Smith, UGG markasının isim haklarını da bu şirkete devretmiş oldu. O tarihten beri, Avustralyalı bot imalatçıları ‘UGG’ kelimesini kullandıkları hiçbir ayakkabıyı Amerika’ya ihraç edemiyorlar. 

Dava sürerken geçtiğimiz yıl Oygur, durumu Senatör Nick Xenophon’a aktardı, Xenophon bu durumu parlamentoya taşıyarak ülkenin gündem maddelerinden biri haline getirdi. Davayı ‘savaşmaya değer bir mücadele’  olarak nitelendiren Xenophon, ‘‘Fransızlar ‘şampanya’, Yunanlılar ‘feta’ kelimesini koruyabildilerse, biz de Avustralya’daki küçük çaptaki üreticiler için ‘ugg’ kelimesini koruyabiliriz,’’ yorumunda bulundu.

2019 yılı Mayıs ayı itibariyle davada son aşamaya gelindi. 6 Mayıs’ta Chicago’da yapılacak jüri duruşmasına Oygur’la birlikte Xenophon da katılıyor. Bu dava için 1 milyon dolardan fazla hukuki masrafları üstlendiğini belirten Oygur, UGG markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesiyle birlikte, Avusturalya’da 4.000 kadar yeni iş imkanı yaratılabileceğini belirtiyor.

HAPPY FASHION LAW DAY!

Şu an 23’ü aşkın şehirde 18 ülkede ve 5 kıtada kendine teorik ve pratik alanlar bulan moda hukuku, son 10 yılda moda sektöründe hukukun önemine dair büyük bir bilinçlenme kazanılmasını ve teksil ve moda sektöründe katma değerli ürünler tasarlanmasını sağladı. Markalaşma stratejilerinin başında yer alan ve moda hukukunun temel konularından olan marka koruma, moda hukuku sayesinde markaların değerini yükselterek sektördeki rekabet güçlerinin arttırmasını sağladı. Chanel, geçtiğimiz 10 yılda, sadece fikri ve sınai mülkiyet davaları özelinde Amerikan mahkemelerinde açtığı davadan 1 milyar doları aşan tazminat kazandı. Bu miktar Chanel’in Ar-Ge çalışmalarına katkı sağlarken, markasını hukuki olarak 360 derece koruyarak yıllar boyunca ‘Chanel’ olarak sektörün en büyük oyuncularından biri olmayı başardı.

Peki, bu ‘moda hukuku’ nereden çıktı? 

Coco Chanel Mahkemede

Aslında moda tarihine baktığımızda, marka, tasarım ve buluşların korunma ihtiyacının doğmasıyla birlikte moda hukukunun temellerinin atıldığını görmek mümkün. Örneğin, dikiş makinesi deyince aklımıza hemen Singer geliyor. Ancak dikiş makinesini icat eden kişinin Singer olmadığını, 1850’de patentini alan kişinin Singer olduğunu biliyor muydunuz? Ya da haute-couture’ün babası kabul edilen Charles Frederick Worth’un tasarımlarına adını ilk kez nakış olarak işleyen tasarımcı olduğunu ve bu yolla tasarımlarını markası altında koruduğunu? Moda tarihinde birçok ilkin sahibi Coco Chanel’in tasarımlarını korumak için bir terziye dava açması ve dava sonucunda moda tasarımlarının ‘sanat eseri’ sayılması kararının çıkması da yine moda hukukunu, aslında moda tarihinin her anında görebileceğimizi bizlere ispatlıyor.

Moda Hukukunun Akademideki ‘Sıfır Noktası’

Moda hukukunun yeni bir disiplin olarak hukuk literatürüne girişi, bu kavramın ve sınırlarının teorik olarak belirlenmesi 2000’li yıllara dayanıyor. Moda hukukuna dair ilk akademik çalışma 2000 yılında, Cenevre Üniversitesi’nden yayımlanan “Le Droit International de la Mode” (Modanın Uluslararası Hukuku) tezinde ele alındı. Bu tezden 4 yıl sonra, 2004 yılında prestijli Fransız hukuk dergisi Revue Lamy Droit des Affaires’de avukat Annabelle Gauberti ve meslektaşları “Droit du luxe” (Lüks Hukuku) isminde özel bir dosya yayımladılar. Bu çalışma, moda sektöründe yer alan lüks ürünlerin hukuki kapsamları konusunda inceleme içerdiği için moda hukukunun akademik çalışmalarından biri olarak sayıldı.

2006 yılında Profesör Susan Scafidi, Fordham Hukuk Fakültesi’nde Moda Hukuku alanında ilk dersi verdi. 2008 yılında Fordham Üniversitesi bünyesinde kurulan Fashion Law Institute moda hukuku alanında kurulan ilk kurum oldu. Fashion Law Institute, Amerikan Moda Konseyi Başkanı dünyaca ünlü tasarımcı Diane von Fürstenberg’in katkılarıyla daha da büyüdü ve dünyada yankı uyandırdı. 2011 yılında, New York barosu, kendi bünyesinde Moda Hukuku Komitesi’ni; New York Bölgesi Avukatlar Grubu da alt grup olarak Moda Hukuku Alt Komitesi’ni kurdular.

Amerika’dan sonra dünyadaki ikinci Moda Hukuku Enstitüsü ise İstanbul’da 2012 yılında kuruldu. Günümüzde ise Rusya’dan, Güney Afrika’ya kadar farklı coğrafyalarda moda hukuku kurumları, moda ve tekstil endüstrisindeki aktörlerin global çapta önemli avantajlar kazanmasını ve katma değer yaratmalarını sağlıyor. Her yıl 20 Nisan günü dünya çapında ‘Fashion Law Day’ olarak kutlanıyor.

Birlikte daha da büyümek dileğiyle!

Hakim Durumunu Kötüye Kullanmanın Bedeli

Geçtiğimiz ay 1 milyar dolar değerine ulaşan ve 9 milyon fazla üyeye sahip olan kiralık kıyafet markası Rent The Runway (RTR), rakibi FashionPass tarafından dava edildi.

Kaliforniya Yüksek Mahkemesi’nde görülen davada, davacı taraf FashionPass, RTR’nin pazardaki hakim durumunu kötüye kullandığını ve tedarikçilerle aralarındaki sözleşmeye karıştıklarını belirtti. 2016 yılında kurulan FashionPass, kendilerinden 7 yıl önce kurulan Rent the Runway’in kiralık kıyafet iş modelinde bir öncü olduğunu kabul ettiklerini belirtmekle birlikte, bu durumunu kötüye kullanarak ve rekabeti önleyici eylemlerde bulunarak söz konusu pazarda monopol hale geldiklerini ifade etti.

FashionPass, iş yaptığı üreticilere RTR’nin çeşitli taktikler uygulayarak kendilerine ürün satmayı reddettirdiklerini ve bu yolla rekabetin önlendiğini iddia etti. FashionPass, mahkemeye sunduğu dilekçede 20 üreticinin adını vererek söz konusu üretici-markaların sadece RTR’ye satış yapmaları konusunda kendilerine baskı uygulandığını belirtti. FashionPass, RTR’nin hakim durumunu kötüye kullanması sebebiyle uğradığı zararın karşılanması için kendilerinden 3 milyon dolar tazminat talep ediyor. 

DÜNYAYI ‘KURTARACAK’ BİTKİ

Alexander Wang Fall 2016

Av. Erdem Eren (Şubat 2019 Harvard Business Review)

Kenevir, moda ve hukuk…

Bir bitki düşünün, milattan önce 8.000’li yıllardan bugüne kadar kumaş olarak kullanılıyor. 15. yüzyılda matbaa icat edildiğinde, bu bitkiden yapılan kâğıtlara baskı yapılıyor. 1776’da Amerika’da Bağımsızlık Bildirgesi bu bitkiden yapılan kâğıda yazılıyor. Levi’s pantolonları ilk kez bu bitkinin kumaşından yapılıyor. 1930’lu yılların başına geldiğimizde ise giysi için üretilen kumaşların yüzde 80’i, denizcilik sektöründe kullanılan halatların yüzde 90’ı ve kâğıt üretiminde kullanılan hammaddenin yüzde 75’i bu bitkiden yapılıyor. Otomotiv sektörünün efsanelerinden Henry Ford’un bir döneme imza attığı “Biomasscar” adlı arabasının yenilenebilir enerji kaynağı da yine aynı bitki.

Bununla birlikte bu bitkinin birçok ülkede yetiştirilmesi, tüketilmesi, depolanması, satışı ve ülke dışına çıkarılması yasalara aykırı; ancak devlet gözetiminde bu bitkinin tarımı yapılabiliyor. Hangi bitki olduğunu tahmin edebildiniz mi? 

Evet, kenevirden söz ediyorum!

Kenevir Hukuku

Cannabis, Marihuana ya da Hemp olarak da bilinen ve farklı alt türleri olan kenevir bitkisi, American Journal Proceedings of the National Academy of Sciences’ta yayımlanan araştırmaya göre, 80’den fazla farklı kannabinoid içeriyor. Bu kannabionidlerden THC maddesini bünyesinde barındıranlar, psikoaktif özelliklere sahip olmakla birlikte, CBD özelliğine sahip olanlar skleroz, epilepsi gibi çeşitli nörodejeneratif hastalıklara iyi geliyor. THC maddesine sahip olan ve esrar olarak da bilinen kenevir türü sebebiyle, kenevir üretimi birçok ülkede yasak. Ancak üretimi yasak olmayan belirli bölgeler için kenevir büyük bir endüstri anlamına geliyor. 

The Hemp Business Journal’ın raporuna göre sadece Amerika’daki kenevir endüstrisi 2017 yılında yüzde 40 oranında artarak 367 milyon dolar satış hacmine ulaştı. Arc View Market Research’ın raporuna göre ise aynı pazarın 2020 yılında 22 milyar dolar olması öngörülüyor. Bu rakamın büyük bölümünü ise CBD özelliğine sahip olan kenevir oluşturuyor. CBD özelliği olan kenevirin çekirdekleri, lifleri ve özü kozmetikten tekstile, sağlık alanına kadar çok farklı şekillerde kullanılıyor. Son dönemlerde ise ‘sağlıklı yaşam’, ‘self-care’ , ‘sürdürülebilirlik’ gibi trendlerin de etkisiyle moda ve tekstil sektörü, bu bitkinin mucizelerinden yararlanmak için yeni iş planları yapıyor.

Kenevir, 1996’da yeryüzünde 13.722 hektarlık alanda yetiştirilirken, günümüzde 22.850 hektarlık alanda üretiliyor. Dünya ekonomisinin önemli endüstrilerinden biri olmaya hazırlanan kenevir sektörü, söz konusu bitkinin hızlı yetiştirilmesi sebebiyle ülkelerin yeni odaklandığı tarım konularından biri. Bu bitkinin dünyanın farklı bölgelerindeki yasal statüsüne gelecek olursak; Amerika Birleşik Devletleri’nde 28 eyalette yasal olmasına rağmen kenevir, hâlâ birçok eyalette hem hukuki olarak hem de etik açıdan günah keçisi ilan edilmiş bir bitki. Bununla birlikte Amerika’da 1960’larda bu bitkiyi destekleyenlerin oranı sadece yüzde 12 iken, günümüzde bu bitkiye yüzde 60’lara varan bir destek söz konusu.

Türkiye’de ise, Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı kuruluşlarca, THC oranı düşük kenevirin üretimine ve işletilmesine yönelik çalışmalar yürütülüyor. Bu çalışmalar sonucunda 2 endüstriyel kenevir çeşit adayının tescil başvurusu tamamlanarak sürecin başlatılması öngörülüyor. Yapısındaki uyuşturucu madde oranından dolayı kontrollü ekilmesi gereken kenevirle ilgili Türkiye’deki mevzuata bakıldığında, kenevirin içeriğindeki uyuşturucu madde oranı sebebiyle, lif, sap ve tohumunun amacı dışında yetiştirilmesi yasaklanırken, bilimsel araştırmalarla THC’si düşük kenevir çeşitlerinin geliştirilmesi hedefleniyor. Aynı zamanda, Tarımsal Araştırmalar Politikalar Genel Müdürlüğü destekli, “Saplarından Lif Elde Edilen Bitkilerde Tarım Teknikleri ve Mekanizasyonunun Geliştirilmesi, Üretim ve İşleme Maliyetlerinin Düşürülmesi”ne isimli proje kamu-özel sektör ortaklığında yürütülüyor. Proje kapsamında, keten, kenevir ve ısırgan bitkilerinden mekanizasyon destekli olarak düşük maliyetli ve kabul edilebilir kalitede doğal liflerin elde edilmesiyle biyoyakıt üretiminden, otomobil sektöründe doğal fiber parçalara, ağaç işleme sanayisine, kenevir talaşından doğal inşaat malzemelerine, ahşap malzemelere, kumaş ve kanvas ürünlere, gemi halatına, izolasyon malzemelerine, kozmetik ürünlere, biyodizel, biyokütle yoluyla enerji üretimine, kenevir yağı, gıda ve yem, kağıt sanayisine, banknot ve sigara kağıdına kadarı çok geniş alanda kullanılması öngörülüyor. 

Kenevir, Türkiye için önemli ihracat kaynaklarından biri olma potansiyeline sahip. Türkiye’de bu bitki 2016 yılından beri 19 şehirde yasal olarak sınırlı şekilde yetiştirilebiliyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) araştırmalarına göre, Türkiye’de 1988 yılında 34 bin dekar alanda kenevir yetiştirilirken, kenevirin sınırlı üretilmesi nedeniyle, 2014 yılında kenevir üretim alanının 10 dekara gerilediği görülüyor. 2016 yılında 19 ilde yetiştirilmesi kontrollü olarak serbest bırakılan kenevirin 2017’de 46 dekar alanda üretildiği tespit ediliyor. Kamu otoritelerinin de geçtiğimiz günlerde Türkiye’de yerli kenevir üretimine başlanacağını duyurmasıyla, devlet kanalından bu yönde teşviklerin ve desteklerin gelmesi olası görünüyor. Özellikle, bu duyuruyla birlikte, yasal olarak sınırlı şekilde kenevir üretimi yapılmasına izin verilen illerin artırılması bekleniyor. Ülkemizin kenevir tarımına uygunluğu ve kenevirin Şile Bezi gibi ürünlerle kültürümüzde bulunan bir bitki olması sebebiyle bu bitkinin yetiştiriciliği yeni yatırım fırsatlarından biri gibi gözüküyor.

Konuyu Avrupa Birliği özelinde değerlendirecek olursak; THC maddesinin oranı yüzde 0,3’ün altında (marihuanada ise yüzde 7,8 civarında) kalması şartıyla 1989’da AB, bu çok tartışılan bitkinin üretilmesine ve kullanımına onay verdi. Bugün ise kenevirin durumu bir hayli farklı. Avustralya’da sabun, şampuan ve hatta vücut şampuanına kadar çeşitli ürünlerin içeriğinde rastlamak mümkün. Kenevir konusunda lider ülke olan Fransa’da, THC maddesi 0,1 ve 0,2 oranında olmak üzere yaklaşık 11 bin hektarlık bir alanda kenevir yetiştiriliyor. Focus Dergisi’nin haberine göre, ülkedeki “Le Mans la federation nationale du chanvre” adlı kuruluş, kenevir bitkisiyle ilgili araştırmalara yer veriyor ve bitkinin lifli kısmının arabaların fren ve debriyaj mekanizmasında kullanılmasını hedefliyor. Bazı Batı Avrupa ülkelerinde, sadece deney amaçlı kullanım için ilgili bakanlıktan alınan özel izinlerle ekimi yapılıyor. Milano’daki Vimercate şirketine, Çin ile Doğu Avrupa ülkelerinden yılda 130 bin ton kenevir ihraç ediliyor ve bitkiden 500 bin metre kumaş dokunuyor. 

Kenevir Modası

Dünya genelinde 1930’lu yıllarda çıkarılan esrar karşıtı yasalar sebebiyle, kenevir tarımı önemini yitirmeye başlarken, aynı dönemde sentetik liflerin yükselmesi, bu bitkinin yetiştiriciliğini giderek azalttı. Tekstil ve moda sektörü uzun bir süre sentetik lifleri kenevir gibi organik liflere tercih etti. Sentetik liflerin tekstil endüstrisindeki kullanımının artışıyla birlikte, doğal olanı benimsemenin ve özgürlüğün vurgulandığı 70’lerdeki ‘hippi’ akımında da kenevir kumaşı oldukça önemli bir yere sahipti. Yetiştirdikleri bitkiyi hem ‘içen’ hem de ‘giyen’ hippiler, o dönemlerde sürdürülebilir modanın da ilk tohumlarını ektiler. Uzun bir süre sentetikle savaşta yenik düşen kenevir, önümüzdeki dönemlerde yükselişe geçmeye hazırlanıyor. Zira sürdürülebilirliğin öneminin arttığı bu dönemde kenevir, ekolojik özellikleriyle ön plana çıkıyor. Tekstilde keten-kenevir olarak da bilinen söz konusu kumaş, en sağlıklı kumaşların başında gelen pamuğa karşı fiziki özellikleriyle dikkat çekiyor. Örneğin, pamuklu kumaşlar nemin yüzde 8’ini emerken, keten giysilerde bu oran yüzde 12’ye yükseliyor. Bugünlerde moda ve kozmetik sektöründeki birçok marka, ‘kenevirin nimetlerinden’ yararlanmaya hazır.

Alexander Wang, Jeremy Scott gibi tasarımcılar couture modasına kenevir yaprakları motiflerini taşıyarak bizlere bu dönemin başlama sinyallerini verdiler. Bununla birlikte Vertly Balm, Mary’s Medicinals gibi markalar da kenevir özünden kozmetik ürünleri, vücut yağları ve rahatlatıcı losyonlar pazarına adım attı. Mary’s Medicinals’ın yaptığı basın açıklamasına göre şirket, aylık olarak ortama 900 bin dolar satış yapıyor.

Kenevir özlü kişisel bakım ürünleri satan ve 2016 yılında kurulan Marley Natural,  Privateer Holdings’ten 122 milyon dolar fon aldı. Marley Natural aynı zamanda marka ismi için Bob Marley’le 30 yıllık bir lisans anlaşması yaptı. Kişisel bakım ürünlerinin yanı sıra marihuana da satan Marley Natural, marihuananın ‘Starbucks’ı olmayı hedefliyor. Tüm bu veriler ışığında, kenevir tarımının hukuki mevzuatlar dahilinde artırılması, kenevirin endüstriyel olarak geniş alanlarda kullanılması, ekolojik özellikleri ve dünya tarihine baktığımızda kültürler için ortak bir değere sahip olmasıyla birlikte hem geçmişin, hem şimdinin hem de geleceğin bitkisi olduğunu söyleyebiliriz. 

Neden Herkes Bu Elbiseyi Taklit Ediyor?

Yves Saint Laurent, marka değerini koruyabilmek için uzun zamandır hukuka başvuran markalar arasında. Özellikle ilk olarak 1966 yılında tasarladığı ‘smokin elbise’sinin tasarım haklarını korumak için Ralph Laurent’a karşı 1994 yılında tasarım hakkına tecavüz ile haksız rekabet davaları açtı. YSL mahkemede haklı bulundu ve 395,090$ tazminat kazandı. YSL smokin elbise tasarımı için sonuna kadar mücadele etti.
YSL’nin smokin elbisesinden 1 yıl önce tasarladığı ve onunla özdeşleşen bir elbise daha vardı: Mondrian Elbise.

Peki onca taklidinin yapılmasına rağmen YSL neden hakkını bu sefer mahkemede aramadı?
 
1965 yılında ünlü Fransız moda tasarımcısı Yves Saint Laurent, Hollandalı ressam Piet Mondrian’ın eserlerinden ilham alarak sanat ve modayı birleştirdi ve “Mondrian” isimli bir koleksiyon çıkardı. YSL’nın Mondrian ‘ilhamlı’ elbisesi birçok marka tarafından ‘taklit’ edildi. Ancak aynı zamanda YSL’nın bu ‘ilhamı’ fikri mülkiyet hakları ile ilgili de birçok soruyu gündeme getirdi:
 
Mondrian’ın eser hakkını düşünmeden ve Mondrian’ın mirasçılarına telif hakkı ödemeksizin, YSL’nın söz konusu eseri ‘bir ilham kaynağı’ olarak kullanma hakkı var mıydı?
 
YSL, Mondrian’ın resimlerinin halka mal olduğunu bu nedenle ücretsiz olarak kullanılabileceğini iddia etme hakkı var mıydı?
 
Eğer Mondrian’ın resimlerinin halka mal olduğu kabul edilirse, tam olarak hangi özelliği ona bu niteliği kazandırırdı? Resmetme stili mi? Renkler mi?
 
1965 yılında YSL’nın Mondrian elbisesi popüler olduğunda, diğer markaların daha düşük fiyatlı versiyonlarını piyasaya sürmeleri YSL’nın tasarımına tecavüz anlamına geldi mi?
 
Yoksa bu versiyonlar da Mondrian’dan esinlenilmiş mi sayıldı?
 
Mondrian elbise moda-sanat-hukuk üçgenini bize en net gösteren örneklerden. Moda ve tekstil sektöründe buna benzer onlarca vaka yine hukuka neden ihtiyacımız olduğunun altını çiziyor.  Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku başta olmak üzere, Sözleşmeler, E-Ticaret, Kvkk, Rekabet, Reklam ve Tüketici Hukuku gibi birçok disiplini bünyesinde barındıran Moda Hukukunu daha iyi anlamak ve yukarıdaki sorularla güncel vakalara birlikte cevap bulmak için sizleri 16 Mart’ta Conrad Otel’e bekliyoruz.
 
 

VICTORIA’S SECRET’IN ‘HUKUKİ’ SIRLARI!

Her yıl yeni yıla girmeden yaptığı defileyle çok konuşulan Victoria’s Secret, fikri ve sınai mülkiyet davalarına konu olarak yıllardır moda hukuku gündemini de meşgul ediyor. İç giyim devinin davalarını sizler için bir araya getirdik.

Victoria’s Secret v. Hanky Panky Ltd.

Victoria’s Secret, marka ihlalinden dolayı suçlandı. New York’ta 31 Ekim 2013 tarihinde, Hanky Panky Ltd. (Hanky Panky), federal mahkemeye şikayette bulundu. Zira Hanky Panky, 2010’da ‘’After Midnight’’ ve 2003’te “Indulge Your Inner Flirt” markalarını tescil ettirdiğini Victoria’s Secret’ın ise bu marka isimlerini izinsiz olarak kullandığını iddia etti. “After Midnight” isimli oda parfümü ve mum koleksiyonu çıkaran Victoria’s Secret, “Indulge your inner flirt” ibaresini de uyku tulumlarının üzerinde kullandı. Hanky Panky, mahkemeden Victoria’s Secret’ın ticari markaları kullanımının yanı sıra, reklam maliyetinin telafisi de dahil olmak üzere, tüm zararlarının karşılanması için maddi tazminat talep ediyor.

Victoria’s Secret v. Thomas Pink Company

Victoria’s Secret, 2012 yılında İngiltere’deki ilk mağazasını açtı. Mayıs 2013’te, Londra merkezli olan Thomas Pink Company, Pink markasının kendi markası ve ticari markalarına çok yakın olduğunu iddia eden Victoria’s Secret’a karşı dava açtı. Thomas Pink, Victoria’s Secret’ın ‘Pink’ etiketiyle ürün satmasının karışıklığa yol açacağını belirtti..

2014 yılında, Thomas Pink, ‘Pink’ Marka Savaşı’nda Victoria’s Secret’ı yendi. İngiliz gömlek üreticisi Thomas Pink, ‘pink’ kelimesinin kullanılmasından ötürü ortaya çıkan marka ihlali davasını kazanan taraf oldu.

Victoria’s Secret v. Love Made

Victoria’s Secret, 2017 yılında her ay giderek düşen satışları nedeniyle yaptığı slogan çalışmalarından sonra hakkında açılan bir dava ile sarsılmıştı. Açılan davada Victoria’s Secret, Los Angeles merkezli kıyafet markası Love Made’i taklit etmekle suçlandı. Daha önce Vans, Billabong ve Stussy gibi markalarla çalışan tecrübeli tasarımcı Linda Nguyen tarafından federal mahkemeye sunulan dava dilekçesinde, Nyugen “Love Made Me Do It” kısaca “Love Made” markasının ilk defa kendisi tarafından 2008 yılında piyasaya sürüldüğünü ve kendi markasının şimdilerde Victoria’s Secret’ın “Love” adlı parfümünün tanıtımı için kullanıldığını iddia etti.

Nguyen, marka ve tasarım ihlali iddiasıyla açtığı davasında “Love Made”i kendi markası olarak 2013’ten beri kullandığını ileri sürerek, Aralık 2016’dan beri de, “Love Made Me Do It” markasını alt ve üst giyim, şapka, spor giyim ürünlerinde kullanmak üzere marka tesciline sahip olduğunu ekledi. Nguyen, Victoria’s Secret’in “Love Made Me Do It”i alışveriş çantalarında ve promosyonlu ürünlerin üzerinde, yeni parfümünün tanıtımı için kullandığını mahkemeye sundu.

Victoria’s Secret – Sutyen Patent Talebi

ABD’li moda şirketi Zephyr, iç giyim markası Victoria’s Secret tarafından satılan sutyenlerde kullanılan böbrek şeklindeki eklerin kendi patent haklarını ihlal ettiğini iddia etti.

Zephyr şirketinin sahibi Debra MacKinnon, ABD’de 8,216,021 sayılı patentin ihlali iddiasıyla dava açtı. Patent, “doğal bir görünüm muhafaza ederken kaldırma ve dekolte yaratmak için” amaçlanan sutyenler içinde kullanılan bir böbrek şekilli ilaveyi kapsamaktaydı.

ABD Patent ve Ticari Marka Ofisi, MacKinnon’a 2012’de patent verdi. New York Güney Bölgesi ABD Bölge Mahkemesi’nde, MacKinnon, VS’in ürünlerinin patentini ihlal ettiğini ve  telif hakları sebebiyle push-up sutyenlerin satışından paya sahip olduğunu söyledi.

İpek Irgıt vs. Victoria’s Secret

Kiini markasının kurucusu İpek Irgit 2015 yılında markanın imzası haline gelen kanaviçe bikini modelini taklit ettiği gerekçesiyle Victoria’s Secret’e dava açmıştı. 2017 yılında iki marka aralarında anlaşmaya vardılar. Anlaşmanın şartları gizli tutuldu ancak davada istenen tazminatın 150.000$ olduğu biliniyordu.

DEFACTO AVUKATI Sezen Türker’le Moda Hukukuna Dair

Öncelikle bize kısaca hukuk kariyerinizden bahseder misiniz? Hangi okul mezunusunuz, moda sektöründe avukat olmaya nasıl karar verdiniz?

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum. Üniversite sınavında başka hiçbir bölüm tercihi yapmayıp, gerçekten isteyerek hukuk okuyanlardandım. Fakülteye başladığım yıllarda çok popüler bir film vardı: Legally Blonde. Mezun olduktan sonra, pembe tayyörlerimizin altına Jimmy Choo çizmeler giyip mahkeme salonlarında havalı ve gizemli davalar çözeceğimizi sanıyorduk. Gelgelelim karşılaştığımız gerçekler hiç de öyle olmadı. Adliyelerde kimse moda dergilerinden fırlamış gibi görünmüyordu. Hukuk bürolarındaki sonu gelmeyen uzun mesailer ise gittikçe daha yorgun ve bakımsız görünmemize sebep oluyordu O yıllarda “moda hukuku” henüz bilinen bir alan değildi Türkiye’de. Hatta hukuk fakültesinden, marka hukuku dersi bile almadan mezun olmuştuk. Dolayısıyla bir süre hukuk işim; moda ilgi duyduğum bir alan olarak kaldı. Bunların ikisinin bir araya gelebileceğini bilmiyordum bile. Mezun olduktan sonra, hukuk bürolarında, şirketler hukuku alanında; şirket birleşmeleri ve devralma projelerinde çalıştım. Marka ve moda hukukuyla ilk defa İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Ekonomi Hukuku yüksek lisansı yaptığım dönemde tanıştım. Sonrasında her şey kendiliğinden gelişti. Avukatlığın avantajlarından biri de bu; hangi sektöre ilgi duyarsanız, o sektörde çalışma imkanı bulabiliyorsunuz.

Türkiye’de önemli bir pazara sahip bir moda markasında avukatsınız. Avukat olarak çalışma alanlarınız nelerdir? Marka ihlalleri nedeniyle bir davanın tarafı olduğunuz oldu mu?

Türkiye’de ilgili pazarda en büyük ikinci paya sahip olmanın yanı sıra, yurtdışında da 26 ülkede faaliyet gösteriyoruz. Yalnızca tasarım yapan bir şirket değil; tekstil perakendecisiyiz. Vizyonumuz “wow dedirten global bir moda markası” olmak. Değerlerimizden biri de “farklı düşünüp hızlı koşmak.” Zaten oldukça kapsamlı bir operasyonu gerektiren perakendecilik, sürekli değişen bir moda beklentisinin yanı sıra, hız ve büyüme hedefleri ile de birleştiğinde, doğal bir sonuç olarak, avukat olarak çalışma alanımız da oldukça geniş. Online marketplace anlaşmalarından, mal ve hizmet alımlarına; yurtdışında şirket kuruluşlarından, kira sözleşmelerine; iş hukukundan moda hukukuna; iştirak şirketlerin kurumsal işlemlerinden, inşaat sözleşmelerine kadar çok fazla hukuki konuyu kapsıyor. Sınai hak ihlallerine gelince… Sosyal medyanın da etkisiyle, senede dört sezona yönelik koleksiyon çıkarmanın yerini, oldukça hızlı değişen trendler aldığından ve tüketiciler her hafta yeni ürünler görmek istediğinden beri, marka ve tasarım ihlalleri de bambaşka bir boyut aldı. Bildiğiniz gibi bir tasarımın tescil edilmesi zaman alan bir süreç. Tescil süreci tamamlanana kadar, çoktan o tasarım trendden düşüyor ve hatta satıştan kalkıyor. Bu sebeple günümüzde, fast-fashion sektöründe faaliyet gösteren şirketler, tasarımlarının tescilini bekleyip, ürünü tescilden sonra pazara sunamıyor. Haliyle, sokak modasının ve sosyal medyanın yön verdiği trendleri takip eden moda şirketlerin hepsinin, birbirine benzer ürünleri piyasaya sürmesi kaçınılmaz bir durum. Bunun bir sonucu olarak da, bu sektörde faaliyet gösteren diğer bütün şirketler gibi tasarım ihlali iddiaları ve hukuki süreçlerle karşılaşıyoruz. Ancak Türkiye’de bu konuda gerçek bir bilinç henüz oturmadı. Çoğu zaman ortada yeni veya ayırt edici niteliklerine sahip bir tasarım yokken, “Karşımızdaki şirket büyük, bundan faydalanalım.” gibi bir yaklaşımla ihlal iddiası ileri sürülüyor. Burada önemli olan gerçekten bir tasarım ihlalinin ortaya çıkmasını engellemek. Bu konuda da zaten Moda Hukuku Enstitüsü ile işbirliği içinde eğitimler düzenleyip, şirket genelinde bilinci artırmaya çalışıyoruz.

Defacto gibi sektörün önde gelen fast fashion markasının şirket avukatı olarak çalışmanın artıları ve size hukuken kattıkları nelerdir?

Hukuk bürosunda çalışan avukatlar arasında yaygın bir espri vardı: Şirket avukatlığına geçen meslektaşlarımıza “Anne olmaya / evlenmeye karar verdin galiba.” diye takılırdık. Hukuk bürosunda, çok sayıda müvekkile hizmet sunarak, oldukça yoğun bir tempoda çalıştıktan sonra, şirket içinde çalışmanın hep çok daha yavaş, monoton ve aynı işlerin tekrar tekrar yapıldığı bir döngüden ibaret olduğu algısı vardı. Nitekim pek çok şirket açısından da doğru bir tespit bu. Gelgelelim Defacto “hız” ile ön plana çıkan bir şirket. Kuruluşundan itibaren yalnızca on dört yıl geçti, pazarın en büyük ikinci oyuncusu. Hiçbir zaman hiçbir konuda “Tamam çok güzel, yeterli.” demeden hep yeni fikirlerin olduğu bir yer. Genel merkezde yaş ortalaması 25 olan yaklaşık 1.500 kişi ile birlikte dinamik bir ortamda çalışıyoruz. Haliyle bu oldukça yoğun bir tempo, her gün yeni projeler, yepyeni deneyimler demek. Bunun en büyük artısı, her gün yeni bir şeyler öğrenmek. Bu şirkette çalışmaya başlayana kadar yalnızca hukuki bilgisi olan bir avukattım. Aradan geçen üç yılda, hem şirketin imkanları ile MBA yüksek lisansı yaptım, hem de gündelik operasyonlara yakın olarak, tekstil sektörü ve perakendecilik hakkında çok şey öğrendim.

Bu sektörde dikkatinizi çeken en ilginç moda hukuku davası nedir?

Bu alandaki uyuşmazlıkların hepsi oldukça dikkat çekici. Üstelik de yalnızca tasarımların kopyalanması ile de sınırlı değil bu uyuşmazlıklar. Biliyorsunuzdur bir moda markasının billboardları geçen ay sosyal medyada epeyce konuşuldu. Bir kazak reklamıydı ve fotoğrafın üzerine “Kazak X TL” yazıyordu. Ancak fotoğraftaki modelin de Kazak kökenli olması, reklamın ırkçılık eleştirilerine maruz kalmasına neden oldu.

View this post on Instagram

Son dönemde sokakta en çok gördüğümüz trendlerden biri de rugan deri. Özellikle siyah rugan pantolon ve etek son zamanların öne çıkan parçalarından. Peki, rugan deriye İngilizcede neden “patent leather” denildiğini biliyor musunuz? ⬛️1793 yılında Birmingham şehrinde oturan Mr. Hand isminde biri, İngiliz The Bee mecmuasında “Hand’s Patent Leather” isimli makalede derinin parlamasını sağlayan bir işlem için “patent” aldığını yazdı. Bu işlemin patent ofisi tarafından tanınması, söz konusu deriye “patent” isminin verilmesini sağladı. Bu tarihten sonra ise rugan deri önce İngiltere’de sonra global çapta “patent akımına” yol açtı. ⚫️1799 yılında, mucit Edmund Prior tüm derileri boyayıp renklendiren bir method için patent aldı. ⬛️1805 yılında, mucit Charles Mollersten, deriye parlaklık veren kimyasal bir işlem için patent aldı. ⚫️1818 yılında, Seth Boyden, Almanya’dan aldığı bir rugan deriyi inceleyerek ABD’de kendi rugan derisini icat etti. 1819 yılında Boyden sayesinde rugan derinin ticari üretimi başladı ancak Boyden rugan deri yapmak için bulduğu yöntem için hiçbir zaman patent almadı. ⬛️O tarihten günümüze kadar farklı yöntemlerle rugan deri elde edilmeye çalışılarak hukuki olarak koruma sağlamak üzere patentlendi. ⚫️Aynı zamanda söz konusu derilerle yapılan ürünler markalar tarafından tasarım tesciliyle korundu ve hala korunmaya devam ediyor. ⬛️Bununla birlikte günümüzde biyoteknoloji alanındaki gelişmelerle birlikte elde edilen bitkisel bazlı vegan deriler de patentler ile korunuyor. ⚫️Örneğin Stella McCartney, Bolt Threads laboratuvarlarıyla işbirliği yaparak Mylo adı verilen ve özel tekniklerle üretilen vegan deriyi kullanarak ikonik çantası Falabella’yı yeniden tasarladı. ⬛️Moda sektörü için şüphesiz deri önemli bir malzeme, aynı şekilde moda hukuku için de! ⚫️Bu seneki LeShow Deri Fuarı’nda biz de yer alacağız. Enstitümüz hakkında bilgi almak ve bizimle tanışmak isteyenleri bekleriz! @leshowistanbul

A post shared by Fashion Law Institute Istanbul (@fashionlawinstitutetr) on

  • Selen 1

Av. Işıl Selen Denemeç Söyleşisi

Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

2012 Bilkent Hukuk mezunuyum. Lisans öğrenimim boyunca her yaz farklı bir ülkede staj yaparak değişik deneyimler kazanmaya çalıştım. Mezun olduktan sonra avukatlık stajımı Çakmak Avukatlık Bürosu’nda tamamladım. Staj döneminde spesifik bir alana yoğunlaşmayıp hukuk uygulamasına ilişkin genel bir fikir edinmeyi tercih ettim. Sanatın hayatımda kapladığı yer çok büyük olduğundan, staj sürecinde ve sonrasında hukukun sanatla en iç içe olduğu alanı seçmenin benim için daha uygun olacağına karar verdim. Avukatlık ruhsatımı aldıktan bir süre sonra fikri mülkiyet alanında isim yapmış bir üniversite olan UC Berkeley’e master için kabul aldım. Tamamen fikri mülkiyet ve teknoloji konularında dersler alarak programı tamamladım. Program sonrası birkaç aylığına yine Kaliforniya’daki başka bir üniversitede görev yapan bir profesörün çalışmalarına yardımcı olmak üzere araştırma görevlisi olarak çalıştım. Daha sonra Las Vegas’taki bir hukuk bürosunda “IP Law Clerk” olarak çalıştım. Buradaki tecrübemi çok önemsiyorum çünkü bana Amerikan fikri mülkiyet sistemini uygulamayla pekiştirme fırsatı tanıdı. Türkiye’ye dönmeden önce Santa Clara Üniversitesi’nin Almanya’da düzenlediği yaz okulu programında Türkiye’de fikri mülkiyet hukukunu anlattım. Yaklaşık 2 sene önce de Türkiye’ye döndüm. Şu anda TÜBİTAK Teknoloji Transfer Ofisi bünyesinde yine fikri mülkiyet hukuku alanında, özellikle teknoloji transferi ve lisans sözleşmelerine yönelik olarak çalışıyorum. Bir yandan da yeni kurduğumuz Uluslararası Hukuk, Yatırımlar Ve Kalkınma Derneği’nin çalışmalarını sürdürüyoruz.

 Berkeley’de hukuk alanında master yapmak size neler kazandırdı? ABD’de master’ı tavsiye eder misiniz?

Bu sorunun cevabının birkaç ayağı var. Öncelikle konumuna değineyim; Berkeley, San Francisco Körfezi’ndeki yaklaşık 123 bin nüfuslu bir şehir. Öte yandan, teknoloji devlerinin bulunduğu Silikon Vadisi’nde yer alıyor. Berkeley nispeten küçük bir öğrenci şehri ancak Amerika’nın en büyük şehirlerinden biri olan San Francisco yaklaşık yarım saatlik bir metro seyahati uzağında. Buna ek olarak, doğasıyla olsun, kültürel aktiviteleriyle olsun, Körfez Bölgesi’nde hem kendini geliştirmek hem de eğlenmek için yapacak çok şey var. Bunları sizinle keşfetmeye hazır sınıf arkadaşlarınız olacak. Berkeley’de tanıştığım arkadaşlarımdan bazıları hayat boyu dostum oldu ve bunun için gerçekten çok mutluyum.

Kişisel gelişim yönünden yaklaşacak olursak, 1960’larda San Francisco’da doğup yaygınlaşan hippi kültürünün Berkeley geneline de sindiğini görüyorsunuz; hem hayat tarzı hem hayata özgürlükçü, muhalif ve eşitlikçi yaklaşım bakımından. Bu, orada uzun süre kaldığınızda hayata ve insan ilişkilerine bakışınızı yeniden değerlendirmeye sizi teşvik ediyor. Bununla birlikte, bu bölgenin Silikon Vadisi’nde olması ve dünyanın en iyi üniversitelerinden bazılarının bu bölgede yer alması nedeniyle eğitim düzeyi yüksek. Özellikle kampüste bunu net bir şekilde hissedebiliyorsunuz. Çevrenizde seçme hocalar ve öğrenciler gördükçe araştırma ve öğrenmeye motivasyonunuz artıyor. Berkeley, dünyanın en çok Nobel Ödülü çıkarmış üniversitelerinden biri, hatta Nobel Ödülü kazanmış kişilere ayırdığı özel park yerleri bile var. Açıkladığım sebeplerle Berkeley’de master yapmanın sizi sadece akademik yönden değil kişisel olarak da geliştireceğini düşünüyorum.

Berkeley, özellikle fikri mülkiyet ve teknoloji alanında master yapmak için ideal bir üniversite. Çok değerli hocalardan çok spesifik dersler alabiliyorsunuz. Örneğin derslerimden biri “video oyunu hukuku” idi. Çok eğlenceli geçtiğini söylemeye gerek bile yok. Derste video oyunlarına ilişkin olarak hem telif hakları, hem marka, hem de patent alanlarında verilmiş mahkeme kararlarını inceledik. Üniversite bilindik ve prestijli olduğu için okula çok değerli konuşmacılar da geliyor. Bunları takip etmek ve katılım sağlamak elbette sizin çabanızla alakalı. Bir başka önemli nokta, hocaların sizi meslektaşı olarak görmesi, ulaşılabilir olmaları ve derslerde tartışmaları teşvik etmeleri. Derslerdeki tartışmalar sırasında farklı ülkelerdeki uygulamalardan haberdar olma fırsatınız oluyor. Dediğim gibi, hukukta 2+2 her zaman 4 etmeyebiliyor. Alıştığımız ezberci yaklaşıma orada aldığım derslerde rastlamadım. Hukuk gibi bir alan için de olması gereken bu zaten. Buna ek olarak, kampüs doğayla iç içe ve çok güzel. Doğa yürüyüşü yapabileceğiniz ağaçlık tepeler var. Spor salonu, sağlık merkezi, sınıflar gibi olanakları da oldukça iyi. Hiç unutmuyorum, Hukuk Fakültesi kütüphanesinin cam tavanı, kütüphaneye ilk girişimde beni çok etkilemişti.  

ABD’de hukuk master’ı (LL.M.) yapmanın birçok avantajı var. Bunlardan belki de en önemlisi size yadsınamayacak bir uluslararası çevre kazandırması. Gözlemlediğim kadarıyla ABD’deki LL.M. programlarının en önemsedikleri hususlardan biri bu. Master sonrası 40 ülkeden meslektaşıma ulaşabilecek bir çevrem oldu. Bu oldukça önemli bir kazanım. Buna ek olarak LL.M., kariyer yaparken ihtiyacınız olan etiketi size sağlıyor. Bir başka artısı da dil. Günümüzde hemen herkes iyi İngilizce konuşabiliyor ama ABD’de master yaptığınızda kaçınılmaz olarak mesleki İngilizcenizi de geliştirmiş oluyorsunuz. Son değinmek istediğim avantaj da, uzmanlaştığınız alanı başka bir hukuk sistemiyle karşılaştırmalı şekilde irdeleyebilme şansı tanıması. Ancak bunları bir kazanım olarak görüp görmemek biraz da kariyerinizden beklentilerinize göre değişir. Çok fazla uluslararası iş yapmayı düşünmüyorsanız veya günlük işler alarak avukatlık yapmayı düşünüyorsanız bu programa ödeyeceğiniz paranın karşılığını en azından kariyer anlamında alamayabilirsiniz. Bununla birlikte, akademik veya iş alanında kariyer yapmak, uluslararası işler yürütmek gibi hedefleriniz varsa ABD’de master seçeneğini değerlendirmenizi öneririm. Tekrar fikri mülkiyet özeline inecek olursam, ABD; serbest piyasa ekonomisinin en iyi işlediği ülkelerden biri. Buna bağlı olarak fikri mülkiyet sistemi de oldukça sağlam. Fikri mülkiyete ABD yaklaşımını öğrenmek bu nedenle ayrıca değerli.

Amerika’daki ve Türkiye’deki moda hukukunu karşılaştırırsak, sizce en büyük benzerlik ve farklılık ne olur?

Aklıma ilk gelen farklılık, ödenen tazminatlar. Medyaya işin magazin boyutu yansıyor, haberlerde çok büyük rakamlar görüyoruz. Bizim hukuk sistemimiz de toplumsal yapımız da buna izin vermediğinden bu rakamları Türkiye’de göreceğimizi zannetmiyorum. En azından şimdiki sistemde. Benzerlik olarak da moda ürünlerinin en kolay ve etkin marka üzerinden korunabilmesi. Tasarım ve telif haklarının sınırları iki sistemde de markaya göre daha belirsiz.

Moda hukuku kapsamında ilginizi en çok çeken ve sizi şaşırtan dava ya da uygulama ne oldu?

Moda tasarımlarının korunması çok işlevsel olmuyor, çünkü siz tasarımı yaptıktan sonra o tasarım tescillenene kadar sezon geçiyor ve o tasarım eskiyor. Alexander Wang bunun önüne geçebilmek için birkaç değişik zımba tasarımı yapıyor ve bunları tescilletiyor. Bu zımbaları çantalar, ayakkabılar, mont ve ceketler üzerinde kullanıyor. Derslerde de bu örneği veriyorum, çünkü bence tam bir kıvrak zeka örneği.

Moda Hukuku Enstitüsü’nde verdiğiniz dersler kapsamında en çok hangi konular üzerinde duruyorsunuz?

Marka ve tasarımlar moda hukukunu en yakından ilgilendiren alanlardan ikisi. Ben de derslerde ağırlıklı olarak bu konular üzerinde duruyorum. Fikri mülkiyet evrenindeki alt kümelerin çok keskin hatlarla birbirinden ayrılmış olduğunu düşünmenin yanlış olduğunu her derste vurguluyorum. Örneğin, telif haklarına yönelik bir detay, bir tasarım davasının seyrini değiştirecek güçte olabilir. Bu nedenle fikri mülkiyeti bir bütün olarak özümsemenin çok önemli olduğunu mutlaka öğrencilere vermeye çalışıyorum. Bunu örnekler üzerinden açıkladıktan sonra hem Türkiye’deki hem de Amerika’daki sistemi ve uygulamayı karşılaştırmalı olarak anlatarak başlıyoruz. ABD’de tescilli olan tasarımlardan örnekler inceliyoruz. Bir tasarım tescil belgesinin nasıl okunacağına, neyin ne anlama geldiğine değindikten sonra tescil belgesinin üzerindeki İngilizce terimlerin Türkçe karşılıklarını da öğretiyorum.

Öğrenciler sistemin temelini anladıktan sonra da vaka analizi kısmına geçiyoruz. Bu kısımda gerçek bir davayı inceliyoruz. Sınıf mevcuduna göre bir grup davalı, bir grup da davacı oluyor ve argümanlarını savunuyorlar. Eğer sınıf biraz daha küçükse daha çok zaman kaldığından iki grup da hem davacı hem davalı olarak argümanlarını ortaya koyabiliyor. İki grup da görüşlerini tartıştıktan sonra öğrencilere neye ikna olduklarını soruyorum. Her derste farklı bir görüş baskın çıkıyor, bu da beni çok mutlu ediyor aslında. Çünkü öğrencilere kendi görüşümü empoze etmeden ya da onları yönlendirmeden dersi anlattığımın ve onlara kendi pencerelerini açmayı öğretebildiğimin geri dönüşü oluyor bu. Hukukta gerçekler kadar gerçeğin nasıl işlendiği ve savunulduğu da önemli. 2+2 her zaman 4 olmayabiliyor. Hele de fikri mülkiyet gibi bir alanda. Farklı gruplarda farklı görüşlerin baskın çıkması da bunun sağlaması bir yerde. Dersleri mümkün olduğunca interaktif ve eğlenceli işlemeye çalışıyorum çünkü fikri mülkiyet yaratıcılığın hukukla kesişimi; asla sıkıcı olmamalı.

Moda hukukunun geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Hukuk dinamik bir olgu. Hukukun her alanı yeni şartlara göre değişiyor ve gelişiyor ama bunu hukukun bazı alanlarında daha da çok hissediyorsunuz. Fikri mülkiyetle teknoloji çok sıkı bir bağ içinde. Birkaç sene önce neredeyse adını bile duymadığımız “yapay zeka”, “artırılmış gerçeklik”, “blokzincir”, “drone” gibi kavramları bugün günlük sohbetlerimiz içinde tartışır olduk. Teknoloji bir okyanus ise, Bitcoin’e yatırım yapmayı düşünen bakkallardan tutun, Facebook’ta fotoğraf paylaşan anneannelere, herkes bu suyun kıyısında olsun derininde olsun bir yerlerinde yüzüyor. Dünyamız ciddi anlamda değişiyor. Bilimkurgu filmlerinde izlediğimiz sahnelerin içinde yaşıyor olmamıza az kaldı. Çok değil, birkaç sene içinde otonom araçları sokaklarda göreceğiz mesela.

Hukuk diğer her şey gibi, hayatımıza birden giriveren yeni teknolojileri de düzenlemek durumunda. Günümüzde yapay zekanın haksız fiil sorumluluğu tartışılıyor mesela. Çok yakında Medeni Kanun’da gerçek kişi ve tüzel kişi ifadelerine ek olarak “elektronik kişi” kavramını görebiliriz. Teknolojinin fikri mülkiyetle olan yakın ilişkisi nedeniyle de fikri mülkiyet hukukun en dinamik alanlarından biri. Moda hukuku da fikri mülkiyetle çok yakın bir ilişkide. Nanoteknolojik kumaşlar, dijital panolu çantalar, 3D yazıcı çıktısı moda ürünleri, giyilebilir teknolojiler, yeni kumaş boyama ve kesim teknolojileri… Bu alandaysanız kendinizi güncel tutmak için özen ve çaba göstermeniz gereklidir. Özet olarak, birçok kişi gibi ben de moda hukukuna verilen önemin ve bu niş alanda uzmanlaşmış hukukçulara olan ihtiyacın gitgide artacağını öngörüyorum.

 

https://www.instagram.com/p/Bnq0OV8jMtn/?taken-by=fashionlawinstitutetr

Bu ayakkabıya iyi bakın. Bu model, iki moda markası için oldukça zorlu bir dava sürecine neden oldu. Ysl geçtiğimiz yıl Steve Madden’a dava açmış ve Ysl Tribute Heels modelini taklit ettiğini iddia etmişti. Tescilli Tribute Heels modelinin tasarımı, Steve Madden tarafından hem topuklu ayakkabı olarak Kananda modelinde hem de terlik olarak Sicily modelinde kullanılmştı. Mahkeme Ysl’i haklı bulmuş ve Steve Madden’a ilgili ürünleri piyasadan toplatma emri vermişti. Steve Madden, 2017 yılında Kananda modelini piyasadan toplattı ancak Sicily terlik modeli hala belirli dağıtımcılarda bulunduğundan Ysl, söz konusu terliği satan Steve Madden’in en az 13 distribütörüne ihbarname göndererek söz konusu terliğin satışının derhal durdurulması gerektiğini belirtti. Bunun üzerine Steve Madden geçtiğimiz günlerde, Ysl’e New York’ta dava açarak Fransız modaevinin, haksız müdahalelerde bulunduğunu ve haksız ticaret uygulamaları yoluyla “meşru rekabeti engellemeye” teşebbüs ettiğini iddia etti. —————————————————————————— Look closely at this shoe. This model led to a very challenging litigation process between two fashion brands. Last year, Ysl sued Steve Madden and claimed that he imitated the Ysl Tribute Heels model. The design of the registered Tribute Heels model was used by Steve Madden both in the Kananda model as a heeled shoe and in the Sicily model as a slipper. The court found right Ysl and ordered Steve Madden to recall related products from the market. Steve Madden stop selling the Kananda model in 2017, but beacause the Sicily slipper model was still in certain distributors, Ysl sent cease and desist letters to least 13 distributors. That’s why Steve Madden has recently filed a lawsuit in New York, alleging that the French fashion house attempted to "prevent legitimate competition" through unfair trade practices.

A post shared by Fashion Law Institute Istanbul (@fashionlawinstitutetr) on


Zara v Diesel

Diesel, Maison Margiela, Marni ve Viktor & Rolf'un ana şirketi olan OTB Group, Zara'nın ana şirketi Inditex’e Milano'da dava açtı. OTB Group’un şikayetine göre Zara, Diesel’in Skinzee-SP modeli pantolonunun ve Marni’nin Fussbett adlı ayakkabısının taklitlerini satıyordu. OTB Group, bu eylemlerin Avrupa Birliği mevzuatı kapsamında fikri ve sınai mülkiyet kanununun ihlali anlamına geldiğini belirtti. Zira OTB, Diesel markasının Skinzee-SP kot tasarımını AB’de tescil ile koruyor; Marni markasının Fussbett sandaletleri için tescili yok ancak AB mevzuatı kapsamında söz konusu model tescilsiz olsa dahi korunuyor. Bu duruma karşılık olarak, Zara mahkemede, Diesel’ın Skinzee-SP kot pantolon tasarımının tescil edilecek kadar ayırt edici bir niteliğe sahip olmadığını ve Marni’nin Fussbett sandaletinin kendi sattıkları sandalete kıyasla malzeme açısından çok farklı olduğu iddia etti. Zara'nın bir diğer enterasan savunması ise tazminat konusunda oldu. Zara, şirket merkezlerinin Milano, İtalya’da bulunmadığını belirtti ve bir İspanyol şirketi oldukları için Milano Mahkemesi'nin kendilerini tazminat ödemek için zorlayamayacağını savundu.  Ancak yargıç, Zara’nın aleyhine karar verdi. Inditex’in en kısa sürede söz konusu ürünleri piyasadan toplatmasına ya da mahkemenin ihtiyati tedbir koydurduğu pazardaki her ürün için 235 $ ödemesine karar verdi.

A post shared by Fashion Law Institute Istanbul (@fashionlawinstitutetr) on


  • KAPAK Moda Hukuku Gazetesi No.21 – AĞUSTOS 2018 (2)

Moda Hukuku Gazetesi Ağustos 2018

Moda Hukuku Gazetesi’nin 21. sayısında, Dilara Fındıkoğlu’nun taklitçilikle suçlanmasını, Versace ile Versace 1969 arasındaki hukuki husumeti, Gucci’nin telefon kılıf tasarımının çalıntı olduğu iddiasını, doğal kozmetik ürünlerin ne kadar “doğal” olduğuyla ilgili analizimizi ve özellikle lüks moda markalarının ve moda okullarının milyar dolarlık yatırımlarını yaptıkları yer Miami’de, moda hukuku alanında avukatlık yapan Greenberg Traurig Hukuk Bürosu partnerlerinden Av. Danielle Garbo ile keyifli söyleşimizi okuyabilirsiniz.

MODA HUKUKU GAZETESİ

  • Danielle Garno Indulge 2-min
  • Danielle Garno Indulge 1-min

Q&A from Greenberg Traurıı Shareholder Danıelle Garno.

Could you please introduce yourself and talk about your fashion law carrier path?

At Greenberg Traurig, I represent fashion clients and companies of all sizes – from start-ups to multi-national, global brands – helping them navigate legal issues and counseling them on growing and sustaining a successful brand.  I focus my practice on issues faced by the fashion community, including startup phase and commercial advice, intellectual property – such as trademark and copyright infringement, social media marketing, advertising, and anti-counterfeiting, as well as employment and general business litigation. I started my fashion law career path as a young associate representing global brands in anti-counterfeiting matters and going on raids with law enforcement. It was such a rewarding experience for me to be able to mix the practice of law with my love of fashion.

As we know, Miami is investing more and more in fashion. Miami Design District is really important now, also one of the best fashion schools in the world, Instituto Marangoni is about to open their first US school in Miami. In this context, what is the importance of fashion law in Miami?

With important design schools like Instituto Marangoni and Miami International University of Art & Design (MIU), it is now even more important for us to retain talent here in South Florida. With the influx of creative talent and designers, there will be a growing demand for lawyers and professionals who understand the business of fashion and can provide guidance to help clients navigate the fashion industry in order to avoid potential problems.

When practicing fashion law in Miami, do they need your legal expert opinion in fashion law cases in Europe or in other countries?

As a fashion lawyer, it is always important for me to stay abreast of important issues and fashion-related cases that can have a national or global impact on the fashion industry. Because Greenberg Traurig is a global firm, we have resources worldwide that can assist clients regardless of where their company is based. We work very closely with our team and pull in all resources to help ensure the best outcome for our clients.

 As a fashion lawyer, what is the most interesting case that you have ever had?

One of the most interesting cases I worked on was a counterfeiting case where we executed a civil seizure order that affected several locations on both the west and east coast. We had to schedule and synchronize with local law enforcement to go into each location simultaneously. Everyone had to be synchronized to ensure that funds were not transferred before our arrival. It turned out to be one of the largest judgements in a counterfeiting case at the time and we were able to secure a good outcome for our client.

What do you think about fashion law and its development in the world?

It is necessary for fashion lawyers to understand the industry and how the business side operates in order to best assist clients. This has become more of a niche industry practice and we have to secure and protect our clients. Creative minds work much differently than business people and they need fashion lawyers to help protect their talent, designs and hard work.

What is your advice to fashion lawyers and students?

My advice to fashion lawyers and students is to become a really good technical lawyer, whether your focus is litigation, intellectual property or another specialty. If you want to become a fashion lawyer, you really need to understand the business of fashion. It is also important to surround yourself with other professionals who know about key issues that affect the industry, such as immigration, trade and customs, and labor and employment.

 

  • PHOTO-2018-06-19-10-52-48
  • PHOTO-2018-06-19-10-52-49_1
  • Screenshot_20180612-165953_1

Değişim Programı Öğrencilerimizden Revna Cebeci’nin Fashion Law Institute Spain Gözlemleri

1. Bize biraz kendinden bahseder misin?
Adım Revna Cebeci. Bilkent Lisesi mezunuyum. Şuanda Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. Sınıf öğrencisiyim. 

2. Moda hukukuyla nasıl tanıştın?
Aslında Moda Hukuku ile tanışmam, modaya olan ilgime dayanıyor. Küçüklüğümden beri hep hukuk okumak istemiştim, aynı zamanda modaya karşı da yoğun bir ilgim vardı. Hukuk okuduğum sırada da modayı bir hobinin ötesinde hayatımda tutmak istedim. Hukuk ve moda nasıl bir araya gelebilir diye düşünüp araştırırken karşıma Moda Hukuku çıktı. Üniversiteye başlar başlamaz Moda Hukuku Enstitüsüyle iletişime geçip eğitimlere katılarak Moda Hukuku ile tam anlamda tanışmış oldum. 

3. Katıldığın Moda Hukuku 101 ve 201 Eğitimleri ile Moda Hukuku Vaka Çalışmaları yararlı oldu mu?
Tabi ki. Moda Hukukunu bu eğitimler sayesinde, temelden başlayarak, moda hukukunun doğuşunu, gelişimini ve uygulama alanlarını öğrendim. Bunun yanında, moda hukuku dava ve emsal kararlarla da gelişen bir alan olduğundan, özellikle vaka çalışmalarında karar incelemeleri yapmak ve benzer olaylar çözmek işleyişi anlamam açısından çok yararlı oldu. 

4. Okulda gördüğün dersler ile enstitüde aldığın eğitim arasında fark var mıydı? Birbirini tamamladı mı?
Okulun ve enstitünün birbirini tamamlayan nitelikte olduğunu söylemek daha doğru olacaktır. Okulda birçok hukuk alanını temelinden başlayarak öğreniyor ve her hukukçu için vazgeçilmez olan eğitimi alıyoruz. Ancak ben Moda hukukunun çok daha farklı ve özel bir alan olduğuna inanıyorum. Hukukun yanı sıra moda sektörüne dair de bilgi, bakış açısı ve öngörü gerektiriyor. Bu sebeple Moda Hukukunu anlamak için enstitüde alınan eğitimler de şart.

5. Moda Hukuku Enstitüleri arasındaki değişim programına katıldın. Şimdi Madrid’te stajdasın, bize edindiğin deneyimlerden bahsedebilir misin?
Burada, İspanya Moda Hukuku Enstitüsü’nün projelerine katkıda bulunma fırsatım oldu. Enstitünün yeni projelerinden biri, uluslararası alandaki Moda Hukuku enstitülerini ve bu alanda eğitim veren benzer kuruluşları bir “network” altında toplayarak ortak projeler yapmak. Bu bağlamda birçok araştırma yaptım. Ve gördüğüm kadarıyla ülkelerde bazı farklı uygulamalar olsa da, Moda Hukuku aslında temel ve amaç yönlerinden ortak. Bu yüzden yapılacak ortak projeler sektörün daha hızlı gelişmesi için yararlı olacaktır. 

Buna ek olarak, moda sektöründe teknolojinin kullanımı ve bunun moda hukukuna etkileri üzerine de araştırma yaparak bir araştırma yazısı yazdım. 
Aynı zamanda, İspanya merkezli olup uluslararası pazarlarda da boy gösteren önemli markaları ziyaret ettik. Markaların, Temmuz ayında Madrid’de gerçekleşecek Mercedes-Benz Fashion Week hazırlıklarını ve bundan kaynaklanan yoğunluklarını gözlemleme şansım oldu.

6. Senin gibi hukuk stajını Avrupa’da yapmak isteyen öğrencilere tavsiyelerin nelerdir?
Öncelikle fırsatı olanlara böyle bir deneyimi kesinlikle tavsiye ediyorum. Modanın tarihine bakıldığında, köklerinin Avrupa’ya dayandığını görüyoruz. Bu yüzden markaları doğdukları yerde görmek bence çok önemli. Aynı zamanda, staj icin Avrupa’da bulunacak öğrencilere en önemli tavsiyem gözlem. Ben insanların normal yaşantılarını gözlemleyerek, modanın sokakta nasıl var olduğunu incelemeye çalıştım. Bu sayede Avrupa kültürünü, modanın Avrupalılar üzerindeki izlerini anlamak mümkün oluyor.

Moda Yönetimi 101 ve 201 Eğitim Programı

Moda sektörünü ve yönetim stratejilerini daha yakından tanımak ve deneyimlemek isteyen katılımcılara özel olarak tasarlanmış “Moda Yönetimi 101 ve 201 Eğitim Programı” kapsamında moda sektöründeki analiz, strateji, konsept geliştirme ve pazarlama dahil olmak üzere tüm yönetimsel aktiviteler teorik ve pratik olarak katılımcılara aktarılacaktır. Program süresince yurt dışı ve yurt içindeki sektör profesyonelleri konuk konuşmacı olarak ağırlanarak moda sektöründeki bilgi ve tecrübelerini katılımcılarla paylaşacaklardır. Program sonunda katılımcılar kendi moda markalarını yaratabileceklerdir.

Moda Yönetimi 101’i tamamlayan ya da hali hazırda girişimini büyütmek isteyen kişilere yönelik olarak hazırlanan Moda Yönetimi 201 kapsamında ise, temel hukuk ve şirket kurulumundan, finansal planlamaya, satış ve pazarlama stratejilerinden yurt dışına açılma stratejilerine kadar birçok konu detaylı olarak uzmanlar tarafından uygulamalı olarak katılımcılarla paylaşılacaktır.

  • IMG_8256

GİRAY SEPİN SÖYLEŞİSİ

Bize kariyer yolculuğunuzdan ve Giray Sepin markasından bahsedebilir misiniz? 

Kendimi tanımaya başladığım andan itibaren hep sanatla ilgili bir şey yapmayı düşünüyordum. Bu yüzden lise eğitimimi o dönem yeni açılan Cağaloğlu Anadolu Moda Tasarımı Meslek Lisesi’nde aldım. Sonra da Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Moda ve Tekstil Tasarımı Bölümüne devam ettim.  Okuldan sonra ise Abbate’de çalışmaya başladım. Ümit Ünal o zaman markanın kreatif direktörüydü.   Şu an sektörde söz sahibi tasarımcılardan oluşan güzel bir ekiple birlikte çalışma şansım oldu. Dolayısı ile hem önemli bir iş tecrübesi kazanmış, hem de estetik anlamda bana çok şey kattan profesyonel bir başlangıç yapmış oldum. Çalışmaya devam ederken 2004 yılındaki Koza yarışmasına katıldım ve ikinci oldum. Ödül olarak aldığım bursla Floransa’ya giderek Polimoda International Institute Master Advanced programına başladım. Ağustos 2006’da bu eğitimimi tamamlayıp İstanbul’a dönmem ile birlikte Mudo Collection Erkek koleksiyon tasarımcısı olarak çalışmaya başladım.

Uzun yıllar sektörde erkeklere yönelik son derece ticari işler, coğunluğa hitap eden koleksiyonlar yaptıktan sonra, Giray Sepin markasıyla yeni, daha kişisel bir stil anlayışı yaratmak istedim.

Markamın ve sunduğum stilin temelinde yaşadığım coğrafyadaki çok kültürlülüğün izleri var. Geleneksel referansları çağdaş bir bakış açısıyla yorumlamaktan keyif alıyorum. Geçmiş – gelecek,  tasarım – fonksiyonla birleşiyor.   Formlarla oynamayı, farklı katmanları bir araya getirmeyi ve bu katmanlar sayesinde yeni hikayeler anlatmayı seviyorum.

Cinsiyet ayırımı yapmadan; ön yargılarından arınmış, etrafta bulunanın dışında farklı ürünler arayan; giydiği şeyle eğlenebilen, cesur, stil ve zevk sahibi herkes Giray Sepin’de bir şeyler bulabilir.

Hem Mudo Collection Erkek Tasarım Danışmanı olarak çalışmakta hem de bir yandan kendi markanızın yönetimini yapmaktasınız. Her ikisini birlikte nasıl yürütüyorsunuz?

Yıllardır edindiğim tecrübe bana zamanımı iyi kullanmayı öğretti. İşin püf noktasının bu olduğunu düşünüyorum.

Mudo, köklü ve kendi stili olan bir marka. Dolayısı ile ekip olarak o stili bozmadan markayı yine de farklı bir yere taşıyacak koleksiyonlar çıkarmak için çalışıyoruz. Elimizde markanın kültürüyle edindiğiniz geçmiş veriler, pazarın beklentileri ve güncel moda trendleri var. Bunları doğru şekilde bir araya getirecek tecrübeye sahip olduğunuzda başarılı bir sonuca ulaşıyorsunuz.  Bu da sizi yeni serüvenler için motive ediyor.

Kendi koleksiyonlarımda  sınırlarımı kendim belirliyorum ve nispeten özgürce nefes alabildiğim bir alan yaratıyorum… Risk ve sorumluluğu tek başıma alıyorum. Karşıma çıkan her probleme çözüm bularak sürekli öğrenmeye devam ediyorum.

İşinizi heyacanını kaybetmeden, doğru yönde programlayarak yaptığınızda başka alanlara da zaman ayırabiliyorsunuz. İki yıla yakın bir süredir bu zamanı Istanbul Moda Akademisinde vermeye devam ettiğim derslere ayırıyorum.

Türkiye’deki hem tasarımcı hem de perakende moda markalarının yönetim stratejilerini ve koleksiyonlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Uluslararası alanda güçlü olan markaların pazara girişiyle artan rekabet ortamının Türk marka ve tasarımcılarını da kurumsal bir bakış açısı kazanmaya teşvik ettiğini düşünüyorum. Bu rekabet sayesinde daha yeni, güncel ve zamana ayak uyduran stratejiler geliştirmek kaçınılmaz oluyor. Çünkü artık her şey çok daha hızlı ve kesinlikle çabuk tüketiliyor!  Türk markaları bu değişimin gerisinde kalmamak için yeni fikirlere eskisinden daha fazla ihtiyacı olduğunu fark etti.  Tasarım ve kreatif  danışmanlık algısı yenilendi, marka tasarımcı işbirlikleri çoğaldı.  Koleksiyonlardaki PR ürünleri artık çok daha güncel.

Öte yandan, perakendenin kuralları gelişen teknolojik imkanlarla neredeyse baştan yazılıyor. Tüm markalar çevrim içi varlıklarını ve bu alanda sundukları deneyimi- hizmeti geliştirerek  değişme hevesindeler.

Markalar farklılaşabilecekleri bir alan, bir özellik bularak  hedef kitlelerine ulaşmaya çalışıyor. El işçiliği, sportif yaşam geri dönüşüm sosyal sorumlu duruş vb. Yönetim anlayışları da bu doğrultuda dijitalleşiyor.  Tasarımcılar da fiziki mağazalara sahip olmanın ya da var olan mağazalarda ürünleriyle bulunmaktan daha çok sosyal platformlar üzerinden tüketicisine ulaşmaya çalışıyorlar.

Sizce global anlamda moda sektörünün dinamikleri değişti mi? Tüketiciler trendi eskisi kadar sıkı takip ediyorlar mı?

Modanın kendisi kadar hızlı olmasa da endüstri içinde değişimler oluyor tabii. Tom Ford ve Burberry ile popülerleşen Shop The Show kavramı bu değişimde ilk aklıma gelen örneklerden.  Büyük markaların erkek kadın koleksiyonlarını aynı defile ile sunmaya başlaması sektörün bütçelerini kısmasıyla ilgili önemli ayrıntılardan bence.  Doğaya duyarlı geri dönüşüme uygun üretim sistemlerinin geliştirilmesi ve tüketim hızının karşısında duran ‘slow fashion’ markalarının artmaya başlaması kayda değer değişimlerden. ‘Modest Fashion’ olarak adlandırılan yeni akım tasarımcı ve markaların artışı da sektörde farklı alanların açıldığını gösteriyor. Trendlerin takibi de değişim hızına paralel hızlanmış gibi görünse de farklı gruplara göre değişiklik gösteriyor.  Doğru tahmin yürütebilmek  için spesifik bir grup üzerinden incelemek gerekli.

Mesleğiniz gereği hiç hukuki bir meseleyle uğraşmak zorunda kaldınız mı?

Henüz olmadı. Umarım gelecekte de olmaz

ModaHukuku’yla ya da Moda Hukuku Enstitüsü’yle nasıl tanıştınız? 

İlk kez, İstanbul Fashion Incube tasarımcıları için verilen bir eğitimde bir araya gelmiştik.

Counterfeıt Culture, South Korea

Özellikle sokak modasıyla ilgili yaptığı haberlerle bilinen Highsnobiety bu kez Güney Kore’deki taklit giyim ürünleri pazarının belgeselini çekti. Counterfeit Culture isimli belgeselde paylaşılan bilgilere göre Güney Kore dünyanın en zengin 14. ülkesi ve Seoul dünyanın en zengin 5. şehri. Güney Kore’nin genç jenerasyonu ise sokak kültürüne ve global trendlere oldukça düşkün, bu da özellikle Off White, Champions gibi streetwear markalarının Güney Kore’de sıkça taklit edilmesine yol açıyor. Uluslararası Ticari Markalar Derneği ve Uluslararası Ticaret Odası raporuna göre, sahte ürünlerin en büyük üreticileri arasında yer alan Çin ve Güney Kore’nin ürettiği ürünler sebebiyle korsanlığın küresel ekonomik değeri 2022 yılına kadar 2.3 trilyon dolara ulaşabilir. 

  • vanessa-bouchara

VANESSA BOUCHARA ile PARİS MODA SEKTÖRÜNÜN HUKUKİ YÖNÜ

“Moda endüstrisinde diğer tasarımcılardan sıyrılarak öne çıkmak oldukça zordur; hukuki koruma ise markaların ve tasarımcıların tasarladıkları ürünün orijinalliğini göstermelerini sağlayarak onların özgün olduğunu kanıtlar ve taklit edilmelerine engel olur.”

Bize kendinizden ve kariyer yolculuğunuzdan bahsedebilir misiniz?

l’Université Panthéon Assas’da hukuk lisansını ve l’Université Dauphine’de Şirketler Hukuku yüksek lisansını tamamladım. Fikri mülkiyet alanında uzmanlaşmak istediğim için, Londra Queen Mary Üniversitesi’ne giderek 1 yıl bu alanda eğitim aldım.

Ailem moda sektöründe çalıştığı için yaratıcılık içeren bir alanla mesleki bilgimi birleştirmem kolay oldu. Hukukun fikri mülkiyet alanıyla ailemin çalıştığı ve yaratıcılık odaklı bir sektörü içgüdüsel olarak bir araya getirdim. Eğitimimin ardından fikri mülkiyet alanında uzmanlaşmış bir hukuk firmasında 7 yıl boyunca çalıştım. Sonrasında kendi hukuk büromu kurdum. 12 yıldır kendi bürom Cabinet Bouchara’da avukatlık yapıyorum.

Paris’te avukat olmanın avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Avukatlık oldukça tutkulu bir meslek. Özellikle fikri ve sınaî mülkiyet alanında çalışmak ise  müvekkillerinizi yakından tanıyarak onlarla samimi olmanızı gerektiriyor. Müvekkillerimizin şirketlerini kurmalarında yardımcı oluyoruz, sonrasında da karşılaştıkları hukuki problemlere çözüm getiriyoruz. Dolayısıyla fikri mülkiyet avukatlığı kendinizi tamamen bu işe odaklamanızı ve kendinize sürekli yatırım yapmanızı gerektiren bir meslek. Bu mesleğe özel bir dezavantaj ise aklıma gelmiyor

Moda sektöründe sıkça davalarla karşılaşıyor musunuz ?

Tekstil, aksesuar, ayakkabı gibi ürünlerin dava konusu olduğu vakalarla sıklıkla karşılaşıyoruz. Bu durum, moda endüstrisinin ekonomik boyutu ve « fast fashion » kavramının ortaya çıkmasıyla da oldukça alakalı. « Fast fashion » markaları, tüketicileri moda ürünlerini satın almaya teşvik etmek ve müşterilerinin dolaplarını sıklıkla yenileyebilmeleri sağlamak için ürünlerini uygun fiyata satıyorlar. Söz konusu bu markalar zaman zaman üçüncü şahısların tasarımlarını taklit ediyorlar, bu durum da moda sektöründe anlaşmazlıklara yol açıyor.« Fast fashion » markaları dışında da moda sektöründe sıklıkla taklitçilik örnekleriyle karşılaşmaktayız. Zira günümüzde sosyal medyanın öneminin artması, taklitçiği de etkiliyor. Sosyal medya, herhangi bir bilgiye kolay ve hızlı bir şekilde ulaşılmasını sağlıyor; bu durum ise hem avantaj hem dezavantaj olarak görülüyor. Özellikle lüks sektöründeki markalar için sosyal medya, kısıtlı bir kitlenin görebildiklerini aslında herkese gösterebilmeyi sağlıyor. Örneğin son yıllarda özellikle Instagram’da fenomen haline gelen moda blogger’ları herkes tarafından takip edilen markalar ile lüks markaları karıştırarak kombinler oluşturuyorlar. Lüks segmentinde ulaşılabilir kıyafetler ve aksesuarlarla hazırladıkları post’ları sosyal medya üzerinden paylaşıyorlar. Böylece lüksün erişilmezliği bozularak, herkesin lüks parçalara ulaşabilmeleri sağlanıyor. Aynı zamanda lüks markalar da çanta, aksesuar gibi daha uygun fiyatlı ürünlerini pazarlama ve satma imkânı buluyorlar.

Bununla birlikte, lükse böylesine kolay ulaşmanın markalar için hukuki açıdan zararlı sonuçları da olabiliyor. Lüks ürünlerin görünürlüğünün artarak reklamının yapılması taklitçiliği de beraberinde getirebiliyor. Taklit ürün imal edenler, sosyal medya üzerinden gördükleri modelleri birebir üretebiliyorlar. Bu durumdan kaynaklanan vakalarla Fransa moda sektöründe oldukça fazla karşılaşıyoruz.

Fransız yasalarının moda hukuku açısından yeterli olduğunu düşünüyor musunuz ?

Fransız yasalarında moda hukuku özelinde ayrı bir düzenleme bulunmuyor ancak tüm yaratıcı disiplinlerle ilgilenen fikri mülkiyet kanunu moda hukukunu da kapsıyor. Fransız yasalarının, diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda tasarımları oldukça koruyan bir yapısı var. Ancak ortaya çıkan ve orijinal olduğu iddia edilen eserlerin özgünlüğüne bakılıp koruma konusunda karar veriliyor. Bir tasarımcı söz konusu tasarımın, kendisi tarafından ortaya çıkarıldığını kanıtladığı takdirde o tasarım üzerinde hak sahibi olabiliyor.

Sizce moda ve tekstil markaları, fikri ve sınai haklarını koruma konusunda bilinçliler mi ?

Ne yazık ki her zaman değil… Ya da fikri mülkiyete bağlı varlıklarını sadece Fransa’da koruyorlar ancak bu yeterli değil.

Moda endüstrisinde yer alan markalar aşağıdaki başlıkları dikkate almalılar.

Marka hakları:

Marka kamuoyu nezdinde tanımlanma anlamına gelmektedir. Marka, ekonomik bir değer anlamına gelebilir, özellikle moda ve tekstil sektöründeki şirketlerin değerleri marka isimleriyle ölçülebilir. Marka adının, markanın çıktığı ülkede korunması önemlidir; ancak markanın dağıtım yapıldığı her ülkede de korunması gerekmektedir.

Tasarımlar ve modeller:

Tasarım ve modeller estetik değer taşıyan yaratımları korurlar. Bu hak, farklı kıyafet modellerinin, aksesuarlarının, ayakkabıların yenilik ve özgünlük taşıması şartıyla ortaya çıkan ürünlerin koruma altına alınmasını sağlar.  Avrupa Birliği’nde tasarımcıların resmi olarak tescil işlemi gerçekleştirmelerine gerek kalmadan, topluluk tasarım ve modellerini kamuoyuna sunmalarını takip eden 3 yıl boyunca koruma altına almalarını sağlayan özel bir hak bulunmaktadır. Bu koruma türü özellikle tekstil sektöründe sıklıkla kullanılmaktadır, zira bu haktan yararlanabilmek için tasarım sahiplerinin basın ya da reklam yoluyla ürünlerini kamuoyuna sunmaları yeterli olmaktadır. Moda markalarının çıkardıkları koleksiyonlar ise döngüsel olarak değiştiğinden, defilede gösterilen modeller sunumlarının ya da pazarlamalarının yapıldığı belirli bir zamana kadar korunurlar.

Telif hakkı:

Moda endüstrisinin temel aktivitesini kıyafet ve aksesuar tasarımı oluşturmaktadır. Söz konusu bu endüstride diğer tasarımcılardan sıyrılarak öne çıkmak oldukça zordur; hukuki koruma ise markaların ve tasarımcıların tasarladıkları ürünün orijinalliğini göstermelerini sağlayarak onların özgün olduğunu kanıtlar ve taklit edilmelerine engel olur.

Lüks marka sektöründe ise, marka ihtiyaçlarını belirlemek ve doğru hukuki adımlar atabilmek için fikri mülkiyet alanında uzmanlaşan kişilerle bir an önce çalışılması çok önemlidir. Eğer markalar daha en başında özgün tasarımlarını ve ayırt edici işaretlerinin taklit edilmemesi için bir takip sistemi kurgulamazlarsa, özellikle taklit ürün yapan ve Instagram, Facebook gibi sosyal medya üzerinden satışını gerçekleştiren küçük atölyeleri kontrol edemeyebilirler.

Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku’nun gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fikri mülkiyete konu olan hukuki meseleler oldukça yeni, aynı şekilde dijital ve teknolojik gelişmeler de öyle. Özellikle moda sektöründe ya da şirketlerin ekonomilerinin fikri ve sınaî mülkiyet varlıklarına dayandığı sektörlerde, firmaların ayakta kalabilmeleri için fikri haklardan elde ettikleri varlıkları korumaları gerektiği konusu gittikçe önemli hale geliyor.

Telif hakkı, marka hakkı gibi konular göz ardı edilerek taklitçilik olağan hale gelmekte, dolayısıyla şirketlerin bu konuda aksiyon alarak en kısa sürede şirketlerini ve tasarımlarını koruma altına almaları gerekmektedir. Bu noktada moda sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin ve tasarımcıların uzman hukuk bürolarıyla çalışmaları önerilmektedir.

Pourriez-vous vous présenter et parler de votre parcours professionnel?

Je suis devenue avocate à la suite de mes études de droit à l’Université Panthéon Assas et  d’un Master 2 en droit de l’entreprise à l’Université Dauphine. J’ai ensuite choisi de me spécialiser en droit de la propriété intellectuelle en effectuant une année d’études à la Queen Mary University of London. Mes deux parents étaient dans le milieu de la mode ce qui m’a permis de me sensibiliser très tôt au milieu créatif. C’est donc très naturellement que j’ai choisi de me spécialiser en droit de la propriété intellectuelle, car cela me permettait de combiner les deux domaines qui m’intéressaient le plus : la création et le droit. J’ai tout d’abord travaillé dans un cabinet d’avocat français spécialisé en droit de la propriété intellectuelle pendant sept ans, avant de monter mon propre cabinet d’avocat il y a douze ans.

Quels sont les avantages et les inconvénients d’être avocate à Paris ?

Le métier d’avocat est passionnant et notamment le droit de la propriété intellectuelle et industrielle, car il nous permet d’être extrêmement proches de nos clients. On les accompagne depuis la création de leur entreprise, et on les aide à résoudre tous les problèmes qu’ils peuvent rencontrer par la suite. De ce fait, c’est aussi un métier très prenant qui occupe à 100% et dans lequel il faut réellement s’investir. Je ne trouve pas d’inconvénients particuliers à ce métier.

Les procès en matière de mode sont-ils fréquents ?

Les procès en matière de textile, accessoires, chaussures, etc.. sont très fréquents. Cela est lié à l’ampleur économique de l’industrie de la mode et à l’avènement de la « fast fashion ». Les marques de fast fashion proposent à la vente des produits à un prix accessible afin d’inciter le consommateur à acheter et à renouveler sa garde-robe très régulièrement. Parfois, ces marques se contentent de copier le travail créatif de tiers, ce qui génère un contentieux fourni. Indépendamment de ces marques de fast fashion, les cas de copie plus ou moins serviles sont fréquents. L’importance des réseaux sociaux dans le monde d’aujourd’hui a accru ce phénomène. En effet les réseaux sociaux ont l’avantage et l’inconvénient de donner un accès facile et rapide à n’importe quelle information. Ils permettent ainsi aux marques d’avoir une plus grande visibilité auprès d’un public moins aguerri au monde du luxe. Par exemple, le phénomène des bloggeuses de mode s’est beaucoup développé ces dernières années (surtout sur Instagram), avec la complicité des marques, qui  n’hésitent pas à fournir des pièces de luxe à celles qui sont le plus suivies. Ces pièces sont ensuite accordées avec des vêtements ou accessoires plus abordables, et postées sur les réseaux sociaux. L’accès aux pièces de luxe est ainsi facilité au grand public car désacralisé. Cela fait l’affaire des marques de luxe car il permet d’augmenter leurs ventes de certaines pièces plus accessibles telles que des sacs ou des accessoires. Cependant, cette accessibilité comporte un revers juridique très dommageable pour les marques. En effet, la visibilité  permet aux contrefacteurs de réaliser des copies serviles des produits, en s’inspirant directement de ce qu’ils ont vu sur les réseaux sociaux. Ceci crée donc un contentieux abondant en matière de mode en France.

Pensez-vous que la législation française soit suffisante en matière de droit de la mode?

Le droit de la mode et du luxe n’est qu’une partie de la matière et il n’y a pas de lois spécifiques à ce sujet en droit français mais un droit plus général de la propriété intellectuelle qui bénéficie à toutes les créations, quel qu’en soit le mérite. La loi française est assez protectrice des créateurs de mode comparée à d’autres pays. Toutefois, ce qui compte en matière de droits d’auteur sera l’originalité de l’œuvre originale revendiquée. Ce n’est que si un créateur est en mesure de justifier de l’empreinte de sa personnalité sur son œuvre, qu’il pourra être titulaire de droits.

Les marques de l’industrie de la mode et du textile sont-elles assez vigilantes sur la protection de leurs actifs de propriété intellectuelle ?

Malheureusement pas toujours… Ou elles se contentent de protéger leurs actifs de propriété intellectuelle en France, ce qui n’est pas suffisant. Les marques spécialisées dans l’industrie de la mode doivent protéger :

Leurs marques :

La marque est celle qui l’identifie à l’égard du public. Une marque est susceptible de revêtir une valeur économique significative notamment pour les entreprises dans l’industrie de la mode et du textile qui basent une grande partie de leur renommée dessus. Il est essentiel pour les marques de se protéger dans leur pays d’origine mais également partout où elles sont distribuées.

Leurs dessins et modèles :

Les dessins et modèles protège les créations esthétiques. Ce droit permet aux différents modèles de vêtements, accessoires, chaussures ou autres, de bénéficier d’une protection spécifique sous condition de nouveauté et de caractère propre ou individuel. Il existe dans l’Union Européenne un droit des dessins et modèles communautaires non enregistrés qui permet d’octroyer des droits à son titulaire une pendant trois ans à compter du jour de la divulgation du dessin ou modèle, sans qu’il n’ait formellement déposé sa création. Cette protection est très utilisée par l’industrie du textile car il suffit juste de prouver la divulgation (publication médiatique, publicité, etc..)  pour qu’elle soit effective. Les collections en matière de mode sont cycliques, et ces protections permettent donc de préserver les modèles d’une reproduction pendant un certain temps et notamment le moment de leur présentation et de leur commercialisation.

Leurs droits d’auteur :

L’industrie de la mode a pour activité principale la création de vêtements, ou d’accessoires. En matière de mode il est très difficile de se démarquer des autres créateurs surtout dans le prêt à porter ou les collections sont très souvent redondantes. C’est pourquoi la protection offerte par le droit d’auteur est très importante car elle permet aux marques qui démontrent l’originalité de leurs produits, d’en interdire la reproduction. Une marque dans le secteur de la mode et du luxe est très visible. Il faut très tôt qu’elle s’entoure des conseils d’un avocat en propriété intellectuelle afin de cibler ses besoins et de faire les bons choix juridiques. Si les marques peuvent mettre en place des surveillances pour veiller à ce que d’autres marques ne copient pas leurs signes distinctifs et droits d’auteur, il est très difficile de traquer les plus petits contrefacteurs qui sont souvent des particuliers et vendent leurs produits sur les réseaux sociaux tels qu’Instagram ou Facebook.

Que pensez-vous de l’évolution du droit de la propriété intellectuelle ?

Les problématiques posées en droit de la propriété intellectuelle sont très actuelles et d’autant plus avec l’évolution du numérique. La nécessité de protéger les actifs d’une entreprise est grandissante pour assurer sa survie économique, notamment en matière de mode ou l’essentiel de l’économie de la société est basée sur les actifs de propriété intellectuelle et industrielle. La contrefaçon se banalise, notamment en matière de droit d’auteur et droit des marques, et les entreprises doivent anticiper en optimisant leur protection le plus en amont possible. Il est très important pour cela que les créateurs fassent appel à un cabinet spécialisé pour se prémunir des différentes atteintes.

Vanessa Bouchara

www.cabinetbouchara.com

  • unnamed

eBay Taklitçilik Karşıtı Hizmetini Duyurdu

eBay, e-ticaret platformlarında pazarlanan taklit ürünlerin çoğalmasıyla birlikte, aldıkları ürünün orijinalliğini sorgulamaya başlayan müşterilerin güvenini kazanmak için, bu sene lüks çanta, ayakkabı ve diğer benzer moda parçalarının orijinalliğini tasdiklemeye başlayacağını duyurdu.

eBay, kendi internet sitesi üzerinden satılan Chanel ve Louis Vuitton gibi lüks çantaların orijinalliğini sorgulamak için, marka uzmanları ile bir iletişim ağı kullanacaklarını açıkladı. Satıcılar, müşterilerinin güvenini kazanmak için bu doğrulama hizmetine ücret ödeyerek faydalanabilecekleri gibi, ayrıca müşteriler de bu hizmete ödeme yaparak, eBay’den alınan ürünün sahte çıkması halinde satışı iptal etmekle yükümlü hale gelebilecekleri dile getirildi.
eBay’in satıştan sorumlu müdürü Laura Chambers, ‘Müşterilerin taklitçilik olasılığı hakkında oldukça endişe ettiklerini, bu konudaki şüphelerini gidermek için böyle bir sistem kurduklarını…” ifade etti. 

Taklit ürün satıcıları, e-ticaret platformlarında hizmet sağlayıcı olarak bilinen Alibaba Group, Amazon.com ve eBay gibi platformları taklit ürünlerin ticaretinin yapılması adına en ideal ortamlar olarak görüyor. Zira OECD, 2013 Nisan raporuna göre, taklit ürün satıcıları e-ticaret platformlarında küresel ithalatın % 2,5’na denk gelen yaklaşık 500 milyar dolarlık satış yaptı.

Tüm bu verilerle birlikte e-ticaret platformlarda ticaret yapan şirketler taklitçilikle olan mücadelelerinin daha görülür hale gelmesine çabalıyor. Örneğin, bu ay Alibaba, kendisine ait Taobao sitesinde sahte Swarovski saat satmakla suçladığı iki satıcısını dava açtı. Amazon’da, kendi internet sitesinde sahte ürünler sattığını tespit ettiği satıcılarına karşı, geçtiğimiz Kasım ayında benzer bir dava açmıştı.

Dünyanın en büyük e-ticaret platformları olan söz konusu bu sitelerin taklitçilikle olan mücadelesinde sunduğu bahsedilen hizmetleri, ülkemizde faaliyet gösteren e-ticaret sitelerinin de sunup sunmayacağını merakla bekliyoruz.

 

Begüm Yamaner
Başkent Üniversitesi Öğrenci Temsilcisi
  • grendene
  • mello11

Tasarımcı Fernando Mello Brezilyalı ayakkabı şirketi Grendene’ye dava açtı.

Brezilyalı ayakkabı tasarımcısı Fernando Mello, kendi tasarlamış olduğu parmak arası terliklerini kopyaladığı gerekçesiyle, Brezilyalı ayakkabı şirketi Grendene’ye dava açtı.Tasarımcı Fernando Mello iddiasına göre, 2007-2008 tarihleri arasında kendisinin söz konusu parmak arası terlik modelini çıkarılabilir askılı olarak tasarladığını, 2012 yılında da davalı olduğu ayakkabı şirketi Grendene’ye prototipini yolladığını ve bu şirketin aralarından bir anlaşma olmadan söz konusu tasarımı kopyalayıp piyasaya sürdüğünü belirtmiştir. Grendene şirketinin Gisele Bündchen ve Ivete Sangalo gibi birçok sanatçı ve model ile reklamanı yapmış olduğu parmak arası terlik tasarımları olmasına rağmen şirketin daha önce tasarımcı Fernnando Mello’nun tasarlamış olduğu “çıkarılabilir askılı” modelinin bulunmaması bu iddiaları kuvvetlendirmek adına tasarımcı Mello tarafından mahkemede ileri sürülmüştür. Buna ek olarak, 26 Mart 2008 tarihinde Brezilya Marka ve Patent Ofisi’ne “çıkarılabilir askılı” parmak arası terlik tasarımı için patent başvurusunda bulunduğunu ve davalı şirket ile aralarından geçen yazışmaların da delil olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. 

Kararın tamamın görmek için buraya tıklayın….

  • NB v KL
  • Karl-Lagerfeld
  • new-balance-sues-karl-lagerfeld

NEW BALANCE ÜNLÜ TASARIMCI KARL LAGERFELD’E DAVA AÇTI…

Spor ayakkabı markası New Balance, ünlü tasarımcı Karl Lagerfeld’e tasarladığı spor ayakkabısının marka haklarına tecavüz ettiği gerekçesiyle dava açtı. Spor ayakkabı markası New Balance modanın ikonik ismi Karl Lagerfeld’in tasarladığı spor ayakkabısında renk, tasarım ve markanın logosu olan baş harfinin kullanılması gibi benzerlikler yüzünden fikri haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle dava açtı.

SOSYAL MEDYADA BİZİ TAKİP EDEBİLİRSİNİZ

YASAL UYARI

Web sitemiz, kamuya genel bir bilgi sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.
2012-2019 © Tüm telif hakları Moda Hukuku Enstitüsü’ne aittir.
Moda Hukuku Enstitüsü web sitesinin kısmen ya da tamamen kopyalanması yasaktır ve aksi davranış telif hakkı ihlali teşkil eder.

open
tr_TRTürkçe
en_USEnglish tr_TRTürkçe