All posts tagged Berkeley

1 Post
  • Selen 1

Av. Işıl Selen Denemeç Söyleşisi

Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

2012 Bilkent Hukuk mezunuyum. Lisans öğrenimim boyunca her yaz farklı bir ülkede staj yaparak değişik deneyimler kazanmaya çalıştım. Mezun olduktan sonra avukatlık stajımı Çakmak Avukatlık Bürosu’nda tamamladım. Staj döneminde spesifik bir alana yoğunlaşmayıp hukuk uygulamasına ilişkin genel bir fikir edinmeyi tercih ettim. Sanatın hayatımda kapladığı yer çok büyük olduğundan, staj sürecinde ve sonrasında hukukun sanatla en iç içe olduğu alanı seçmenin benim için daha uygun olacağına karar verdim. Avukatlık ruhsatımı aldıktan bir süre sonra fikri mülkiyet alanında isim yapmış bir üniversite olan UC Berkeley’e master için kabul aldım. Tamamen fikri mülkiyet ve teknoloji konularında dersler alarak programı tamamladım. Program sonrası birkaç aylığına yine Kaliforniya’daki başka bir üniversitede görev yapan bir profesörün çalışmalarına yardımcı olmak üzere araştırma görevlisi olarak çalıştım. Daha sonra Las Vegas’taki bir hukuk bürosunda “IP Law Clerk” olarak çalıştım. Buradaki tecrübemi çok önemsiyorum çünkü bana Amerikan fikri mülkiyet sistemini uygulamayla pekiştirme fırsatı tanıdı. Türkiye’ye dönmeden önce Santa Clara Üniversitesi’nin Almanya’da düzenlediği yaz okulu programında Türkiye’de fikri mülkiyet hukukunu anlattım. Yaklaşık 2 sene önce de Türkiye’ye döndüm. Şu anda TÜBİTAK Teknoloji Transfer Ofisi bünyesinde yine fikri mülkiyet hukuku alanında, özellikle teknoloji transferi ve lisans sözleşmelerine yönelik olarak çalışıyorum. Bir yandan da yeni kurduğumuz Uluslararası Hukuk, Yatırımlar Ve Kalkınma Derneği’nin çalışmalarını sürdürüyoruz.

 Berkeley’de hukuk alanında master yapmak size neler kazandırdı? ABD’de master’ı tavsiye eder misiniz?

Bu sorunun cevabının birkaç ayağı var. Öncelikle konumuna değineyim; Berkeley, San Francisco Körfezi’ndeki yaklaşık 123 bin nüfuslu bir şehir. Öte yandan, teknoloji devlerinin bulunduğu Silikon Vadisi’nde yer alıyor. Berkeley nispeten küçük bir öğrenci şehri ancak Amerika’nın en büyük şehirlerinden biri olan San Francisco yaklaşık yarım saatlik bir metro seyahati uzağında. Buna ek olarak, doğasıyla olsun, kültürel aktiviteleriyle olsun, Körfez Bölgesi’nde hem kendini geliştirmek hem de eğlenmek için yapacak çok şey var. Bunları sizinle keşfetmeye hazır sınıf arkadaşlarınız olacak. Berkeley’de tanıştığım arkadaşlarımdan bazıları hayat boyu dostum oldu ve bunun için gerçekten çok mutluyum.

Kişisel gelişim yönünden yaklaşacak olursak, 1960’larda San Francisco’da doğup yaygınlaşan hippi kültürünün Berkeley geneline de sindiğini görüyorsunuz; hem hayat tarzı hem hayata özgürlükçü, muhalif ve eşitlikçi yaklaşım bakımından. Bu, orada uzun süre kaldığınızda hayata ve insan ilişkilerine bakışınızı yeniden değerlendirmeye sizi teşvik ediyor. Bununla birlikte, bu bölgenin Silikon Vadisi’nde olması ve dünyanın en iyi üniversitelerinden bazılarının bu bölgede yer alması nedeniyle eğitim düzeyi yüksek. Özellikle kampüste bunu net bir şekilde hissedebiliyorsunuz. Çevrenizde seçme hocalar ve öğrenciler gördükçe araştırma ve öğrenmeye motivasyonunuz artıyor. Berkeley, dünyanın en çok Nobel Ödülü çıkarmış üniversitelerinden biri, hatta Nobel Ödülü kazanmış kişilere ayırdığı özel park yerleri bile var. Açıkladığım sebeplerle Berkeley’de master yapmanın sizi sadece akademik yönden değil kişisel olarak da geliştireceğini düşünüyorum.

Berkeley, özellikle fikri mülkiyet ve teknoloji alanında master yapmak için ideal bir üniversite. Çok değerli hocalardan çok spesifik dersler alabiliyorsunuz. Örneğin derslerimden biri “video oyunu hukuku” idi. Çok eğlenceli geçtiğini söylemeye gerek bile yok. Derste video oyunlarına ilişkin olarak hem telif hakları, hem marka, hem de patent alanlarında verilmiş mahkeme kararlarını inceledik. Üniversite bilindik ve prestijli olduğu için okula çok değerli konuşmacılar da geliyor. Bunları takip etmek ve katılım sağlamak elbette sizin çabanızla alakalı. Bir başka önemli nokta, hocaların sizi meslektaşı olarak görmesi, ulaşılabilir olmaları ve derslerde tartışmaları teşvik etmeleri. Derslerdeki tartışmalar sırasında farklı ülkelerdeki uygulamalardan haberdar olma fırsatınız oluyor. Dediğim gibi, hukukta 2+2 her zaman 4 etmeyebiliyor. Alıştığımız ezberci yaklaşıma orada aldığım derslerde rastlamadım. Hukuk gibi bir alan için de olması gereken bu zaten. Buna ek olarak, kampüs doğayla iç içe ve çok güzel. Doğa yürüyüşü yapabileceğiniz ağaçlık tepeler var. Spor salonu, sağlık merkezi, sınıflar gibi olanakları da oldukça iyi. Hiç unutmuyorum, Hukuk Fakültesi kütüphanesinin cam tavanı, kütüphaneye ilk girişimde beni çok etkilemişti.  

ABD’de hukuk master’ı (LL.M.) yapmanın birçok avantajı var. Bunlardan belki de en önemlisi size yadsınamayacak bir uluslararası çevre kazandırması. Gözlemlediğim kadarıyla ABD’deki LL.M. programlarının en önemsedikleri hususlardan biri bu. Master sonrası 40 ülkeden meslektaşıma ulaşabilecek bir çevrem oldu. Bu oldukça önemli bir kazanım. Buna ek olarak LL.M., kariyer yaparken ihtiyacınız olan etiketi size sağlıyor. Bir başka artısı da dil. Günümüzde hemen herkes iyi İngilizce konuşabiliyor ama ABD’de master yaptığınızda kaçınılmaz olarak mesleki İngilizcenizi de geliştirmiş oluyorsunuz. Son değinmek istediğim avantaj da, uzmanlaştığınız alanı başka bir hukuk sistemiyle karşılaştırmalı şekilde irdeleyebilme şansı tanıması. Ancak bunları bir kazanım olarak görüp görmemek biraz da kariyerinizden beklentilerinize göre değişir. Çok fazla uluslararası iş yapmayı düşünmüyorsanız veya günlük işler alarak avukatlık yapmayı düşünüyorsanız bu programa ödeyeceğiniz paranın karşılığını en azından kariyer anlamında alamayabilirsiniz. Bununla birlikte, akademik veya iş alanında kariyer yapmak, uluslararası işler yürütmek gibi hedefleriniz varsa ABD’de master seçeneğini değerlendirmenizi öneririm. Tekrar fikri mülkiyet özeline inecek olursam, ABD; serbest piyasa ekonomisinin en iyi işlediği ülkelerden biri. Buna bağlı olarak fikri mülkiyet sistemi de oldukça sağlam. Fikri mülkiyete ABD yaklaşımını öğrenmek bu nedenle ayrıca değerli.

Amerika’daki ve Türkiye’deki moda hukukunu karşılaştırırsak, sizce en büyük benzerlik ve farklılık ne olur?

Aklıma ilk gelen farklılık, ödenen tazminatlar. Medyaya işin magazin boyutu yansıyor, haberlerde çok büyük rakamlar görüyoruz. Bizim hukuk sistemimiz de toplumsal yapımız da buna izin vermediğinden bu rakamları Türkiye’de göreceğimizi zannetmiyorum. En azından şimdiki sistemde. Benzerlik olarak da moda ürünlerinin en kolay ve etkin marka üzerinden korunabilmesi. Tasarım ve telif haklarının sınırları iki sistemde de markaya göre daha belirsiz.

Moda hukuku kapsamında ilginizi en çok çeken ve sizi şaşırtan dava ya da uygulama ne oldu?

Moda tasarımlarının korunması çok işlevsel olmuyor, çünkü siz tasarımı yaptıktan sonra o tasarım tescillenene kadar sezon geçiyor ve o tasarım eskiyor. Alexander Wang bunun önüne geçebilmek için birkaç değişik zımba tasarımı yapıyor ve bunları tescilletiyor. Bu zımbaları çantalar, ayakkabılar, mont ve ceketler üzerinde kullanıyor. Derslerde de bu örneği veriyorum, çünkü bence tam bir kıvrak zeka örneği.

Moda Hukuku Enstitüsü’nde verdiğiniz dersler kapsamında en çok hangi konular üzerinde duruyorsunuz?

Marka ve tasarımlar moda hukukunu en yakından ilgilendiren alanlardan ikisi. Ben de derslerde ağırlıklı olarak bu konular üzerinde duruyorum. Fikri mülkiyet evrenindeki alt kümelerin çok keskin hatlarla birbirinden ayrılmış olduğunu düşünmenin yanlış olduğunu her derste vurguluyorum. Örneğin, telif haklarına yönelik bir detay, bir tasarım davasının seyrini değiştirecek güçte olabilir. Bu nedenle fikri mülkiyeti bir bütün olarak özümsemenin çok önemli olduğunu mutlaka öğrencilere vermeye çalışıyorum. Bunu örnekler üzerinden açıkladıktan sonra hem Türkiye’deki hem de Amerika’daki sistemi ve uygulamayı karşılaştırmalı olarak anlatarak başlıyoruz. ABD’de tescilli olan tasarımlardan örnekler inceliyoruz. Bir tasarım tescil belgesinin nasıl okunacağına, neyin ne anlama geldiğine değindikten sonra tescil belgesinin üzerindeki İngilizce terimlerin Türkçe karşılıklarını da öğretiyorum.

Öğrenciler sistemin temelini anladıktan sonra da vaka analizi kısmına geçiyoruz. Bu kısımda gerçek bir davayı inceliyoruz. Sınıf mevcuduna göre bir grup davalı, bir grup da davacı oluyor ve argümanlarını savunuyorlar. Eğer sınıf biraz daha küçükse daha çok zaman kaldığından iki grup da hem davacı hem davalı olarak argümanlarını ortaya koyabiliyor. İki grup da görüşlerini tartıştıktan sonra öğrencilere neye ikna olduklarını soruyorum. Her derste farklı bir görüş baskın çıkıyor, bu da beni çok mutlu ediyor aslında. Çünkü öğrencilere kendi görüşümü empoze etmeden ya da onları yönlendirmeden dersi anlattığımın ve onlara kendi pencerelerini açmayı öğretebildiğimin geri dönüşü oluyor bu. Hukukta gerçekler kadar gerçeğin nasıl işlendiği ve savunulduğu da önemli. 2+2 her zaman 4 olmayabiliyor. Hele de fikri mülkiyet gibi bir alanda. Farklı gruplarda farklı görüşlerin baskın çıkması da bunun sağlaması bir yerde. Dersleri mümkün olduğunca interaktif ve eğlenceli işlemeye çalışıyorum çünkü fikri mülkiyet yaratıcılığın hukukla kesişimi; asla sıkıcı olmamalı.

Moda hukukunun geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Hukuk dinamik bir olgu. Hukukun her alanı yeni şartlara göre değişiyor ve gelişiyor ama bunu hukukun bazı alanlarında daha da çok hissediyorsunuz. Fikri mülkiyetle teknoloji çok sıkı bir bağ içinde. Birkaç sene önce neredeyse adını bile duymadığımız “yapay zeka”, “artırılmış gerçeklik”, “blokzincir”, “drone” gibi kavramları bugün günlük sohbetlerimiz içinde tartışır olduk. Teknoloji bir okyanus ise, Bitcoin’e yatırım yapmayı düşünen bakkallardan tutun, Facebook’ta fotoğraf paylaşan anneannelere, herkes bu suyun kıyısında olsun derininde olsun bir yerlerinde yüzüyor. Dünyamız ciddi anlamda değişiyor. Bilimkurgu filmlerinde izlediğimiz sahnelerin içinde yaşıyor olmamıza az kaldı. Çok değil, birkaç sene içinde otonom araçları sokaklarda göreceğiz mesela.

Hukuk diğer her şey gibi, hayatımıza birden giriveren yeni teknolojileri de düzenlemek durumunda. Günümüzde yapay zekanın haksız fiil sorumluluğu tartışılıyor mesela. Çok yakında Medeni Kanun’da gerçek kişi ve tüzel kişi ifadelerine ek olarak “elektronik kişi” kavramını görebiliriz. Teknolojinin fikri mülkiyetle olan yakın ilişkisi nedeniyle de fikri mülkiyet hukukun en dinamik alanlarından biri. Moda hukuku da fikri mülkiyetle çok yakın bir ilişkide. Nanoteknolojik kumaşlar, dijital panolu çantalar, 3D yazıcı çıktısı moda ürünleri, giyilebilir teknolojiler, yeni kumaş boyama ve kesim teknolojileri… Bu alandaysanız kendinizi güncel tutmak için özen ve çaba göstermeniz gereklidir. Özet olarak, birçok kişi gibi ben de moda hukukuna verilen önemin ve bu niş alanda uzmanlaşmış hukukçulara olan ihtiyacın gitgide artacağını öngörüyorum.

 

SOSYAL MEDYADA BİZİ TAKİP EDEBİLİRSİNİZ

YASAL UYARI

Web sitemiz, kamuya genel bir bilgi sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.
2018 © Tüm telif hakları Moda Hukuku Enstitüsü’ne aittir.
Moda Hukuku Enstitüsü web sitesinin kısmen ya da tamamen kopyalanması yasaktır ve aksi davranış telif hakkı ihlali teşkil eder.

Bülten Üyeliği

open