All posts tagged moda hukuku

20 Posts
  • Slayt1
  • Slayt2
  • Slayt3
  • Slayt4
  • Slayt5
  • Slayt6
  • Slayt7

Moda Hukuku 101 ve 201 Eğitimleri 23 Eylül’de Conrad Hotel’de Başlıyor.

Moda sektörünün dinamiklerini ve hukukun farklı disiplinlerinin modayla ilişkisini anlamak isteyen geleceğin moda hukukçuları için özel hazırlanan Türkiye’nin ilk ve tek Moda Hukuku Eğitim Programı, 23 Eylül’de Conrad Otel’de başlıyor. Alanında uzman avukatlar ve moda yöneticileri tarafından oluşturulan konu başlıkları kapsamında moda hukuku hem teorik olarak ele alınacak hem de vaka çalışmaları ile uygulamaları olarak incelenecektir.

  • Tolga Turan 3
  • Tolga Turan1
  • Tolga Turan2.png

TOLGA TURAN RÖPORTAJI

Bize Tolga Turan’dan ve Chivit markasından bahsedebilir misiniz?

Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Tasarım Bölümü Giyim Ana Sanat dalından 2002 senesinde dereceyle mezun oldum. Hemen ardından sektörde çalışmaya başladıktan sonra eğitimimi pekiştirip ufkumu genişletmek adına 2004 senesinde Londra Central Saint Martins College’da hem eğitim görüp hem de part-time olarak bir markanın tasarımlarını hazırladım. Türkiye’ye döndükten sonra askerlik görevimi yerine getirirken beraber çalıştığım Arzu Kaprol’den gelen haber üzerine son 1 aylık sürede Türk Silahlı Kuvvetleri askeri eğitim kıyafetini Coco Chanel’den sonra tasarlama şerefine ortak oldum. Arzu Kaprol’ün mentorluğunda Studio Kaprol platformunun hem danışmanlığını hem de erkek koleksiyonlarını 6 sezon boyunca üstlendim. İstanbul MBFW ve en son Berlin MBFW’de bu koleksiyonlarımızı defilelerimizle sergileme şansı bulduk. 2012 senesinde Elle Style Awards’da yılın genç tasarımcısı ödülüne layık görüldüm ve ödülümü aldıktan sonra hayatımın en anlamlı cevabı olan “Evet!”i sevgilim Özgül Özgüle’den aldım. 11 seneden beri Mudo ‘nun Fts 64 markasının  erkek koleksiyonlarının yöneticiliğini yapmaktayım. Bu görevime son 2 senedir danışmanlık vererek devam etmekteyim. Tüketim toplumunun yetişilemez hızından biraz olsun uzaklaşarak gerçekten sevdiğimiz işi yaparken kısa süre sonra İstanbul’dan uzaklaşabilmek adına Eşim Özgül ile beraber CHİVİT markamızı 2014 yılında hayata geçirdik. Kaybolan zanaatların ve ustaların arayışında kurduğumuz bu platform ismini doğal indigo boyamacılığına olan tutkumuzdan ve sezgilerimizin rengi mavinin doğadaki  bir numaralı pigment kaynağı çivit otundan aldı. Şu an yeterli tasarım anlayışıyla yorumladığımız tamamı doğal materyallerden ve derilerden bizzat elde kesip saraç işçiliği ile diktiğimiz zamansız ve sezonsuz aksesuarlar üretmekteyiz ve dediğim gibi en önemsediğimiz nokta bunları severek yapmak ve bizim gibi bu değerlere kayıtsız kalamayanlarla hikayelerimiz ve ürünlerimizi paylaşmak.

Sürdürülebilirlik moda sektörünün son trendlerinden ve sizin de oldukça önem verdiğiniz bir konu. Moda sektörü açısından sürdürülebilirliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sürdürebilirlik aslında artık bir trend olmaktan çıktı, evet bir trend olarak lanse edilmesi gerekiyordu ki tüketmeye alışmış toplum tarafından kabul edilebilsin. Ne yazık ki bu tam da bu yüzden artık bir zorunluluk. Çünkü kaynaklarımızı çok hızlı ve hesapsızca tüketmeye devam ettiğimiz noktada ne moda sektörünün ne de diğer sektörlerin varlıklarını sürdürebilmesi dolayısıyla yaşamın sürdürülebilmesinin imkanı yok. Biz de bu yüzden sadece besin endüstrisinin çıktısı olan derileri dönüştürüp değerlendirmek adına deri kullanmaktayız kesinlikle egzotik tabir edilen sadece derisi için yetiştirilen hayvanların derilerini kullanmıyoruz. Zaman zaman bize ama deri kullanarak bu tüketimi desteklemişiz oluyorsunuz diyorlar fakat hangisi daha sürdürülebilir? Sentetik elyaflar petrolden imal ediliyor, doğal elyafların talebini karşılamak için temiz su tüketimi artıyor insanlar içecek suyu bile bulamazken… Biz bu derileri kullanmasak bile besin endüstrisi işlemeye devam edecek ve bu sefer bu deriler atık haline gelerek yok edilmek için yine doğal kaynaklar kullanılıyor olacak. Yani aslında sürdürülebilirlik tam olarak bu dengeyi kurmaktan geçiyor.  Sadece Hong Kong’da  saniyede 1400 adet t-shirt çöpe atılıyor! Bunu bir saniye düşünün lütfen.

Chivit markasının kurucusu ve tasarımcısı olmakla birlikte, aynı zamanda Mudo’nun erkek koleksiyonunun baş tasarımcısı olarak çalışmaktasınız. İkisini nasıl dengeliyorsunuz?

Bahsettiğiniz gibi Mudo’nun Fts 64 markasının erkek  koleksiyonunun danışmanlığını yapıyorum. Mudo Collection markasının danışmanı çok sevgili dostum Giray Sepin ile beraber çok büyük ve birbiriyle  yakın bir tasarım ekibiyle çalışmaktayız, o nedenle aramızdaki sinerji işimizi zevkle yapmamızı sağlıyor. Diğer yandan Chivit markamızı eşim Özgül ile birlikte ev-atölyemizde üretip yönettiğimiz için aslında tam olarak hayatımızın ayrılmaz bir parçası oldu. Oradaki dengeyi sağlamaya çalışırken kendimizi sürekli çizgi üzerine çektiğimiz mottomuz “Biz bu işi severek yapmaya devam edebildiğimiz sürece bir anlamı ve değeri var” bu nedenle dengesiz ve hazırlıksız büyüme rüzgarlarına karşı birbirimize sürekli bunu hatırlatmaktayız.

Sizce moda sektöründe hukuka ihtiyaç var mı?

Sektörel bakmayı geçtim hayatın her anında hukuka ihtiyacımız olduğunu her an hissettiğimiz bir zamanı  hep birlikte yaşamıyor muyuz sizce de? 

Mesleğiniz gereği hiç hukuki bir meseleyle uğraşmak zorunda kaldınız mı?

Tabii ki, gerek markamızın tescil sürecinde gerek internet satış kanalımızı oluşturma sürecinde gerekse danışmanlık yaptığım markanın bizim dışımızdaki tüm artworklerini denetlemeye çalışmak sürecinde hukuki meseleler hep önümüzde oldu. 

Moda Hukuku Enstitüsü size şimdiye kadar hangi alanlarda, nasıl destek oldu?

En son e-ticaret sitemizin bilgilendirme formu ve satış sözleşmelerini hazırlayarak destek oldu ama aslında her anlamda aklıma takılan tüm soruları sorabileceğim bir dost kapı olarak yanımızda olduğunu bilmek gerçekten çok kıymetli benim için.

 

  • IMG-20170522-WA0006

TANJU BABACAN Röportajı

 

Kariyerinize nasıl başladığınızı anlatabilir misiniz?

Tasarımcılık içinizde hissettiğiniz bir cevher ise bazen aheste olsa da yürüdüğünüz yoldan hiç ayrılmadan edinmek istediğiniz mesleğe doğru dümdüz yürümek bu yolculukta karşılaştığınız her ustaya çırak edebiyle yaklaşmak zaman içerisinde bu edep cevherinizin tıraşladıkça tıraşlar. Ve siz de içinizdeki ışığı yansıtmaya başlarsınız. Günümüze baktığımızda yapılan birkaç defileyle markanızı hızla oluşturabilirken benim yolculuğumda bir elbise yapmak, o bir elbiseyi halkın takdiriyle bir diğer elbiseye geçerek devam etti. Ancak tasarımcı Tanju Babacan’ı böyle oluştururken 2013 yılında kurmuş olduğumuz hazır giyim markamız Red Beard tamamen bir çalışma ve stratejinin ürünüdür.

Diğer Türk tasarımcılar arasında tasarımlarınızı bu kadar öne çıkaran ve sizi bu kadar başarılı yapan en önemli farkın ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Ülkemizde tabii ki çok önemli tasarımcılar var. Benden önceki jenerasyon, benim jenerasyonum ve bize yeni katılan jenerasyon. Bu kalabalık içerisindeki fark edilirliğiniz tabii ki çok önemli. Salt trendlerden faydalanan tasarımcılar ve dünya markalarının tasarımlarından esinlenen tasarımcılar ile tamamen kendi özgün tasarımlarını yapan meslektaşlarımın arasında mutlaka farklılıklar olacaktır. Bu siyah ve beyaz kadar fark edilir bir ayrılıktır. Bu farklılığın üzerine artı olarak bir de bir kısmımızın tanınırlığı kesindir. Ben kendimde hiçbir zaman başka sağlardan faydalanan bir yapıya sahip olmadım. Belirlenen konu doğrultusunda tüm koleksiyonumu tamamen özgür tasarımlarım ve arzu ettiğim renklerden yaptım. Dolayısıyla da farklarım takdir gördü.

Tanju Babacan ve Red Beard markasını oluştururken ve şirketinizi kurarken en dikkat ettiğiniz husus ne oldu? İlk olarak nereden başladınız?

 Red Beard markasını oluştururken en önemli motivasyonumuz Couture modeli yerine hazır giyime odaklanmak isteyişimizdi. Anahtar olarak “doğaya ve canlılara saygı, akademik bilginin yüceltilmesi ve zamansız moda  yaratma” dinamiklerini belirledik. Akademik bilgiye özendirmek için koleksiyonlarımızı hazırlarken akademik kaynaklar ya da akademisyenlerden yardım alıp, kreatif süreçleri o bilgi donanımıyla başlatıyoruz. Pazarlama aşamalarında da akademik bilgiyi paylaşma ve özendirme amacı güdüyoruz. Koleksiyonlarımızı trendlerden bağımsız, konseptler odaklı hazırladığımız için de herhangi bir zaman dilimine ait olmasının önüne geçmiş oluyoruz. Bu bize zamansız moda yapma imkanı tanıyor. Sezon dışı kavramı bizde yok yani. Malzeme kullanımında ise örme kumaşları tercih ediyoruz. Kumaş ve aksesuarları seçerken en dikkat ettiğimiz husus nasıl elde edildiği oluyor. Olabildiğince gezegene ve üzerinde yaşayanlara saygılı olmaya çalışıyoruz. 

Kariyeriniz boyuncu hukuki tavsiyeye ihtiyacınız oldu mu? Bu durumlarda nasıl yol aldınız?

Hukuki tavsiyeye her zaman ihtiyaç duyabiliyorsunuz. Yakın avukat arkadaşlarımdan destek aldım çoğunlukla. 

Yurtdışındaki tasarımcı ve modacıların sizce haksızlığa uğradıkları durumlarda, ürünleri taklit edildiğinde nasıl hareket ediyorlardır?

Markalar tasarımları çalındığında nasıl davranacaklarını yönetim kurulları nezdinde kararlaştırıyor olmalı diye düşünüyorum. Hukuk departmanları var ise oradan tavsiye alıyor olabilirler. Ticari olarak önem arz etmeyen durumlarda tepki vermedikleri de oluyordur. Öte yandan markalar arasında milyon dolarlarla ölçülen tazminat davaları olduğunu da biliyoruz, okuyoruz. Tepkiler muhtelif. Her biri kendine has dinamiklere sahip olmalı. Dışarıdan bakıp genel bir fikir yürütmek mümkün değil gibi. 

Moda hukukunu daha önce duymuş muydunuz? 

Evet, son zamanlarda çokça duymuş olduğumuz bir terim.

Moda Hukuku Enstitüsü Kurumsal İlişkiler Yöneticisi Tunaseli Kamburoğlu’nun Röportajı

  • unnamed

eBay Taklitçilik Karşıtı Hizmetini Duyurdu

eBay, e-ticaret platformlarında pazarlanan taklit ürünlerin çoğalmasıyla birlikte, aldıkları ürünün orijinalliğini sorgulamaya başlayan müşterilerin güvenini kazanmak için, bu sene lüks çanta, ayakkabı ve diğer benzer moda parçalarının orijinalliğini tasdiklemeye başlayacağını duyurdu.

eBay, kendi internet sitesi üzerinden satılan Chanel ve Louis Vuitton gibi lüks çantaların orijinalliğini sorgulamak için, marka uzmanları ile bir iletişim ağı kullanacaklarını açıkladı. Satıcılar, müşterilerinin güvenini kazanmak için bu doğrulama hizmetine ücret ödeyerek faydalanabilecekleri gibi, ayrıca müşteriler de bu hizmete ödeme yaparak, eBay’den alınan ürünün sahte çıkması halinde satışı iptal etmekle yükümlü hale gelebilecekleri dile getirildi.
eBay’in satıştan sorumlu müdürü Laura Chambers, ‘Müşterilerin taklitçilik olasılığı hakkında oldukça endişe ettiklerini, bu konudaki şüphelerini gidermek için böyle bir sistem kurduklarını…” ifade etti. 

Taklit ürün satıcıları, e-ticaret platformlarında hizmet sağlayıcı olarak bilinen Alibaba Group, Amazon.com ve eBay gibi platformları taklit ürünlerin ticaretinin yapılması adına en ideal ortamlar olarak görüyor. Zira OECD, 2013 Nisan raporuna göre, taklit ürün satıcıları e-ticaret platformlarında küresel ithalatın % 2,5’na denk gelen yaklaşık 500 milyar dolarlık satış yaptı.

Tüm bu verilerle birlikte e-ticaret platformlarda ticaret yapan şirketler taklitçilikle olan mücadelelerinin daha görülür hale gelmesine çabalıyor. Örneğin, bu ay Alibaba, kendisine ait Taobao sitesinde sahte Swarovski saat satmakla suçladığı iki satıcısını dava açtı. Amazon’da, kendi internet sitesinde sahte ürünler sattığını tespit ettiği satıcılarına karşı, geçtiğimiz Kasım ayında benzer bir dava açmıştı.

Dünyanın en büyük e-ticaret platformları olan söz konusu bu sitelerin taklitçilikle olan mücadelesinde sunduğu bahsedilen hizmetleri, ülkemizde faaliyet gösteren e-ticaret sitelerinin de sunup sunmayacağını merakla bekliyoruz.

 

Begüm Yamaner
Başkent Üniversitesi Öğrenci Temsilcisi
  • asena2

ASENA SARIBATUR RÖPORTAJI

Bize kısaca kariyer hikayenizden bahsedebilir misiniz?

Üniversitede İktisat eğitimi aldım. Ardından Sinema-TV yüksek lisansı yaptım. TV ile ilgili bazı işler yaptıktan sonra, çocukluğumdan beri kendimi bulacağıma inandığım moda sektörüne giriş yapmaya karar verdim. İstanbul Moda Akademisi’nde Fashion Styling eğitimi aldım ve hemen ardından Marie Claire dergisinde staj yapmaya başladım. 3 ayın sonunda dergide bir sayfam vardı. Bu süreçte dijitalin ne kadar önemli olduğunu deneyimledim. Ne yazık ki dergi alıp okumaktansa, onların web sitelerini takip etmeye başlanan bir dönemdeydik, dönemdeyiz. Ben de o süreçte amatör olarak var olan blogumu daha profesyonel hale getirmeye karar verdim. Fakat aynı anda birçok dergi, marka, reklam için freelance styling yapmaya devam ettim. Dizi stylingi deneyimim de oldu. Tüm bu süreçler devam ederken, Vakko Esmod’ta Stil Danışmanlığı eğitimi ve Istituto Marangoni’nin Milano kampüsünde yine Fashion Styling eğitimi aldım. Ardından “runthisway” isimli bir oluşum kurdum. Yeni tasarımcılara birçok konuda danışmanlık vermek ve bu yolda onlarla birlikte koşmak hedefiyle… Bu hedef doğrultusunda bir showroom kurdum fakat Türkiye’deki showroom anlayışı benim kafamdaki sistemle çok farklıydı. Ben de bu noktada yurt dışı odaklı markalara İtalya ve Orta Doğu pazarında danışmanlık vermek şeklinde bir sınırlandırmaya gittim. Şu anda da markalarla olan dijital projelerimi yönetiyor ve de yaklaşık 2 yıldır devam eden Milliyet Gazetesi’nin Cadde ekindeki moda yazılarımı yazmaya devam ediyorum. 

Moda blogger’ı olmanın keyifli ve zor yanları nelerdir?

Birçok insan paylaştığımız fotoğrafları görünce işin tamamen keyiften ibaret olduğunu düşünüyor. Aslında ciddi zorlukları ve sorumlulukları var. İşin her aşamasını düşünüp planlamanız gerek. Ardından proje kapsamındaki görselleri her türlü zorluğa rağmen ortaya çıkarmanız gerek. Takip etmeniz gereken birçok hesap var. Sosyal medyada çokça vakit geçirmeniz gerek. Bir yere gittiğinizde telefonu bir kenara atıp o anın tadını çıkarmak değil, bunu takipçilerinizle paylaşmak başlıca göreviniz. Yazı, fotoğraf, video… Tüm bu içerikleri hakkını vererek hazırlamanız gerek. Var ettiğiniz markanın yönetimini de dikkatli şekilde yapmanız gerek. Ama ortaya bir marka çıkarıyorsunuz, kendi markanızı yaratıyorsunuz ve üretiyorsunuz. Bu çok keyifli. Tek patron sizsiniz. Siz karar veriyor ve yönetiyorsunuz. Hep bir araştırma içerisindesiniz ve sürekli kendinizi geliştiriyorsunuz. Asla hayal edemeyeceğiniz gelişmelerle karşılaşabiliyorsunuz. Asla tahmin edemeyeceğiniz kitlelere ulaşıyor birçok insanın hayatına dokunup ilham veriyorsunuz. Tüm bunlar gerçekten çok keyifli ve gurur verici…

Sizce moda blogger’lığının geleceği nedir?

Yazının yerini fotoğraflar, videolar almaya başladı. Son dönemde birçoğumuz okumaktan çok görmeyi ve izlemeyi tercih ediyoruz. Dolayısıyla son dönemde videolar gerçekten yükselen bir trende sahip. Bence uzunca bir süre de öyle olacak. Canlı yayınlar, videolar daha da yükselişe geçecek. Fakat yine de yazıdan vazgeçmemeliyiz. Yazının varlığını korumalıyız. Çünkü yine gün sonunda yazıya, bloglara geri dönüş olacak diye düşünüyorum. 

Bir moda blogger’ı olarak moda sektöründeki haklarınızı biliyor musunuz?

Hak ve sorumluluklarımın bilincindeyim. Kendi şahıs şirketim üzerinden gerekli işlemleri yaparak vergimi de ödüyorum. Bu zamana kadar çalıştığım markalar da bu anlamda bilinçli ve profesyonel olduğu için biliyor olduğumu her aşamada profesyonelce lanse ettiğim haklarımı sömüren veya sömürmek isteyen bir marka ile karşılaşmadım. 

Bir moda blogger’ı olarak hiç hukuki bir meseleyle uğraşmak durumunda kaldınız mı?

Sektörün birçok farklı tarafında deneyimler edinmiş biri olarak, aktif olarak kendi şahsım dahilinde moda bloggerı olarak yer aldığım bir noktada değil fakat farklı bir pozisyonda bir marka ile hukuki bir meselemiz oldu, evet. Ve onun yansımaları moda bloggerı olmama kadar uzandı. Hatta süreç hala devam ettiğinden çok detay vermek istemiyorum. 

Moda Hukuku Enstitüsü’nü daha önce duymuş muydunuz?

Duymuştum ama açıkçası çok kapsamlı olarak neler yaptığınızı bilmiyordum. Tanışmış olmaktan ve böyle bir kurumun varlığından ötürü çok mutluyum. 

 

  • project071

2016 Yılının Moda Hukuku Haberleri

Ocak 2016

CDFA & IMG vs. Fashion Law Week, Inc.

New York’ta Fashion Law Week isminde, moda haftası etkinliklerinin satışını yapan bir şirkete karşı Amerika Moda Tasarımcıları Derneği (CDFA) ve IMG dava açtı.

Nike vs. Skechers

Nike, Skechers markasının “Burst, Women’s Flex Appeal, Men’s Flex Advantage, Girl’s Skech Appeal ve Boy’s Flex Advantage” isimli modellerinin kendilerinin tasarladığı en az 8 modelin taklidi olduğunu iddia etti ve Portland’taki mahkemeye başvurdu.

Diesel’in Zaferi

Diesel, ürünlerinin taklidini satan 80’den fazla web sitesini kapattırarak 2 milyon dolar kazandı.

Şubat 2016

Adidas vs. Marc Jacobs & Forever 21

Adidas’ın Marc Jacobs ve Forever 21’a açtığı davalar sonuçlandı. Adidas’ın avukatları, Marc Jacobs ve Forever 21’la uzlaşmaya karar verdiklerini açıkladı.

Mart 2016

Hillair Cosmetics vs. Kardashian Beauty

Hillair Sermaye Yönetimi, Kardashian Beauty’nin kendileriyle yaptıkları anlaşmanın şartlarını yerine getirmedikleri için 180 milyon dolarlık tazminat davası açtı.

Nisan 2016

Beyoncé vs. Feyoncé

Beyoncé, üzerinde Feyoncé yazılı ürünlerin satışını yapan ve Feyoncé adında şirket kuran Andre Maurice, Leana Lopez ve Lee Lee’ye dava açtı.

Christine Kendall vs. Alexander McQueen

Kate Midddleton’ın meşhur gelinliğinin kendisi tarafından tasarlandığını iddia eden Christine Kendall, Alexander McQueen’e dava açtı.

Mayıs 2016

L’Oréal vs. European Court

L’Oréal’in Portekizli markanın “Idealia” ismi tesciline yaptığı itiraz, Avrupa Mahkemesi tarafından reddedildi.

Haziran 2016

Aquazzura vs. Ivanka Trump

Aquazurra, ikonikleşmiş ayakkabısını taklit ettiği gerekçesiyle Ivanka Trump’a dava açtı.

Temmuz 2016

Burberry vs. Burberry Perry

Burberry, ismini taklit ettiği gerekçesiyle rapçi  Burberry Perry’e dava açtı.

Ağustos 2016

Alexander Wang vs. 45 Taklitçi

Alexander Wang, taklitçilik davasından 90 milyon $ tazminat kazandı.

Topman vs. Faig Ahmed

Azeri sanatçı Faig Ahmed, İngiliz hazır giyim markası Topman’in, yaratıcısı olduğu bir tasarımını izinsiz olarak t-shirtler üzerinde kullandığını iddiasıyla mahkemeye başvurdu.

Eylül 2016

Zara vs. Devin Rose

Ünlü fast fashion markası Zara’ya Amerika’da mallarını gerçek dışı düşük fiyatlarla lanse edip tüketiciyi yanılttığı iddiasıyla Devin Rose tarafından 5 milyon dolarlık dava açıldı.

Ekim 2016

Ugg vs. Target & J.C. Penney

Target ve J.c. Penney’e karşı Ugg Australia 100 milyon dolarlık dava açtı.

Gucci  İkonografi Tescili

Gucci, yeni ikonografilerini korumak için marka tescil başvurusunda bulundu.

Yves Saint Laurent vs. Zadig & Voltaire

YSL’in iddiasına göre, Zadig & Voltaire markası, Champs-Elysées’deki iki mağazasında YSL’in Avenue Montaigne’deki konseptinin aynısını kullandı. Mahkeme, YSL’ni haksız bularak söz konusu markanın Zadig & Voltaire’e 300,000€ ödemesini ve bununla birlikte yaklaşık 100,000 € tutan mahkeme masraflarının da YSL tarafından karşılanmasına karar verdi.

Kasım 2016

Isabel Marant vs. Mango

Isabel Marant, 2013 Sonbahar/Kış koleksiyonundaki Scarlet adlı botun tasarımını birebir taklit ettiğini iddia ederek İspanyol fast fashion devi Mango’ya Fransa’da açtığı dava Marant lehine sonuçlandı.

Puma Tasarım Tescili

Puma Rihanna’yla gerçekleştirdiği  işbirliği sonucunda tasarladığı FentyxPuma ayakkabısı için aldığı tasarım tescili 24 Kasım’da Türk Patent Enstitüsü’nün Endüstriyel Tasarımlar Bülteni’nde yayımlandı.

Aralık 2016

Chanel vs. Fransız Hükümeti

Chanel, Fransız Hükümeti’nden yeni hızlı tren yolu projesinin iptalini talep etti. Chanel’in iddiasına göre, yeni tren yapılacak tren yolu ikonik ve tescilli parfümü olan No.5’in üretildiği çiçek tarlalarına zarar verecek.

Avrupa’da 8.5 Milyon Euro’luk Taklitçilik Operasyonu

İspanyol polisi, ülkede birçok markanın fikri ve sınai mülkiyet haklarını ihlal edenlere karşı düzenlenen tarihinin en büyük operasyonunda sahte ürün sattıkları iddiasıyla 71 kişiyi tutukladı. Bakanlığın yaptığı açıklamada, İspanyol yetkililerin, mağazalar, iskele gemileri ve antrepolara baskın düzenleyerek, çanta, saat, güneş gözlüğü ve mücevher de dahil olmak üzere 8 milyon euro (8.45 milyon dolar) değerinde sahte ürün ele geçirdiği bildirildi.

Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı

Türkiye’de Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı kabul edildi. Tasarıya göre, marka hakkına tecavüz edene 1 ila 3 yıl hapis cezası ve 20 bin güne kadar adli para cezası verilebilecek.

 

  • 15409458_10153975438496954_1728450106_o
  • Ekran-resmi-2011-09-10-9.38.32-AM

Tuvana Büyükçınar Röportajı

Kariyerinize başlama noktanızı anlatabilir misiniz?

Modaya karşı eğilimim ve hassasiyetim neredeyse çocukluk yıllarıma dayanıyor,  annemle birlikte tüm Vizon dergisi ekibi aracılığıyla da o dünyanın hep içinde oldum. Ama moda sektörüne aktif olarak girmem 1991 yılında çeşitli dergilerde moda editörlüğü yapmaya başlamamla gerçekleşti. Mimar Sinan Üniversitesi’nde Endüstri Ürünleri Tasarımı okurken ya dekorasyon ya da moda tasarımı alanında ilerlemek konusunda kararımı vermiştim. İlk markam olan “A46”yı, 1999 yılında Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi’nde o zamanki kapı numarası 46 (şimdi 42 oldu) olan Kaşıkçıoğlu Apartmanı’nda, uluslararası tasarım markalarını ithal eden konsept butiğimiz için kurduk.  2003 yılında ise eşim Selim’le “A46 Organization”u hayata geçirdik.  Yine 2005 yılında, öncesinde A46 mağazamızda zaman içerisinde ithal markalar yerine kendi tasarımlarıma yer vermeye ve tasarımlarımı dünya moda takvimine uygun olarak koleksiyon mantığı ve bütünlüğünde üretmeye başlamış olduğum için, aynı zamanda ihracatını da yapacağım “Tuvanam” markamızı ve hemen ardından eveningwear yerine daily-chic koleksiyonlarımızı içeren “Tutti”yi kurduk. Son olarak sevgili ortaklarım Emine Kütük ve Alara Koçibey’le 3 Moms ve 3 Homes markalarıyla çocuk odaları ve ev dekorasyonuna yönelmiş olduk.

Sizi diğer tasarımcılardan ayıran en önemli fark sizce nedir?

Aslında bu soruya cevap vermek için sizin dışarıdan görüşünüz ve mukayesenizi daha gerekli buluyorum, çünkü ben şahsıma münhasır ayrıştırıcı özelliklerimi düşündüğüm zaman, tüm diğer tasarımcıları yakinen tanımam gerektiği duygusuna kapılıyorum.  O açıdan belki de çok net ayrımlara değinemeyebilirim, zaten hepsi de öyle yapıyor diye düşünüyorum, dolayısıyla ben kendimi anlattıktan sonra bu konudaki fikir ayrılığı ya da görüş ayrılıklarının yorumlamasını size bırakayım. Ben son derece disiplinli bir şekilde işime sarılan, her şeyden önce heyecanla hareket eden, maneviyata çok önem verip, manevi duygularını da çok derin yaşayan, çok candan biriyim. Hiçbir zaman işim gereği profesyonelleşip, duygularımı bir kenara koyup, salt maddiyata ya da sonuca dayalı işbirliği ya da servis sağlayamıyorum. Ve de bir kadın olarak duygusal açıdan da koleksiyonlarımla özdeşleşmem sonucu kendim giyemeyeceğim, tercih etmeyeceğim tasarımları hayata geçirmiyorum, çünkü 16 yaşından 70 yaşına kadar beni anlatabilecek skalada bir koleksiyon ruhuna ve markaya sahibim. 16 yaşındayken giydiklerimde ne kadar şıksam 70 yaşında giydiğimde de âşık olacağım koleksiyonlar yapıp benim gibi, bana yakın zihniyet ve ruhta olanlara servis vermek istiyorum. Sorumluluk böyle olunca tamamıyla duyguların yönettiği koleksiyonlar ortaya çıkarıyorum. Öte yandan diğer tasarımcılardan farklı olarak kendimde gördüğümü söyleyebileceğim, şu anda faal olduğum sektörlere baktığımızda içi içine sığmayan, hayal ettiği her türlü projeyi gerçekleştiren, imkânsız nedir bilmeyen bir tasarımcı olmam. Örneğin biri gelip de “Yarına kadar bu mümkün müdür?” dediği zaman, insanlar haklı olarak, muhtemelen ekibine olan saygısından ya da zamana olan saygı ve bağımlılığından, “İmkânsız, maalesef yapamam” diyebilir ama ben “Hayır”ın değil, “Tabii ki yaparız”ın tarafında oldum her zaman. Ekibimi de bu şekilde geliştirdim diyebilirim. Çünkü bugün servis sektörü hakikaten çok nankör ama benim amacım o anda o servisi verdiğimde “kasama ne kadar meblağ giriyor” değil, “bir kişinin kalbini daha ne boyutta fethettim” açısıyla yaklaşmam. Bir de yanılmıyorsam yıllardır çok farklı koleksiyon ve temaları işlememe rağmen, bakıldığında “bu Tuvana Büyükçınar” dedirtmeyi başardım. Tabii ki birçok tasarımcıda da bu durum geçerli ama Türkiye’de benim gözlemlediğim şey,  tasarımcıların iki sezon arayla çok farklı şeyler yapabiliyor olması. Ama benim başladığım günden geldiğim güne kadar çizgim, ışıltılarım, kullandığım dokular, çok karakter değiştirdi diyemem. Şimdi bu sene böyle bir trend var, bunu yapayım gibi bir yaklaşımdan ziyade iç güdülerimle ve kendime kattıklarımla hareket ettim. Bu doğrultuda koleksiyonlarım daha çabuk benimsendi, benimsendiği için de markalaşma sürecim çok hızlandı. Demin de bahsettiğim, beni diğer tasarımcılardan ayırabilecek sanıyorum en belirgin özellik tasarım faaliyetlerimin ya da hayal gücümün sadece modaya yönelik değil, yıllardır savunduğum “moda her yerdedir, tasarım her yerdedir, vizyon her yerdedir, insanın yaşamına yansır, bu lifestyle bir özelliktir” bakış açımı geliştirerek sürdürmem. Çoğu kişi daha sınırlı bakıp, zaten modayı ancak bu şekilde yapabiliriz, işimizi halihazırda yönetiyoruz mantalitesine sahipken, benim önce organizasyonla adım attığım farklı sektörlere yönelik bakış açısını, Tuvanam Baby Couture’le devam ettirip, ondan sonrasında yepyeni bir vizyon olarak 3 Moms’ı hayata geçirip, 3 Moms’tan sonra da bugün 3 Homes’u lanse ettiğim, günün sonunda 4 markaya tasarımcılık hizmeti verdiğim ve kreatif direktörlüğünü yaptığım bir hayatım var. Böyle baktığınız zaman bir müşterimin Tuvana Büyükçınar tasarımlarıyla 16 yaşında, hatta ilkokul mezuniyetine gidersek daha 12-13 yaşlardan başlayan bir servisle, hatta daha da geriye gidersek bir mevlit elbisesiyle 1 aylık bebekken tanışması mümkün; o 1 aylık bebek 4 yaşına geldiğinde Tuvanam Baby Couture’le devam edip, daha sonra ilkokul mezuniyetinde kapımı çalıp, sonra ortaokul mezuniyeti, lise mezuniyeti derken söz kıyafeti, nişan kıyafeti, kına gecesi, gelinliği, düğünü, sonra bebek odası, şimdi de eviyle, aslında tüm hayatında var olabilmem söz konusu. Tüm bu branşlarda kendi kendimi de geliştirdiğim ve kendimi bulduğum, bir projede takıldığımda diğer bir markayla kendimi tekrar, adeta meditasyon yapar gibi yeniden doğurduğum alanlarda faaliyet gösteriyorum ve bunun da bir benzeri dünyada çok az sanıyorum. Ralph Lauren’i göz önünde bulundursam bile Home, Kids gibi markalarıyla onların da organizasyon ve bebek odası birimleri yok, o yüzden bu yapının eşini benzerini bilmediğim doğru, ben görmediysem o ayrı tabii.  

Muadilliniz yok gerçekten de! Markanızı oluştururken ve şirketinizi kurarken ilk olarak nereden başladınız? En dikkat ettiğiniz nokta ne oldu?

En dikkat ettiğim nokta ne istediğimi bilmek oldu. Ne istediğimi çok iyi biliyordum, beni neyin mutlu edeceğini biliyordum, dolayısıyla peşinden gittim. Daha sonra zaten diğer istediklerim de suyun kendi akacak yolunu bulması gibi dallandı, budaklandı, şekillendi, kocaman ağaçlar oldu hepsi. Bir markanın başlangıcı hep sancılıdır gerçi ama ben kriz ortamında, yani depremin üstüne bir markalaşma süreci geçirip A46’yı açan biri olarak, her zaman kendi segmentimizde lider olabileceğimizden ve bu ülkeye vizyon katabileceğimizden çok emindim.  Daha ilkokulda Eiffel’e çıkıp, Eiffel’in merdiven sayısını ezberlemekten tutun da, Paris’e her gittiğimde Louvre’u tekrar tekrar gezmek, gezdiğim odaları ve galerileri bir kez daha dağarcığıma kazımak gibi, çok güzel birikimlerle 20’li yaşlara geldim. Bu süreçte Sapanca’da köylülerle de yaşantım oldu, Burgazada’da bambaşka bir entelektüel hayatım da oldu, yaz okulları, ailemle gittiğim seyahatler, çok gezmek, çok görmek, çok biriktirmek benim hamurumu öyle bir şekilde hazırladı ki, üzerine de Mimar Sinan kimliği eklenince zaten vizyoner bir gencin inşa ettiği dallar ortaya çıkmış oldu, aslında çok büyük bir şey keşfedilmedi diyebilirim o bakımdan belki de. Ama 1999 yılındaki deprem krizinin üzerine, herkesin “Deli misin?” dediği bir dönem olmasına rağmen, birikimlerimin içimde fırtınalar kopartmaya başlamasının böyle rizikolu bir ana denk gelmesi yüzünden dursaydım hata yapmış olacaktım, durmadım, devam ettim ve sağ olsun tüm kainat da yardımcı oldu, başta ailem ve ekibim olmak üzere. Bu yolda ekibin ne olduğunu öğrendim, daha önceleri “ben” dediğim için “ekibim” demeyi öğrendim ve onlarla birlikte büyüdüm. Markalaşma süreci ise şöyle oldu: özel hayatımdan çok işim dedim, tatilden çok işim dedim, evlenip çocuk yapmaktan önce işim dedim,  her şeyden önce işim dedim, bugün de o bana meyvesini veriyor sanırım çünkü böyle bir zaman zarfında bu kadar sıyrılıp küçücük bütçelerle dev markalara kafa tutmak işinizi çok sevmek ve çok gözlemlemekten geliyor diye düşünüyorum. Tabii şöyle bir şey de var, anne-babası çalışan bir ailede büyüdüm, özellikle annenin çalışması sayesinde bir kadının neler yapabileceğiyle ve sınırsızlığıyla ilgili çok boyutlu bir öğrenim süreci oluyor, örneğin benim annem Maçka’da otururken Cağaloğlu’ndaki işyerine karda yürümüş bir kadındır. O gün işe gitmeme opsiyonu varken, kabul etmeyip, bastonla yürüye yürüye işe gittiğini bilirim. Hatta geçmişte ben de onun işine karşı sahipleniciliğinden evladı olarak şikayet ederken, bugün kendim de aynı şeyi yapıyorum. Yorgunluktan ölsem bile işime çok severek, koşa koşa geliyorum. Ama bu noktada annemin bir moda dergisinde çalışması, basının hayatımdaki gücünü, moda çekimlerinin, moda editörlerinin önemini bilinçle idrak etmem açısından çok önemli bir faktördü. Bir vücudun can damarlarının insana anatomik bütünlük içerisinde kan pompalamasını analiz edercesine, moda dünyasında markalaşmak için tüm kılcal damarları öğrenmiş oldum, markalaşmanın sadece yaratmak ve o tasarımı vitrine koyup satmakla olmadığını, bunun iletişim ayağının ki sosyal medya zaten bugün aldı başını gidiyor, sosyal medya gücünün, kişisel küçük organizasyonların, kalbe değmenin ne olduğunu bilerek ve tüm sacayaklarını keşfederek bu noktaya geldim. Sanırım o yüzden de bir anda saman aleviymişçesine markalaşıp yok olmak yerine yerimizi koruduk diyebilirim.

Siz depremin üzerine bir volkanik patlama daha yaratmışsınız böylelikle içinizde biriken enerjiyle Tuvana Hanım J Kariyer hayatınızda hukuki bir tavsiyeye ihtiyacınız oldu mu? Kariyer hayatınızda haklarınız için mücadele etmek durumunda kaldığınız olaylar yaşadınız mı? Yaşadıysanız bu durumda nasıl yol aldınız?

Çok oldu, olmaz mı? Öncelikle ilklerin tasarımcısı olduğum için, birçok tasarımda öncülük yaptığım, birçok malzemeyi öncül olarak kullandığım için, çok kişiye ilham kaynağı oldum. Ama artık bu bir yerde ilham kaynağı olmaktan çıktı, birebir taklitlere geçti. Hatta üretim yaptığım atölyeden, belirli bir ücret karşılığı ürünlerimin alınıp, üzerlerine başka tasarımcıların etiketleri konarak daha benim reyonuma girmeden satışa çıktığı günler oldu. Ürünlerimin mağazadan bizzat satın alınıp Osmanbey’de röprodüksiyonlarının yapıldığını görmek, birebir aynı kalıplarla müşterilerine servis verildiğini duymak, tüm bunlardan dolayı insan çıldıracak gibi oluyor ama aldığım cevap hep şuydu: “Patentini de alsan, iznini de alsan, en ufak bir değişiklik yapıldığı anda hiçbir yasal yaptırımı olmaz”. Bu noktada tabii ki hukuki destek almayı çok istedim ama herkes boşa çıkacağını söyledi, sanırım sizin sayenizde artık öyle olmayacak. Bir de bazen müşterilerle enteresan diyaloglar yaşanabiliyor, çok sorunlu, kendi kendisinden mutlu olamayan bir kadın, zaten problem çıkarmak için her türlü yola başvurmasının da ötesinde “Sizi mahkemeye vereceğim” diyebiliyor mesela elbise kafasındaki, hayalindeki gibi olmadığı için. Yani biz elimizden geleni yapmışız, Türkiye’de çalışmadığımız ne ünlü kişi, ne aile varken, bu kadar defile yapmışken, ulusal ve uluslar arası markalaşma sağlamışken, rüştümüz zaten belli, insanlar bir anda “Mahkemeye vereceğim” diyor, mahkemeden ne sonuç alacak, hayal gücünün karşılığını alamamasının duruşması ya da muhakemesi yapılabilir mi bilmiyorum ama bu gibi durumlarda benim de bir avukata danışmam gerekiyor tabii ki. Ya da bir tasarımcı olarak, çok duygusal yaklaşan biri olduğum için, hukuki haklarımın ya da müşteri karşısında kendimi koruyabilecek haklarımın ne olduğunu, ne mağazacılıkta, ne kişisel servis konusunda bilmiyorum, umarım bir gün sizin sayenizde öğrenme şansı bulurum.

 Yurt dışındaki tasarımcılar ve moda markaları sizce haksızlığa uğradıkları durumda ya da ürünlerinin taklit edildiğini düşündüklerinde hangi yollara başvuruyorlar?

Eminim hukuki süreçlere başvuruyorlar ama o noktada da şunu düşünüyorum. Louis Vuitton gibi dünya devi, hiçbir ekonomik sarsıntı geçiremeyecek bir şirket, bugün en çok taklit edilen markaya sahip. Yani belki her yerden toplatılıyor, cezai şartları var, ama halen belki de en çok üretimi Türkiye’de yapılıyor Çin’le birlikte. Bunun haricinde Lacoste tshirt örneği, Lacoste bugün eminim milyonlarca dolarlık tazminat davası açıyor ne kadarını kazandığını bilmesem de, ama ülkemiz zaten maalesef bu kopyalama ve işporta noktasında en başı çekenlerden bir tanesi. Şimdi dünya devlerinin kendini koruyamadığı ortamlarda benim gibi küçük bir üreticinin ya da tasarımcının nasıl başa çıkacağını düşünmek çok korkunç ama dünya devlerinin yöneticilerinin de, nasıl olsa fikir bizde, bizi beyin takımı olarak topyekun çalmaları gerekir diye düşündüklerini sanıyorum, ya da kendimi avutuyorum. Elbette cezai yaptırımlara yönelik çok ciddi avukatlık görüşmeleri ve anlaşmaları var diye tahmin ediyorum ama lokal ve global olarak bu konudaki yasalarla ve işleyişle ilgili çok yetersiz bir bilgi şüphesiz. Bu ders olarak çalıştırılmalı muhakkak, nasıl yapılıyor, yurtdışında ne gibi cezai müeyyideler var, bir tüketici olarak siz görüp o kurumu şikayet ettiğinizde, kuruma ceza tebliğ ediliyor mu, tüm bu konularda detaylı olarak bilinçlenmemiz şart.

 Moda hukukunu daha önce duymuş muydunuz?

Yurt dışında bu terminolojinin var olduğunu duymuştum ama Türkiye açısından herhangi bir girişim olmadığını, sadece patentlere başvurulup birtakım aksiyonlar alınabildiğini duymuştum. Zira Türkiye’de böyle bir oluşumun olacağı aklımın ucundan bile geçmiyordu çünkü eğitimin bu kadar geri olduğu bir ortamda ve ülkede, özellikle Arabesk popüler kültür haline gelmişken, bu tür kuralları olan ve de kişiyi koruyabilecek bir olgunun varlığına, hele şu anda ülkemizin uğraştığı bu politik ortamda sıra gelebileceğini hiç düşünmüyordum. Bugün röportaj vesilesiyle sizden duyduğum bu haber karşınızda son derece sevindim, bizim için, bize hizmet verebilecek muhteşem bir uzmanlık alanı bence, dediğim gibi yurt dışı için tabii ki varlığından haberdar olsam da. Ama Türkiye için çok sevindirici, bu güzel müjdeniz için sonsuz teşekkürler!

  • indir
  • indir

Gucci, Yeni İkonografilerini Korumak İçin Marka Tescil Başvurusunda Bulundu.

İtalyan moda markası Gucci, yeni ikonografilerini bir in-app oyun yoluyla tüketicilerin hafızasına kazımayı hedeflemekte. Alessandro Michele, Gucci’de dizginleri eline aldığından bu yana, bizleri bal arıları, yılan ve çeşitli çiçek desenini barındıran motifler ile tanıştırdı. Estetik bir dönüşüme uğrayan Gucci, hızla moda evinin imzası haline gelen Michele’in motiflerini tüketicilere tutarlı bir marka imajı sergilemek için kampanyalarında sürekli kullanmaya başladı.

indir

 

Gucci,  yanda belirtilen sembolleri içeren mobil oyunlar, kişiselleştirilebilir çanta, ceket, ayakkabılarının taklit edilmesini önlemek için söz konusu ürünler üzerindeki motif ve ikonografileri hukuken korumak için gerekli girişimlerde bulunduğunu açıkladı. Floransalı marka, tasarımlarını da kapsayacak şekilde başta marka ve tasarım tescil başvurularında bulunuyor. Özellikle, Temmuz ayı sonlarında Gucci, söz konusu motiflerin marka tescili kapsamında korunması için gerekli başvuruları tamamladığını duyurdu. Bu başvurular kapsamında: “At nalı şeklindeki Dionysos tasarımı;” “Mavi renkli iki şeridin arasında ve kırmızı bir şeridin üstünde bulunan altın renkli arı”,”Yeşil renkli iki şeridin arasında ve kırmızı şeridin üstünde bulunan altın renkli arı”, “Bir kaplan kafası” “Çizgili yılan tasarımı” “Sırasıyla mavi kırmızı ve mavi renklerinden oluşan bir şeridin üstünde bulunan yılan tasarımı” yer alıyor.
 

Ece Terziahmetoğlu

Kadir Has Üniversitesi Öğrenci Temsilcisi

 

  • 12509392_1118675514822585_115142145300819761_n

Niyazi Erdoğan Röportajı

Öncelikle sizi biraz tanımak ve kariyere başlama noktanızı öğrenmek istiyoruz.

20 Ocak 1978 Tarsus doğumluyum. İstanbul Teknik Üniversitesi mimarlık bölümünden 1999 yılında mezun oldum. Almış olduğum mimarlık eğitiminin yapmış olduğum işlerde çok büyük faydasını gördüm. Mimarlık okumak benim için çok büyük bir şanstı ve keyifle okudum. Mezun olduktan sonra büyük bir keyifle dört yıl profesyonel anlamda mimarlık yaptım. Mezun olduktan sonra aynı üniversitede Mimarlık ve Sanat Tarihi alanında yüksek lisans yaptım. Bu kış mimar bir arkadaşımla beraber tekrar bir projede yer aldım. Ben lisedeyken mesleklerle alakalı olarak çok bilinçli bir yönlendirme yoktu maalesef. Ben hep moda ile alakalı işler yapmak istiyordum fakat o zamanlar hep stilistlik olarak bilinirdi. Ayrıca matematik ve fen alanında da oldukça başarılı bir öğrenciydim. Durum böyle olunca güzel sanatlar mı okuyayım yoksa başka bir bölüm mü emin olamıyordum. Ailemin de düşüncesi kolumda her zaman bir altın bileziğimin olmasıydı. Bu sebeple onları da ikna edebileceğim bir bölüm okumam gerekiyordu. Hal böyle olunca mimarlık ve endüstriyel tasarım bölümleri başta olmak üzere tıp ise sonda olacak şekilde bir tercih listesi hazırladım. Doktor olmayı hiç istemiyordum fakat babam da tam tersi doktor olmamı istiyordu. Bu yüzden sonuç olarak mimarlık kazandığım halde bile tavır koydu, düşünün artık moda tasarımı olsaydı nasıl bir tepki koyardı. Ben tamamen ailemi düşünerek bir tercih yaptım ama büyük bir keyifle okudum. Hala bağlantılarım devam ediyor. Sınıf arkadaşlarım akademisyen oldular onlarla dersler veriyorum, beraber workshoplar, projeler yapıyoruz.

Mimarlık ile moda sektörünü nasıl bağdaştırıyorsunuz?

Mimarlık görsel olarak beni çok besleyen bir şey, ilham aldığım bir alan. Ben erkek koleksiyonu hazırlamayı mimarlığa çok benzetiyorum. Mimarlıkta bir sürü sınır vardır ve bu sınırlar içerisinde en iyisini yapmaya çalışırsın. Örneğin; arazinin koşulları, müşterinin parası, istekleri ve zevkleri vardır. Tüm bu sınırlar içerisinde en iyisini yapmaya ve en iyi mekân kurgusunun ortaya çıkarmak zorundasınız. Erkek giyimi de aynı bu şekildedir. Erkeğin çok keskin sınırları var. Onu giymez, bunu giymez, bu rengi sevmez, bunu kullanamaz… Bu yüzden daha işin tekniğine ve detayına ilişkin bir şeyler yapmak gerekiyor, ben de detay ve teknik geliştiriyorum. Tabi tasarım sürecim boyunca bunu idrak edip geliştirmem çok sonraları oldu. Ben daha başka şeylerin derdindeydim. Daha kostüm gibi işler yapıyordum, ilk koleksiyonlarım bu şekilde doğmuştu. Daha tiyatral şeyler yapıyordum. Aslında o dönemin stilinden ilham alırsın ve bu döneme uygun şeyler yaparsın fakat ben bire bir o dönemin kıyafetlerini tasarlıyordum. İlham almaktan öte direkt olarak onları yapıyordum. Çok az giyilebilir, giyilecek mi derdi olmadan yapıyordum. Sonuçta hizmet ettiğim sektör moda endüstrisiydi.

Tasarımcılık süreciniz nasıl gelişti?

Paris’e Parsons School of Design’a gittim. Dört yıl mimarlık mesleğimi yaptıktan sonra kafayı yeniden lisans okumakla bozmuştum. Henüz askere de gitmemiştim. Sonra İTKİB’in Genç Moda Tasarımcıları Yarışması vardı, şimdiki adıyla KOZA. Bir arkadaşım benim için başvuru formu almış ve doldurmuş. Ardından bana geldi ve ikimiz adına başvuru yaptığını benim de bu yıl katılacağımı söyledi ve böylece katılmış oldum. Ben o yarışmada finale kaldım. Katılan üç yüzün üzerindeki dosyadan finale kalmıştım. İTKİB tarihinde ilk kez mimar birisi finalist olmuştu ve oldukça etkileyici bir sunum gerçekleştirmiştim. Ardından yarışma ile birlikte artık bu organizasyonun kanatları altında bir tasarımcı olmuştum ve iş teklifleri geliyordu. Bir yandan mimarlık yaparken bir yandan da bir şirketin tasarım ofisinde çalışmaya başlamıştım. Ardından NESIGN Design Factory’i kurdum. Bu bir şahıs şirketiydi ve kurarken aslında kendi adıma tasarım yapmak gibi bir amacım yoktu, tamamen tasarım yapmak için kurmuştum ve bu adı vermiştim. Daha sonra onu kapattım Niyazi Erdoğan Limited Şirketi’ni kurdum. Tabi tüm bu süreçler boyunca da koleksiyonlar hazırlıyordum.

Diğer tasarımcılardan kendinizi hangi noktalarda farklı görüyorsunuz?

Şöyle söyleyeyim, farklı olma taraftarı değil de ben kendi özelliklerimi sayayım, siz de aradaki ayrımlar hakkında çıkarımlarda bulunun. Öncelikle Niyazi Erdoğan markasının çok belirgin bir DNA’sı var. Bunlardan bir tanesi maskulen bir marka olması, bu marka maskulen bir marka ve her ne kadar olmadığını iddia edenler olsa da ben öyle olduğunu konusunda diretiyorum. Çağdaş bir marka, tamamen şehirli, geleneklerine bağlı ve aynı zamanda mimariden ilham alan bir markadır. Benim milliyetçi bir tarafım da var, bunu özellikle vurguluyorum. Ben mesela sadece Türk mankenlerle çalışıyorum, yabancı manken çıkmaz defileme. Ek olarak Türkçe şarkı çalmak bana keyif veriyor, sadece Türk kumaşları kullanıyorum. Her zaman topraklarımızda var olan değerleri kullanıp ortaya çıkarmak gerektiğinin kanısındayım. Ayrıca tasarımcı her yaptığı şeyde aslında yaptığı işte aynı zamanda da iş adamı olduğunu unutmamalıdır. Marka sahibi olan bir tasarımcı olmak istiyorsanız eğer tasarımcılığınızdan çok iş adamlığınız konuşmalı. Ekonomiden, muhasebeden, üretimden, lojistikten vs. anlamak gerekiyor ya da bunların hepsini organize edebilecek güçlü bir yönetiminin olması gerekiyor. Bu işi hakkıyla yapabilen çok az tasarımcı var.

Markanızı kurarken ilk etapta en çok nelere dikkat ettiniz?

Bu sektöre ilk girdiğim zaman yaş itibari ile çok gençtim zaten. Bir marka yaratmak için yola çıkmadım. Benim tek niyetim üretmek ve onları insanlarla paylaşmaktı. Daha sonra bunun marka yaratma sürecinde olduğuna vakıf olmam beni İstanbul Fashion Incube tasarımcılarından biri haline getirdi. Orada birçok danışmanlık hizmeti aldık. Tasarımdan markaya kadar birçok konuda çok ciddi eğitimlere katıldık. Hatta bu eğitimlerden sonra ben kendi logomu bile değiştirdim. Bugünkü Niyazi Erdoğan logosu haline geldi. Eskiden imzamı kullandığım daha farklı bir logom vardı. Demek istediğim markamı kurma sürecini tamamen Incube’da kat ettim.

Kariyer hayatınızda hukuki bir tavsiyeye ihtiyacınız oldu mu?

Bu zamana kadar yaptığım herhangi bir şey birileri tarafından kullanılmadı. Markalaşma sürecinde de hiçbir hukuki tavsiye almadım ama ilk önce marka tescilimi vs. bir patent şirketi aracılığıyla gerçekleştirdim. Daha sonra kendi üzerime olanları şirketim üzerine aldım. Açıkça söylemek gerekirse bir hukuki danışmanım da şuan için yok. Çok büyük bir hukuki problemle de karşılaşmadım. Bir keresinde koleksiyon hazırladığımız bir Fransız şirketinin ürünlerinin tasarımında,  tasarım bölümünden biri Fransa’da ünlü bir fotoğrafçının çekmiş olduğu ikonikleşmiş bir fotoğrafı tişörte basmış ve şirket de ürünleri satın alıp satışa çıkarmıştı. Ardında fotoğrafçı o markaya karşı hak iddia etmişti ve şirkette doğal olarak koleksiyonu bizler hazırladığımız için bize gelmişti.

Bu hukuki konu hakkında nasıl bir yol izlediniz?

Konuyla ilgili olarak uluslararası bir dava olduğu için bir avukatla görüştüm. Telif haklarıyla ilgili olarak çok bir bilgisi yoktu fakat en azından usul açısından nasıl bir yöntem izlememiz gerektiğini gösterdi. Onun göstermiş olduğu yolda ilerledik. Sonuç olarak çözüme kavuşturduk.

Moda endüstrisine baktığımız zaman moda markaları ve onları takip eden endüstrinin geri kalanı var. Gucci, Fendi, Prada vs. bunlar en üstteler ve neredeyse trendleri onlar belirliyorlar. Bu sebeple aslında onların hak iddia ediyor olmaları gerekir ya da tasarımcı olarak benim hak iddia ediyor olmam gerekiyor. Prada benim bir tasarımımı taklit etse, bunu taklit ettiğine dair nasıl bir ispatta bulunacağım konusunda emin değilim, sonuçta karşımdaki adam Prada yani. Ben bunu yaşadım. “Gece” isimli koleksiyonu ilk yaptığımda aynı sezon Ermenegildo Zegna “Night” diye bir koleksiyon çıkardı. Fotoğraf çekimleri, ışık açıları bile o kadar benziyordu ki anlatamam. Tabii üzerinden baya bir zaman geçti bu olayın. Elbette ki bu sektörde birileri diğerlerini mutlaka takip ediyor. Bunlarla uğraşılıyor mu diye sorarsanız zannetmiyorum.

Bazen öyle şeyler oluyor ki göz yummak durumunda kalıyoruz. Mesela bir ürünü bir firma için tasarlıyorsun o aşamadan sonra her ne kadar ben tasarlamış olsam da o artık o firmanın ürünü ve götürüp markaya sunuyor, marka onu beğeniyor ama fiyat, kumaş vb. konularda anlaşamadığı zaman görseli alıp anlaştığı başka bir firmada yaptırıyor. Böyle şeyler de olabiliyor. Buna da üretici genel olarak göz yumuyor çünkü elinde o an için yürüyen aktif işleri var. Bir defasında da sebebini şuan hatırlamıyorum ama bir konu hakkında fikir almak için işinin ehli olan Av. Erdem Eren’e danışmıştım.

Niyazi Erdoğan bir erkek giyim markası, peki kadın ve ya çocuk koleksiyonu hazırlıyor musunuz?

Elbette, ihracatta kadın da hazırlıyorum, çocuk da hazırlıyorum. Benim için sadece erkek koleksiyonu hazırlıyorum diye bir şey yok. Benim markam sadece erkek markası ama ben her şeyi tasarlayabilen bir tasarımcıyım. Kadın, erkek, çocuk fark etmiyor anlayacağınız.

Peki sizce yurtdışındaki moda markaları ve tasarımcılar haksızlığa uğradıkları ya da ürünlerinin taklit edildiğini düşündüklerinde hangi yollara başvuruyorlar?

Çok bir bilgi sahibi değilim bununla alakalı olarak ama çok büyük markaların bunu çok ciddi bir şekilde takip ettiklerini biliyorum. Bu konuları takip edip ilgilenecek bir ekipleri mutlaka vardır.

Sizce üretim aşamasından önce ürünün herhangi bir fikri hak ihlali teşkil edip etmediğinin kontrolü mümkün müdür?

Moda sektörü buna uygun bir sektör değil maalesef. Ürünün tasarım aşamasından üretim aşamasına geçip, piyasaya sürüldüğü zaman arasındaki süreç inanılmaz kısa ve her şey çok hızlı ilerliyor. Tasarımın üretime girmeden önce böyle bir kontrolden geçmesi özellikle hızlı moda markaları için çok büyük bir zaman kaybı ve neredeyse imkânsız. Ürünün tasarlandığı an ile mağazada satışa çıktığı an arasında geçen süre sadece bir buçuk ay.

Bir spor ayakkabı markası için hazırlamış olduğunuz kapsül koleksiyondan bahseder misiniz?

Asics için geçen kış yaptığımız bir projeydi. Uluslararası bir marka olmasına rağmen yerel bir proje olarak Türkiye’de gerçekleştirildi. Asics’in PR ajansının düşüncesi markanın bir spor markası olduğu algısını kaybetmeden, sokak algısını arttırmadan satış rakamlarını yükseltmesi mümkün değildir şeklindeydi. Bu da bugün Nike’ın yaptığı şey aslında. İnsanlar NikeAir’lerini giyip sokağa çıkmadığı sürece sadece spor yapan insanların giymesi durumunda satış rakamları yükselmeyecektir. Bunun için küçük bir kapsül koleksiyon hazırlayıp lansman düzenledik, insanlara bu markayı anlatıp böyle bir algı oluşturmayı hedefledik.

İnci ile yapmış olduğunuz bir marka iş birliğiniz vardı. Kısaca bahsedebilir misiniz?

İnci için toplam dört koleksiyon hazırladım: 2012/2013 yaz, 2012/2013 kış, 2013/2014 yaz ve 2013/2014 kış. Bu benim ilk marka işbirliğimdi. Markanın isim hakkını kullanmak üzere iki yıllık böyle bir anlaşma yaptık. Marka ile yapılan sözleşme çerçevesinde tasarımlara ilişkin haklarımı markaya devrettim ve tabii kendi ismimi kullanma hakkımı da devrettim. Ürünlere benim ismim basıldı, benim logom kullanıldı. Bu projenin satış rakamları da oldukça iyiydi.

Ayrıca özellikle çantalarıyla bilinen bir aksesuar markanız olan NİYO var. Biraz da onun hakkında bilgi verebilir misiniz?

Şuan sadece çanta üzerine çalışıyoruz, IPad kılıfı da yaptık, sonrasında üretimini devam ettirmedik. Geçen yıl perakende sektöründeki durumlar sebebiyle karar verememiştik ama çantaların tasarımı ve üretimi halen devam ediyor. NİYO diye de ayrı bir şirket söz konusu. Ortaklı bir proje olarak başladık. Bu ortaklı limited şirketinin %50’sine ben sahibim. Ortaklar olarak aramızda bir görev dağılımı var onlar daha çok satış pazarlama ile ilgileniyor ben ise üretim takibi ve koleksiyonlarla ilgileniyorum. Bu markanın tüm hakları da şirkete aittir.

Defilelerinizdeki mankenler üzerinde gördüğümüz aksesuardan ayakkabıya tüm parçalar sizin tasarımınız mı, yoksa sponsorluk anlaşması yapıyor musunuz?

Görmüş olduğunuz tüm ayakkabı, terlik, çanta benim tasarımım. Bu zamana kadar ne gözlük, ne saat, ne de başka bir şey çıkmadı bana ait olmayan. Zaten birisinin benim defileme gözlüğünü çıkarması için bana yüklü miktarda bir para ödemesi yapması gerekir. İnci bana ayakkabı için sponsor oldu ve benim tasarlamış olduğum ayakkabıları üretti. Bir sezon da Konya Selçuk Üniversitesi öğrencileri ile yapmış olduğumuz proje kapsamında onlar ayakkabıları üretti.

Şu an öğrenmiş olduğumuz kadarıyla bir lisede ders veriyorsunuz. Hangi konu ve çerçevede bir eğitim veriyorsunuz?

Evet, Bayrampaşa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde ders veriyorum bu yıl. Bütün yıla dağınık bir ders programı hazırladım. Ben de eğitime dair bir şeyler yapmayı çok istiyorum. O okul da benim için çok kıymetli çünkü bazı şeylerden mahrumlar. Mezun olduklarında sadece modelist ya da makine ustası olacaklarını yahut hiçbir şey olamayacaklarını düşüneneler var aralarında. Onlara böyle bir şeyin olmadığını, bu sektörün nasıl bir sektör olduğunu iş kollarını tüm boyutlarıyla anlatmaya çalışıyorum.

Moda hukukunu daha önce duymuş muydunuz?

Moda Hukuku Enstitüsü ile duydum. Daha öncesinde sektöre ilk girdiğimde elbette ki hukuka dair terimler duymaya başlamıştım. Telif hakkı, marka tescili, tasarım tescili, patent vs. bunların yapılması gerektiğinin farkındaydım. Aynı zamanda Moda Tasarımcıları Derneği üyesi olduğum için oradan da biliyordum bazı şeyleri. Ama bu konu ile ilgili ilk ciddi eğitimi İstanbul Fashion Incube’da Moda Hukuku Enstitüsü sayesinde aldım. Daha öncesinde dediğim gibi sağdan soldan duyuyordum.

Şuan için bir hukuki danışmanlık hizmeti alıyor musunuz?

Hayır, şuan çalıştığım biri yok ama ihtiyacım olduğu anda sizlere ulaşabilirim. İnşallah böyle bir şeye ihtiyacım olmaz olursa da artık size geliriz.

Tolgahan Ercan Kayhan

Öğrenci Temsilcisi

Kemerburgaz Üniversitesi

 

 

 

 

 

  • indir (1)
  • indir (4)
  • indir
  • indir (1)
  • indir
  • indir
  • indir (2)
  • indir (3)
  • indir (1)

ÜNLÜ MARKALAR NEDEN TAKLİTÇİLİK YAPIYOR?

“Adidas” Çerçevesinde Bir İnceleme


Moda endüstrisi, günden güne kendini yenileyen ve diğer endüstrilerden farklı olarak daha yaratıcı olmayı gerektiren ve arz edildikten sonra talep doğuran, bu açıdan kendine özgü zorlukları olan bir sektör olarak karşımıza çıkıyor. Herkes tarafından kabul edilebilecek bu özelliklere rağmen, vitrinlerde hep birbirinin çok benzeri ürünler görmemizin sebebi neye dayanıyor? 

Yaratıcılık ve özgünlük moda sektörünün temel yapıtaşı; ancak tüketim çılgınlığı, tasarımcılara dayatılan zaman sınırlamaları, şirketlerin daha çok para kazanma kaygısı gibi etkenler bu dinamikleri hayli sarsıyor. Küresel birçok markanın vitrinleri birbirinin neredeyse aynısı ürünlerle dolup taşıyor. Adidas’ın Stan Smith serisi bunun en güncel ve güzel örneklerinden. Nedenini anlamak için Gucci, Saint Laurent, Givenchy gibi herkes tarafından bilinen lüks moda markalarının birkaç tasarımına göz atmak yeterli.

Bu yılın başlarında Adidas Originals’ın yöneticisi Arthur Hoeld, Reuters ile yaptığı röportajda: “Şu anda bizim koleksiyonlarımızı taklit eden lüks moda markalarının hiç de azımsanmayacak kadar.” Alman spor giyim devinin geçtiğimiz yılın sonunda, ürünlerinin taklit edilmesi gerekçesiyle aralarında Marc Jacobs ve Skechers’ın da olduğu oldukça fazla markayı dava ettiğini bilmeyen yoktur; ancak ya Adidas’ı taklit eden ve dava konusu olmayan diğer markalar? Akla Gucci, Isabel Marant, Saint Laurent ve Alexander McQueen gibi birkaç lüks moda markası geliyor. Bu konuyu tasarım unsurları açısından biraz ayrıntılı açıklayalım.

Stan Smith:

indir (1)

Adidas’ın en ünlü koleksiyonu tartışmasız Stan Smith. Moda endüstrisini büyük etkisi altına alan ayakkabı, ilk olarak 1965’te usta Fransız Tenisçi Robert Haillet adıyla anılmaya başlandı ve 1970’lerin başında büyük tenis efsanesi Stanley Roger Smith’e ithafen yeniden isimlendirildi.

Tasarıma teknik açıdan bakıldığında, Stan Smith, Adidas’ın klasik bir tenis ayakkabısı profiline yaklaşımını gösterir. Tasarım unsurları genel anlamda şu şekildedir: ince bir dil ve 7 sıra bağcıktan oluşan parlak bir üst yüzey, her bir ayakkabının dış kısmını süsleyen üç sıra açılı yerleştirilmiş delikler, her kısımda delikleri çevreleyen ayırt ediciliği sağlayan dikişler (dikişler ayakkabının yan tarafında orta tabanın üzerinde bir noktada birleşiyorlar, ayrıca yan tarafta ayakkabının burnuna doğru dikişler küçük dikdörtgen bir kutu oluşturuyor) ayakkabının gövdesiyle karşıtlık oluşturmaya meyilli bir renkte olan çıkık “bıyık şekilli” bir topuk ucu ve düz bir kauçuk dış tabandan meydana gelen bir topuk.

2008’de Amerika Oregon Bölgesi Bölge Mahkemesi’nce karara bağlanan Adidas America- Payless Shoe davasına göre, Adidas, Superstar’ın Ticari Takdimini 1969 yılında yapmıştır ve o zamandan bu yana ürünün ana özellikleri değişmemiştir. Ürün şunlardan meydana gelir: (1) Ayakkabının yan tarafında eşit uzaklıkta bulunan deliklere paralel üç paralel çizgi ( örneğin, Üç Çizgi İşareti); (2) kauçuk bir “deniz kabuğu(midye) burun”; (3) bilhassa düztaban; (4) ayakkabının Adidas olduğunu tanımlamaya yarayan dış arka topukta bulunan renklendirilmiş bir kısım. Bu 4 unsur markanın hukuken korunan Superstar Tescil Takdimini meydana getirmek için bir araya gelir ve Adidas’ın izni olmadan bu tasarımı kullanan diğer markalara karşı dava açma hakkını verir.

Taklitleri:

indir

 

 

 

 

 

 

 

Sol üstten saat yönünde: Saint Laurent, Common Projects, Givenchy, Kobi ve GREATS

Stan Smith, kesinlikle Hoeld’un değindiği en sık taklit edilen koleksiyonlardan biri. Geçtiğimiz yıl yaptığımız haberlerde de belirttiğimiz üzere, Paris menşeili marka, Isabel Marant, Adidas’ın klasik Stan Smith’i ile ciddi ölçüde benzerlik taşıyan spor ayakkabıyı tanıttı. Marant’ın ayakkabının yanlarında benzer dikişi kullanmasının, benzer bir dış tabanı taklit etmesinin ve ayakkabının görsel olarak tıpatıp aynı profilde olmasının yanında, markanın Bart spor ayakkabısını en başından beri bilhassa problemli hale getiren şey topuk ucunun mevcudiyeti ve yerleştiriliş biçimidir. Bunlar Marant’ın ayakkabısında oldukça belirgin bir Adidas hissine yol açan en önemli unsurlar.

Marant’ın Bart spor ayakkabısından sonra, Alexander McQueen’in “Oversized” spor ayakkabısı çıktı. Marant’ın ayakkabısı ile çok benzer şekilde McQueen de neredeyse aynı tasarım unsurunu (topuk ucu) kullandı. Mcqueen’in ayakkabısı aynı zamanda ayakkabının yan tarafındaki delikler, delikleri çevreleyen benzer bir dikiş, düz bir topuk (McQueen’dekiler biraz daha kalın) ve deniz kabuğu desenli yuvarlak burun dâhil olmak üzere Adidas’ı çağrıştıran başka unsurlar da içeriyor.

Aynı zamanda bu grubun içindeki hem Saint Laurent’in SL06 Spor Ayakkabısı SL01 Court Classic Deri Spor Ayakkabısı hem de Givenchy’nin Deri Spor ayakkabısı, Adidas’ın Stan Smith’inkine benzer bir profile ve topuk ucuna sahip olarak dikkatlerden kaçmıyor.
indir (2)

Daha problemli ayakkabılardan biri de, Virgil Abloh’un Stan Smith’e benzeyen koleksiyonu için aldığı Off White. (yandaki resmi olan) Siyah ve beyaz renk seçenekleri de bulunan tartışılan tasarımda yan taraflarda çapraz çizgiler kullanılması da (Adidas Superstar modeli tarzında) üzerinde logo yer alan topuk ucu da, Adidas modelleri ile ciddi bir karışıklık yaratıyor.

Adidas’ın ileri sürebileceği muhtemel argümanlardan biri de Adidas’ın ayırt edici topuk ucu olmamasına rağmen, GREAT’in Royale Deri Spor Ayakkabısının, Common Projects’in Retro Deri Spor Ayakkabısının, BAPE’nin Bapesta Squash spor ayakkabısının ve IRO’nun Kobi Spor Ayakkabısının görünüş itibariyle rahatsız edici derecede Adidas’a benzer olduğudur.

 

Adilette Terlik:

indir (3)Adidas’ın Adilette terliği büyük ihtimalle en iz bırakan ikinci ayakkabısı ve dolayısıyla en çok taklit edilen başka bir ürünü. 1972 yılında piyasaya sunulduğundan beri gıpta ile bakılan Adilette banyo terliği, özellikle Raf Simons ve diğerlerinin klasik stili revize ettiği hali, aynı zamanda son yıllarında moda endüstrisinin favorisi olan bir ürüne dönüştü.

Adidas, Federal ticari takdim şekline veya terliğin görünüş ve tasarımı için tasarım korumasına sahip değilse de, spor giyim markası terliğin üst kısmındaki 3 çizgiyi koruma altına alan marka tescili korumasına sahiptir. Bu, markaya, birkaç yıl önce K-Mart’ın sattığı 4-çizgi ayakkabıları gibi bariz taklitleri ile mücadele etmesine izin vermektedir. Aslında bir kalıp olan, terliğin öne doğru daralan ayakkabı tabanından, düz kauçuk dış tabandan, dıştan tabanların altına doğru giden deliklerin olduğu bir üstten meydana gelen görünümünü taklit etmeye karşı koruma çok azdır. Ticari takdim şekli, ürünün kaynağını belirten, tanımlayan ve diğer ürünler ile ayırt edilmesini sağlayan, ürünün genel görünümünü ifade eden marka koruma yöntemlerinden biridir. 
Taklitler:

indir (1)Sol üstten saat yönünde: Marc by Marc Jacobs, Givenchy, Versace, Coach ve Loeffler Randall

Lüks markalara ait taklitleri kesinlikle göz ardı edilecek kadar değildi. Hatta özellikle geçtiğimiz birkaç sezon boyunca, podyumda Adidas’ın Adilette’e doğrudan gönderme yapıldığını iddia edebileceği oldukça fazla banyo terliği gördük. Gucci, Givenchy, Valentino ve Versace gibi moda evlerinden, biraz daha makul fiyatlı Coach, Marc by Marc Jacobs ve Loeffler Randall gibi markalara kadar her marka benzer ayakkabı tabanı ve üstü olan ayakkabılar piyasaya sürdü. Gucci hariç olmak üzere bu tasarımların tümünde Adidas’ın ayırt edici 3-çizgili kullanılmaktaydı. Sonuç olarak, moda evlerinin uluslararası markalara, moda markalarının milyar dolarlık moda holdingleri haline gelmesi ile birlikte artan talebe yetişme kaygısı tasarımcıların yaratıcılıklarını sınırlamakta ve inovatif düşünmelerini engellemektedir. Markaların daha fazla gelir elde etmek amacıyla “Sezon Öncesi” ve “Tatil” koleksiyonları eklenince tasarımcılar zaman bakımından da son derece kısıtlanmış olmakta ve dolayısıyla ortaya farklı bir ürün çıkaramamaktadır.

Tüketicilerin tavırlarının da bu eğilimi körüklediğini söylemek yanlış olmaz.  “Modadan/Moda olandan” vazgeçmek istemeyen ve bu konuda risk almak istemeyen tüketiciler birbirinin benzeri ürünleri tercih etmekte ve markalar da bunun sonucunda risk alıp yeni tasarımlar ortaya koymak yerine, hali hazırda başarılı olmuş ve büyük bir kitleye hitap eden markalardan (Adidas gibi)  ilham alıp benzer ürünler yapmayı seçmektedir.

Diğer markaların popüler tasarımlarının sadece logolarını değiştirip mağazalarında raflara dizen moda markaları bu eylemden hiç çekiniyormuş gibi görünmüyor. Birçok şirket davalardan çıkacak tazminat miktarları zararlarını karşılamayacağı inancından bu yola hiç başvurmuyorlar. Taklitçi firmalar ise aleyhlerine çıkabilecek tazminat miktarını çok daha üstünde paralar kazandıkları için bu hırsızlıktan kaçınmıyorlar.

Konudan şikayetçi olan ve çözüm arayanlar markalar için cevap aslında gayet basit; tasarımcıların ve sektörün üzerindeki söz konusu bu baskı azalmadan, gerçek tüketicinin talep ettiği inovatif ürün yelpazesini karşılayacak bir moda endüstrisinden bahsetmek pek mümkün olacak gibi durmuyor.

Moda Hukuku Enstitüsü Öğrenci Temsilcisi
Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Seren Deniz YANIK

 

  • 2v3a9339-2-1-646×1024
  • ahmed-768×419

Dünyaca Ünlü Kıyafet Markası Topman Taklitçilikle Suçlanıyor

Azeri sanatçı Faig Ahmed, İngiliz hazır giyim markası Topman’in, yaratıcısı olduğu bir tasarımını izinsiz olarak t-shirtler üzerinde kulladığını iddia etti.Ahmed’in “Oiling” isimli eriyen görünümlü Orta Doğu kilim motifi, Topman’in “Globe Faded Black Tank Vest” isimli t-shirtüyle inanılmaz benzerlik gösteriyor. Topman iddiaların ardından söz konusu ürünü internet sitesinden kaldırdı.
Hyperallergic’e açıklama yapan Faig Ahmed ise “Sanatıma zarar vermemek için özellikle ünlü firmalarla çalışmak istemiyorum. Bu tarz fikri hak ihlallerini ilgilendiren davaların masrafları çok büyük meblağlara ulaşabiliyor ve süreç hayli yorucu. Hatta sırf bu yüzden birçok sanatçı hakkını aramaktan vazgeçiyor.” dedi.  Ahmed, eserinin çalınmasının dışında, sanatının özensiz olarak taklit edilmesinden de şikayetçi.
Ahmed, Topman ve t-shirt üreticisi Globe’a bu durumla ilgili ulaştığını ancak daha geri dönüş alamadığını ifade etti. Topman ve Globe markalarının konu ile alakalı yasal bir açıklama yapması bekleniyor.
Moda Hukuku Enstitüsü Öğrenci Temsilcisi
Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Selen Zafer
  • Max Vadukul Alexander Wang

Alexander Wang, Taklitçilik Davasından 90 Milyon $ Tazminat Kazandı.

Alexander Wang’in New York Bölge Mahkemesi’nde görülen taklit ürün ve korsan alan adı davası Wang lehine sonuçlandı.
 
Dava kapsamında, 45 davalıdan hiçbiri mahkemeye gelmediğinden haklarında gıyabi hüküm verildi. Mahkeme 90 milyon $ zararın tazmin edilmesine ve Alexander Wang ibaresini içeren 459 alan adının kapatılmasına karar verdi. Kararda bahsi geçen web sitelerinin yasal perakendecilermiş  gibi tasarlandığı ve hatta birçoğunun orijinal sitenin tasarımını bire bir taklit ettiğine da değinildi.
 
Bu doğrultuda, 2010’da kurulan Operation in Our Sites, U.S. Immigration and Customs Enforcement (ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) isimli fedaral kolluk kuruluşunun, Pay Pal ile birlikte çalışarak davalılarla bağlantılı hesaplara ve taklit ürün satan web sitelerine el koyabildiği de biliniyor. Ancak, söz konusu işbirliği kapsamında sadece 200 $ gibi düşük meblağlara el konulabiliyor olması Wang’in kazandığı 90 milyonluk rakamın 1 milyon $ kısmının tazminini bile hayli güçleştiriyor.
 
Wang şirketinin genel müdürü karar hakkındaki açıklamasında ise : “Şirketimiz fikri ve sınaî mülkiyet haklarını koruma konusunda çok hassas davranmaktadır. Şirketimizin bu duruşu küresel ölçekte sürekli olarak ihtiyatlı davranmayı ve ulusal ve uluslararası düzeyde taklit ürün satan korsan siteler hakkında haksız uygulamayı durdurma konusunda hukuki önlemler almayı gerektiriyor. Markamızı kurduğumuzdan bugüne kadar şirketimiz zamanını, sermayesini ve emeğini farklı ve eşsiz ürünler yaratmaya adamaktadır. Mahkemenin lehimize vermiş olduğu bu karardan dolayı mutlu olduğumuzu ve taklitçilikle mücadelemizin devam edeceğini belirtmek isterim.”
 

Moda Hukuku Enstitüsü Öğrenci Temsilcisi
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ali Cem Bilgili
  • dama
  • dama2
  • dama4-givenchy-men-ss-17

Moda Hukuku Penceresinden: Gıvenchy İlkbahar 2017 Erkek Koleksiyonu Defilesi

4 Mayıs 2015 tarihinde Louis Vuitton’un dama desenini tescil ettirme başvurusu, Avrupa Birliği Patent Ofisi (EPO) tarafından reddedilmişti. Bu reddin ardından, moda evlerinin ilgili dama desenini kullanacağı tahminlerimiz arasındaydı. Tahminlerimizde yanılmadığımızı Givenchy kanıtladı.

Geçtiğimiz hafta Paris’te İlkbahar 2017 Erkek Koleksiyonları sergilendi. Bütün defileler arasında Moda Hukuku açısından en ilgi çekici olan Givenchy’nin defilesiydi. Givenchy, Louis Vuitton’un tekelinde tutmak istediği açık/koyu kahverengi dama desenini kendi podyumuna taşıdı. Defile boyunca sergilenen 6 lookta söz konusu desen kullanıldı. Givenchy’nin bu hareketini, diğer moda markalarının da takip edeceği kanısındayız.

  • mfw-runway-recap3
  • jeremyscott4
  • VDAD
  • Batman_Her_Universe_Fashion_show

Moda Hukuku Penceresinden BATMAN

Batman ve yan karakterleri sıklıkla moda tasarımcılarının koleksiyonlarında karşımıza çıkıyor. Birçok moda markası kapsül koleksiyonlar hazırlayarak pastadaki payını artırmayı hedeflerken, özellikle “Kara Şövalye Yükseliyor” ve “Batman Süpermen’e Karşı” filmlerinin vizyon tarihinin öncesinde ve sonrasında “Batman” tasarımlarının ön plana çıktığını zaten hepimiz gözlemliyoruz. Batman tasarımları sadece moda sektörünün giyim ve kıyafet sınıfında değil; geniş bir yelpazede sıklıkla karşımıza çıkıyor.

Söz konusu bu tasarımlar aynı zamanda fikri ve sınaî mülkiyet hak ihlallerini de beraberinde getiriyor. Moda Hukuku açısından dikkat edilmesi gereken en önemli husus, bu tasarımların üretiminden ve piyasaya sürülmesinden önce lisans sözleşmelerinin yapılmasının gerekliliği…Aksi halde, marka hakkına tecavüz, fikri ve sınaî mülkiyet hak ihlalleri ve haksız rekabet konularında davalarla karşı karşıya bulunma riski bulunuyor.

Moda hukuku açısından Batman karakterinin marka tescil sürecini sizin için aşağıdaki gibi özetlemeye çalıştık.

Batman_Her_Universe_Fashion_show

 

 

 

 

 

 

 

Batman, Marka Tescil Süreci:

Batman, Marka Tescil Süreci: Batman marka tescili, ABD ve Avrupa’da farklı zamanlarda yapıldı. Tesciller, korumayı geniş tutmak için birden fazla sınıfta ele alındı. Buna rağmen hukuk ihlalleriyle birçok markada karşılaşıyoruz. ABD’de ilk tescil DC Comics tarafından 1967 ele alındı. Batman’s Detective Comics, Batman and Robin, Beware The Batman adları ve/veya şeklileriyle marka olarak farklı zamanlarda koruma altına alındı. Son marka tescili DC Comics tarafından Batman V Superman Dawn of Justice adıyla alındığını biliyoruz. Avrupa’da ise, DC Comics’in marka tescili ilk defa 1998’de Batman adıyla koruma altına alındı. (2026 yılında koruması sona eriyor.) Yine DC Comics’in marka tescili 2005 yılında Batman Begins adıyla koruma alanını genişletti. (2024 yılında koruması sona eriyor.) Beware the Batman ibaresi ise yine DC Comics tarafından, 2013’te tescil ettirildi. (2022 yılında koruması sona eriyor). DC Comics tarafından yapılan son tescil ise, Batman V Superman;Dawn of Justice ibaresi şekille birlikte 2014 yılında gerçekleşti.

Burak Taha Artun 

Moda Hukuku Enstitüsü Öğrenci Temsilcisi (Marmara Üniversitesi Hukuk Fak.)

 

 

  • IMG_5634

Moda Hukuku’nun ABC’si Eğitim Programı

Moda Hukuku Enstitüsü olarak, ikincisini gerçekleştirdiğimiz “Moda Hukuku’nun ABC’si” sertifika programını tamamlayarak öğrencilerimize sertifikalarını verdik.

  • IMG_5300
  • IMG_5313
  • IMG_5314
  • IMG_5317
  • IMG_5319
  • IMG_5320
  • IMG_5323
  • IMG_5325
  • IMG_5327
  • IMG_5341

Moda Hukuku’nun ABC’si Sertifika Programı

Moda Hukuku Enstitüsü olarak, Vakko Esmod işbirliği ve 8 eğitimci eşliğinde gerçekleştirdiğimiz “Moda Hukuku’nun ABC’si” sertifika programını tamamlayarak öğrencilerimize sertifikalarını verdik.

  • begümbaşloğlulogo
  • aliılıcaklogo
  • erdemeren1logo
  • pınarsezginlogo (1)

Markalaşma Yolunda Moda Hukuku’nun ABC’si

 

Markalaşma Yolunda Moda Hukuku’nun ABC’si sertifika programı, Vitali Hakko Kreatif Endüstriler Kütüphanesi küratörü Begüm Başoğlu’nun anlatacağı “Moda Nedir ve Modanın Diğer Disiplinlerle Etkileşimi” dersiyle 31 Ekim’de başlıyor.

 

Eleven Paris’e bir çok ünlü tarafından dava açıldı.

Beyonce, Rihanna, Kanye West ve daha birçok isim Eleven Paris’e dava açtı.
Fransız moda markası Eleven Paris’in, hukuka uygun olmayan bir şekilde sanatçıların görsellerini kullandığı, kişilik haklarına zarar verdiği, fikri ve sınaî haklarına tecavüz ettiği ve haksız rekabet yaptığı ileri sürülüyor. Açılan davada, Jay-Z ve Pharrell Wiliams gibi ünlüler de bulunuyor.

MTMzNTgxNTg4MDQ1ODE5ODc0

Ayrıntılar İçin Tıklayın

Eleven Paris items featuring Rihanna and Kanye West. Photo: Official case documents

  • grendene
  • mello11

Tasarımcı Fernando Mello Brezilyalı ayakkabı şirketi Grendene’ye dava açtı.

Brezilyalı ayakkabı tasarımcısı Fernando Mello, kendi tasarlamış olduğu parmak arası terliklerini kopyaladığı gerekçesiyle, Brezilyalı ayakkabı şirketi Grendene’ye dava açtı.Tasarımcı Fernando Mello iddiasına göre, 2007-2008 tarihleri arasında kendisinin söz konusu parmak arası terlik modelini çıkarılabilir askılı olarak tasarladığını, 2012 yılında da davalı olduğu ayakkabı şirketi Grendene’ye prototipini yolladığını ve bu şirketin aralarından bir anlaşma olmadan söz konusu tasarımı kopyalayıp piyasaya sürdüğünü belirtmiştir. Grendene şirketinin Gisele Bündchen ve Ivete Sangalo gibi birçok sanatçı ve model ile reklamanı yapmış olduğu parmak arası terlik tasarımları olmasına rağmen şirketin daha önce tasarımcı Fernnando Mello’nun tasarlamış olduğu “çıkarılabilir askılı” modelinin bulunmaması bu iddiaları kuvvetlendirmek adına tasarımcı Mello tarafından mahkemede ileri sürülmüştür. Buna ek olarak, 26 Mart 2008 tarihinde Brezilya Marka ve Patent Ofisi’ne “çıkarılabilir askılı” parmak arası terlik tasarımı için patent başvurusunda bulunduğunu ve davalı şirket ile aralarından geçen yazışmaların da delil olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. 

Kararın tamamın görmek için buraya tıklayın….

SOSYAL MEDYADA BİZİ TAKİP EDEBİLİRSİNİZ

YASAL UYARI

Web sitemiz, kamuya genel bir bilgi sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.
2017 © Tüm telif hakları Moda Hukuku Enstitüsü’ne aittir.
Moda Hukuku Enstitüsü web sitesinin kısmen ya da tamamen kopyalanması yasaktır ve aksi davranış telif hakkı ihlali teşkil eder.

open